Bazı günler vardır; takvimde yalnızca bir yaprak değildir. İnsanın içine dokunur, sessizce kalbin kapısını çalar. Arife günü de böyledir. Bayramdan bir gün önce değildir sadece; yüreğin bayrama hazırlanma provasıdır.
İnsan bazen fark etmeden yorulur. Kırılır. İçinde büyüttüğü sessizlikler olur. Söyleyemediği cümleler, tamamlayamadığı vedalar, saramadığı yaralar taşır. Arife günü işte tam da bunun için gelir sanki. İnsana kendi içine dönmesi için bir fırsat sunar.
Belki en güzel arife duası şudur:
“İçimde ne kırık varsa, bayrama şifa bulmuş olarak ulaşsın.”
Çünkü bayram yalnızca yeni kıyafetler, hazırlanan sofralar, alınan şekerler değildir. Bayram önce insanın içini temizlemesidir. Kırgınlıkları azaltmak, gönül yüklerini hafifletmek, affetmeyi öğrenmek, özlem duyduklarını aramak, unutulan kapıları yeniden çalmaktır.
Kurban Bayramı’nın özü de tam burada saklıdır.
Paylaşmaktır.
Gözetmektir.
Bir olmaktır.
Bir sofrada buluşabilmektir.
Bir lokmayı bölüşebilmektir.
Ulaşabildiğine değil, ulaşamayana da ulaşabilmektir.
Bereket bazen sofradaki yemek değildir; aynı masada oturan insanların birbirine ayırdığı zamandır. Bir büyüğün duasıdır. Bir çocuğun kahkahasıdır. Sessizce uzatılan bir yardım elidir.
Kurban ise yalnızca kesilen bir ibadet değildir; insanın kendi içindeki bencilliği, kibri, kırgınlığı, öfkeyi de kurban edebilmesidir. Teslimiyettir biraz. Kendinden daha büyük bir hikmete güvenebilmektir.
Çünkü teslim olan insan yakınlaşır.
Önce Rabbine…
Sonra kendine…
Sonra birbirine…
Belki de bu yüzden bayramlar insanı birbirine yaklaştırır.
Arife günü, kapıların eşiğinde duran sessiz bir öğretmen gibidir. Bize hatırlatır:
Sevgi ertelenmesin.
Kırgınlık büyümesin.
Bir telefon gecikmesin.
Bir gönül unutulmasın.
Ve bayram geldiğinde sadece sofralarımız değil, yüreklerimiz de hazır olsun.
Bu arife gününde niyetimiz güzel olsun.
İçimizde ne kırık varsa şifa bulsun.
Kapımız berekete, soframız paylaşmaya, gönlümüz yakınlaşmaya açılsın.
Çünkü bazı bayramlar takvimde başlar.
Bazıları ise insanın içinde…