Eğitimi anlamanın yolu rakamlara bakmaktan önce insana bakmaktan geçer. Çünkü eğitim, nihayetinde puan üretme ve sıralama yükseltme işi değil, insan yetiştirme işidir. Rakamlar bir neticeyi gösterir. Fakat insanın istikametini, değerlerini, vicdanını, irfanını ve hayata bakışını tek başına gösteremez.
Bir çocuğun matematikte başarılı olması elbette kıymetlidir. Fen bilgisini iyi öğrenmesi, okuduğunu doğru anlaması da öyledir. Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir hakikat vardır. Bilgi insanda neye dönüşmektedir? Bilgi hikmete, hikmet ahlâka, ahlâk güzel amele dönüşmüyorsa eğitim tamamlanmış sayılmaz.
Medeniyetimizin insan tasavvuru, eğitim düşüncemize derin bir ufuk açar. İnsan yalnızca bilen değil, akleden, düşünen, anlayan, ibret alan, sorumluluk taşıyan ve emanet yüklenen bir varlıktır. Kültür haline getirdiğimiz inancımızınbilgi anlayışında ilim ile hikmet, akıl ile kalp, marifet ile ahlâk birbirinden kopuk değildir. İlimin değeri, insanı hakikate ve hayra yöneltmesiyle ortaya çıkar.
Bu sebeple maarifin asıl vazifesi zihni bilgiyle doldurmak değil, insanı bütünlüğü içinde inşa etmektir. Akla bilgi, kalbe merhamet, vicdana adalet, iradeye sorumluluk, dile güzellik, hayata anlam kazandırmak…
Bugün eğitim başarısını çoğu zaman puanlarla, yüzdelerle ve uluslararası sıralamalarla konuşuyoruz. PISA sonuçlarında Türkiye’nin yükselmesi elbette sevindiricidir. Çocuklarımızın matematik, fen ve okuma alanlarında daha iyi sonuçlar alması önemlidir. Fakat PISA’nın gösterdiği başarı ile Türkiye’nin eğitim hakikati aynı şey değildir.
Rakamlar, planlayanların istediği sonucu gösterir, insanın yönünü göstermez.
Kendi sınavlarımızın ortaya koyduğu tablo da bu sebeple aynı dikkatle okunmalıdır. ÖSYM sınavlarında çok düşük sayıda doğru cevapla barajı geçemeyen yaklaşık bir milyon adayın bulunması, yüz binlerce adayın matematik sorularından tek bir soruya dahi cevap vermemesi, temel anlama ve muhakeme alanındaki problemlerimizin ne halde olduğunu bize derin derin düşündürmektedir. Üstelik bu soruların tamamı ileri düzey bilgi gerektiren sorular değildir. Günlük hayatın basit hesaplarını andıran soruların dahi çözülemediği bir tabloda, birkaç uluslararası puanın yükselmesi eğitim hakikatinin yalnızca bir tarafını anlatabilir.
2018 yılında gerçekleştirilen ABİDE araştırmasının sonuçları da bu bakımdan dikkate değerdir. Özellikle Türkçe, anlama ve kültürel birikim alanındaki sonuçlar, maarifin daha derin bir meseleyle karşı karşıya olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin önemli bir bölümünün atasözlerini bilmemesi ve anlamakta zorlanması, sadece birkaç kelimenin kaybı değildir.
Edebiyat, dil, atasözü, bir milletin asırlık hayat tecrübesinin damıtılmış hâlidir.
Dil zayıfladığında kelimeler eksilmekle kalmaz. Hafıza zayıflar, düşünce daralır, kültürle bağ gevşer. Türkçe bu sebeple yalnızca bir ders değil, aynı zamanda bir idrak ve irfan vasıtasıdır. Çocuğun kelime hazinesini büyütmek kadar anlam dünyasını büyütmek, okuma becerisini geliştirmek kadar okuduğundan hikmet devşirebilmesini sağlamak gerekir.
Maarif burada sınav kâğıdından çıkar, insanın gönlüne girer.
Türkiye’nin bugün kendi eğitim modelini geliştirmesi de bu geniş ufuk içinde ele alınmalıdır. Fransa’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin kendi insan ve toplum tasavvurları vardır. Her millet, eğitim yoluyla nasıl bir insan yetiştirmek istediğini az çok bilir. Türkiye de kendi tarihinden, kültüründen, dilinden, medeniyet tecrübesinden ve inanç dünyasından beslenen kendi insan idealini daha açık biçimde ortaya koymalıdır. Maarifin hedefi kendi modelini oluşturup, kendi yolunu Türkiye’nin milli kök ve düşüncesiyle belirlemek olmalıdır.
Millî eğitim, yalnızca ders kitaplarında millî ifadelerin bulunması değildir. Millî eğitim, milletin hafızasını geleceğe taşıyan, çocuğu kendi kültürüyle buluşturan, dilini koruyan, ahlâkını güçlendiren ve onu dünyaya kendi köklerinden bakabilecek bir şahsiyet hâline getiren eğitimdir.
Bu anlayış dünyaya kapanmak değildir. Tam tersine, dünyadaki iyi örnekleri görmek, onlardan faydalanmak, fakat kendi istikametini başkasına teslim etmemektir. Kendi rotamızı çizmek, kendi modelimizi oluşturmaktır.
PISA’dan öğrenebiliriz. OECD verilerinden yararlanabiliriz. Dünyanın başarılı eğitim sistemlerini inceleyebiliriz. Fakat kendi maarifimizin ruhunu başkasının cetveline bırakamayız.
Çünkü bizim için eğitim sadece bilmek değildir.
Bilginin yanında hikmet vardır.
Hikmetin yanında irfan vardır.
İrfanın yanında ahlâk vardır.
Ahlâkın yanında güzel amel vardır.
Bütün bunların merkezinde ise insan vardır.
İyi eğitim yalnızca bilen insan yetiştirmez. Aynı zamanda ‘olan’ insan yetiştirir. Bildiklerini hayra kullanabilen insan yetiştirir. Yalnızca başarılı insan yetiştirmez, başarının bir emanet olduğunu bilen insan yetiştirir. Yalnızca ve sadece bakan insan yetiştirmez, doğru düşünen ve doğru davranan insan yetiştirir. Yalnızca dünyayı tanıyan insan yetiştirmez, kendisini, tarihini, milletini ve Rabbine karşı sorumluluğunu bilen insan yetiştirir.
Nasreddin Hoca’nın kedi-ciğer hikâyesi de bu noktada ince bir hikmet taşır. Eğitimde rakamları görüp bütün hakikati onlardan ibaret saymak, ciğeri hesaplarken kediyi unutmaya benzer. Fakat rakamları tamamen bir kenara bırakmak da başka bir eksikliktir. Kedi ile ciğeri birlikte görmek gerekir.
PISA’nın rakamlarını görelim. Fakat Türkiye’nin gelecek ve insan tasavvurunu da görelim.
Sınav başarısını ölçelim. Fakat şahsiyeti de inşa edelim.
Bilgiyi artıralım. Fakat hikmeti eksiltmeyelim.
Teknolojiyi kullanalım. Fakat insanı teknolojiye teslim etmeyelim.
Dünyayı tanıyalım. Fakat kendi köklerimizi unutmayalım.
Türkiye’nin eğitim meselesi nihayetinde bir sıralama meselesi değildir. Bir insan ve medeniyet meselesidir.
Asıl başarı, sınav kâğıdındaki puanın yükselmesinden önce insanın yükselmesidir. Bilginin ahlâka, aklın hikmete, dilin irfana, eğitimin şahsiyete dönüşmesidir.
Bu sebeple Türkiye’nin maarif ufku rakamdan insana, bilgiden hikmete, malumattan irfana, başarıdan ahlâka doğru yükselmelidir.
Çünkü eğitimin son sözünü rakam söylemez.
Son sözü insan söyler.
Bir milletin gerçek eğitim başarısı da sıralama cetvelinde kaçıncı olduğundan önce, nasıl bir insan yetiştirdiğinde görünür. Memiş Okuyucu
Tebrikler Tebrikler Gerçekten mevzu çok güzel analiz edilmiş. Kaleminize sağlık.
Kaleminize sağlık üstadım