Karşılaştığımız insanlar iyiydi. İyi yönleriyle çektiler bizi kendilerine. Öyle ki, biz de iyiydik. İyi olmak için hiçbir çaba sarf etmeden önce.Göze girmeye çalışınca kaybettik hepimiz. Elimiz ayağımıza dolaştı. Dilimiz sürçtü. Heyecanlandık, sabırsızlandık. İyi yönlerimizi sokmaya çalışırken insanların gözlerine, kör ettik gözlerini, göremez oldular bizi. Sizler de öyle, bazen kaplumbağa gibi...
Malûmunuz 80 ihtilalinde sağcılar ve solcular hapishanelerde aynı koğuşlara atılmıştı. Küffarın niyeti ise belli idi: Biz onları öldürmeden (şehid) belki onlar birbirlerini öldürürler… Fakat sağcıların yaptıkları dualara solcular da “âmîn” deyince hazin de olsa birbirlerinin kardeş olduklarını anladılar. Ne acıdır ki aynı koğuşta birbirine düşman gerçek kardeşler bile vardı! Lâkin...
Elbette böyle bir tablodan asıl maksat oryantalistlerin ayrıntılı bir dökümünü, çalışmalarını vs vermek değildir. Bunlar ciltler doldurur. Bu yüzden böyle bir başlık altında onların nasıl canhıraş bir şekilde çalıştıklarına ait ibretamiz örnekler sunarak bize düşeni ihtar etmek, gündeme getirmektir. Öyleyse kısaca şarkiyatçılığa göz atmak gerekir. Batı-Doğu mücadelesinin tarihi epeyce eskilere...
Bizim içinde bulunduğumuz eğitimden mezun olanlar herhangi bir özelliğe sahip olmazlar. Bu kimliksiz hal, yeni bir hal değildir. Türkiye, 19.yüzyılın başlarında verdiği kararlarla, maddeyi put haline getiren batının yoluna gitmeye başlamasıyla, eğitimde ve eğitimle kimliksizleşmeye de başlamıştır. Özellikle son yarım asırda topluma sinmeye başlayan bu kimliksizleşme, son çeyrek asırda amacına...
Neoliberalizmin, postmodernizmin, kapitalizmin yani batılı paradigmanın yönettiği sömürgeleştirilmiş dünyada, ülkeler, bağımsız değil. Bu nedenle hemen her ülke “kıymet hükümlerinin çivili olduğu can evinden” (kültüründen) vurulmuş durumda. Ancak bu dünyanın sömürge olmuş hali, yeni değil. Dünya, neredeyse iki yüzyıldan beri küresel sermayenin hegemonyası altında sömürülmektedir. Devletler kurup, devletler yıkıyor bu küresel...
Son iki bakanın, belki de son dönem Milli Eğitim Bakanlarının ağız birliği etmişçesine, ısrarla belirttikleri konu “eğitimde reform yapmayacağız” demeçleridir. Söz konusu bakanlar bu beyanlarıyla, eğitime dair eski, klasik söylemi dile getirdikleri gibi, küreselcilerin de böylelikle dediklerini yapmış oluyorlar. Oysa Türk eğitim sistemi reformla değil, paradigma değişikliği anlamında ancak bir...
Bir önceki yazıda cumhuriyet dönemi eğitim politikalarını işlemiştik. Kaldığımız yerden devam edelim. O dönemin eğitim anlayışı elbette ders kitaplarına da yansımıştı. Örneğin din dersleri, 1925, programında, üçüncü sınıftan itibaren haftada bir saate indirilir. 1924 programıyla ortaokullarda yer verilen bu ders, 1930 programıyla kaldırılır. 1927 yıllarında Abdülbaki Gölpınarlı’nın ilkokullar için yazdığı...