eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

”Kötü Söz Orucu” Böyle Bir Bahar Orucunu Siz Duydunuz mu?

Çorak bozkırlarla kaplı Bozok Platosunun karları Şubat sonlarında erimeye başlayınca önce Öksüz Oğlak dediğimiz Kardelenler çıkardı. Ardından İt Dirseği, Gandırıhcı Kumpür, Gavur Otu, Katır Tırnağı gibi çiçeksiz türler, hafta sürmeyen gün aralıklarıyla da Mor Zülüf, Gavur Suvanı, Gôo Beniz, Yazı Suvan derken, en nihayetinde de cennet gülü Sarı Çiğdemler boy gösterirdi. 

Sarı Çiğdem… Adını bile derken içim bi hoş oluyor. Ulâ Gurban olduğum Dünyadaki tüm güzellikleri bu çiçeğe mi yükler yav. Rengi, şekli, kokusu, duygusu tüm canlılara keyif verir, umut olurdu. Adına şiirler, türküler, menkıbeler söylenen bu mutluluk çiçeğini mevsiminde ilk görene ilahi bir huzur, ilk sökene toplumsal bir statü, girdiği ilk eve bereket, ilk dokunanaysa bir kutsiyet yüklendiğine inanılırdı. İlahi ilhamlarla süslü bu muhteşem güzelliğe bakmaya doyamaz, basmaya kıyamazdık.

Yav o mutluluğu, umudu, keyfi ben size nasıl tarif edeyim. Bahar bir tek bizim köye gelirdi. Yada biz öyle zannederdik. Yüce Allah sadece bizim köyü düşündüğünden, bu nimetleri bize yarattığına inanırdık. Hayatı öyle severdik ki, iyi ki doğmuşuz, iyi ki yaşıyoruz, iyi ki Alcılıyız derdik.

Okurlarıma “Çiğdem Bir Türk Gülüdür, Çıktığı Gün Türk Günüdür” başlıklı bir yazımı arz etmiştim. Doğup büyüdüğüm Bozok Platosunda Çiğdem gülü etrafında odaklanan Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığımız  bu kültür ve gelenekler çoğu coğrafyada Nevruz Bayramı olarak kutlanırken, kökenine indikçe de bu boyların hepsiylede teker teker akraba çıkıyoruz.   

Verdiği mutluluk taa Hititlerin Antahsum Bayramlarınaca uzanan bu 4000 yıllık şenliği en çokta Türkler sahiplenmiş. Sümerlerde AN (gök), TAH (artma), SUM (soğan)’mış. Anlamı ise Gök Soğanımızı Artırsın” olarak yorumlanıyor. Yani bereketin artması için kutlanan bu bahar bayramı Hititlerden beri tüm medeniyetler tarafından düzen, intizam ve heyecanla bizim topraklarda asırlardır kutlanmış.

Biz Türklerde baharlar diriliş, yeniden doğuş ve varlığın tazelenmesi diye bilinir. Koyunuyla kuzusuyla tarihten beri tabiatla iç içe yaşamış her Türk, her bahar yeniden doğduğuna, umudunun katlanıp doruğa çıktığına, yaşama sevinciyle yeşillenip, doğa sevdasıyla coştuğuna inanır. Kötü söz, kötü niyet, kötü bakış ve adında kötü olan her şeyden uzak durulur, en samimi duygularla sevgi dili hakim olur.

Bu kutsi mevsimi müjdeleyen kutsal çiçeğimiz de çiğdem olduğuna göre, asırlardır neşemiz, umutlarımız, eğlence ve muhabbetlerimiz onun adına düzenlenen geleneklerimizde şekillenir. Tarihimiz, Türkülerimiz, ezgilerimiz ona odaklanır, onda sembolleşir. Şundan hepimiz eminiz ki, “Çiğdem bir Türk Gülüdür ve çıktığı gün Türk Günüdür.”

            Benim köyümde çocuğundan yaşlısına herkes bu duyguları taşırdı. Geçtiğimiz gün Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Kadim Dostum ve Kral Abim Şerif KUTLUDAĞ “Iğdır’da Kötü Söz Orucu” başlıklı bir yazı göndermiş. Okudum çok etkilendim. Bizde adına oruç denilmezdi ama aynı ve daha bi hassasiyetle bizde de uygulanırdı. Hem de yıl boyu. Bakın 7 aşamada kutlanılan 21 Mart Bahar Bayramı öncesi, 1 Mart itibariyle Iğdır’da başlayan “Kötü Söz Orucu” nasıl tutuluyormuş.

            “Kötü Söz Orucu”nun birinci aşamasına Şubat ayının son Çarşambasında “Genel Çevre Temizliği” yapılarak geçiliyormuş. Bu geleneğin kökündeki inanç ise, eski 12 hayvanlı Türk takvimi yılbaşısına girmeden, 1 Mart itibariyle kimse kötü söz söyleyemez, dedikodu yapamaz, evlerde, bahçelerde, balkonlarda, kapıda, peçede  hep iyi şeylerden bahsedilir, Allah dergahında en samimi hislerle dua edilir, bu ayda  kötü söz konuşmak, küfür etmek, dedikodu yapmak, bilmediğin konu hakkında yoruma yeltenmek en çirkin günah sayılır ve Nevruz kutsiyetinde belasını bulur beklentisi hakim. 

        Bu oruç Yüce Peygamberimizin “Ya hayır söyle yahut sus.” hadisi ile Hacı Bektaş Veli’nin, “Eline , diline, beline sahip ol!..” öğüdünde olduğu gibi gözün, kulağın, dilin, elin, bedenin, nefsin orucu olarak ta biliniyor.  

Asalet dolu Türk geleneklerimizdeki karşılığı ise; Diline sahip ol. kötü sözler söyleme, yalan, dedikodu, yürekte ve dilde karalama yapma. Nefsine sahip ol, dünya malına tamah etme, mal sevgisinin olduğu yerde bütün sevgilerde biter. Gözünle görmediğini söyleme, kötü şeyler görme, gördüğünü doğru söyle, yalanı görme, içindeki kötü nefse ve cehalete karşı, savaş aç, sözünün geçmediği yere söz söyleme, elini suç aracı yapma, kırma, çalma, hile yapma.

Bu oruç cahilliğin orucu, bilginin tokluğu olarak biliniyor. Erdemi tarifsiz bu ibadette şunlar tavsiye ediliyor. Sevmediğin kişilerin, yada düşman saydığın insanların yedi güzel tarafını aklına getir. Geçen yılın sıkıntılarını, acılarını, olaylarını unut, küs olanları barıştır, yasaklanmış şeylerden, kötülüklerden uzak dur, iyilik, doğruluk ve güzelliklerden yana ol….

Şu amaçlardaki tevazuyu, hoşgörüyü, kutsiyeti, ilahi güzelliği anlıyor musunuz. Bakın geçmişte yaşanan bir takım olaylar unutulsun, tüm dargınlıklar eski yılda bırakılsın, yeni yıla temiz bir kalp, sağlam bir düşünce ile girilsin temennilerindeki inceliği algıladınız mı?

Kapıdan, pencereden, perde arkasından kulak falına çıkan art niyetli insanların, arkadaşların, komşuların, seyircilerin, bu çirkinliklerinden hemen uzaklaşmalarını, hep yürek açan sözler, hayır bereket arzusunda Allah kelamlarını duyması amacında bu oruçlar.

Her yıl kaybettiklerimizden çok daha fazla kazanılacağına ilişkin güçlü  umutlarla dolu Nevruz Bayramı ve çevresinde şekillenen asaletli geleneklerin ruhunda, bu orucu tutan tüm insanların, yalnızca  kendi ailelerinin değil, başkalarının da huzur ve refahını arzuladığı aleniyet görülüyor.   

Ya rabbim.. Ne kadar insani, ikramı, İslami ve insafı bir niyet güzelliği bu. Yesevi çizgisinde tarifsiz erdem ve kanaatle dolu bu fazileti Türk Dünyasında tekrar canlandırmak çok da zor olmasa gerek. İnanın bir kez daha gururlandım Türklüğümle..

Rıfat ÇAKIR

rifat.cakir@csgb.gov.tr

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.