Eğitim söz konusu olduğunda artık rakamları konuşmaya çok alıştık. Puanlar, yüzdelikler, sıralamalar, sınav sonuçları, uluslararası göstergeler… Bir yerde grafik yukarı doğru çıkıyorsa içimiz rahatlıyor: Başarılıyız.
Fakat uzun zamandır bir eğitimci olarak zihnimi meşgul eden bir soru var: Her yükseliş gerçekten iyiye gidiş midir?
Çocuklarımız daha fazla bilgiye ulaşıyor. Teknolojiyi bizden çok daha hızlı kullanıyor, dünyanın öbür ucundaki gelişmelerden birkaç saniye içinde haberdar olabiliyorlar. Bunların her biri önemli ve çağın dışında kalamayız. Bütün bunları konuşurken başka bir şeyi de ölçmemiz gerekmiyor mu?
Bir çocuk kendi dilinin inceliklerinden uzaklaşıyorsa, bir atasözünün taşıdığı anlam dünyasını kavrayamıyorsa, yaşadığı şehrin hikayesini bilmiyorsa, geçmişiyle bugün arasında bağ kuramıyorsa; yalnızca sınav puanının yükselmesini başarı kabul edebilir miyiz? Belki de eğitimde asıl meselemiz tam burada başlıyor. Çünkü eğitim yalnızca çocuğa daha fazlasını öğretmek değildir. Ona öğrendikleri arasında bir anlam kurabilme yeteneği kazandırmaktır. Nereden geldiğini bilirken dünyaya bakabilmesini, kendi kültürünü tanırken başka kültürleri anlayabilmesini sağlamaktır.
Biz bazen çağdaşlaşmak ile geçmişten uzaklaşmayı birbirine karıştırıyoruz. Oysa dünyayı tanımak için kendi dünyamızı terk etmek zorunda değiliz.
Bir çocuk yapay zekâyı kullanabilir ve babaannesinin anlattığı bir hikâyenin kıymetini de bilebilir.
Bilimsel gelişmeleri takip edebilir ve kendi şehrinin tarihini de merak edebilir.
Yabancı bir dili çok iyi öğrenebilir ama kendi dilinde düşünmenin, hissetmenin ve kendini ifade etmenin zenginliğini de taşıyabilir.
Dünyaya açılabilir ama köklerinden kopmak zorunda değildir.
Hatta bana göre asıl güçlü nesil tam olarak budur: Kökleri olan ama ufku sınırlı olmayan nesil.
Bu nedenle eğitimin başarısını yalnızca sınavlarda aramanın eksik olduğunu düşünüyorum. Çünkü sınav bize çocuğun kaç soruyu doğru yaptığını gösterebilir fakat nasıl bir insan olduğunu söylemez.
Merhametini ölçmez.
Sorumluluk duygusunu ölçmez.
Kendi kültürüne duyduğu aidiyeti, büyükleriyle kurduğu bağı, yaşadığı şehre karşı hissettiği sorumluluğu ölçmez.
Belki de eğitimde ölçülmesi en zor olan şeyler, kaybettiğimizde bedelini en ağır ödediğimiz şeylerdir. Elbette çocuklarımız bilim öğrensin. Teknolojiyi kullansın. Dünyayla yarışsın. Başarılı olsun. Başka dilleri, başka toplumları ve başka düşünceleri tanısın. Fakat bütün bunları yaparken kendisi olarak kalabilsin.
Çünkü eğitim bir çocuğu yalnızca geleceğin mesleğine hazırlamaz; onu geleceğin insanı haline getirir. Eğitimde hangi göstergenin kaç basamak yükseldiğini konuşurken belki bir soruyu daha sormalıyız:
Puanlarımız yükselirken çocuklarımızın kendi hikayeleriyle bağı da güçleniyor mu?
Eğer bu soruya gönül rahatlığıyla cevap veremiyorsak, grafiklerin yukarı doğru çıkması tek başına yeterli değildir. Çünkü gerçek eğitim başarısı, yalnızca çocuğun puanını yükseltmek değildir. Aklını geliştirirken hafızasını korumak, dünyasını genişletirken köklerini kaybettirmemek ve bilgiyi artırırken insanlığını da büyütebilmektir.