Malûmunuz 80 ihtilalinde sağcılar ve solcular hapishanelerde aynı koğuşlara atılmıştı. Küffarın niyeti ise belli idi: Biz onları öldürmeden (şehid) belki onlar birbirlerini öldürürler… Fakat sağcıların yaptıkları dualara solcular da “âmîn” deyince hazin de olsa birbirlerinin kardeş olduklarını anladılar. Ne acıdır ki aynı koğuşta birbirine düşman gerçek kardeşler bile vardı! Lâkin vakit artık çok geçti. Zirâ kardeş kardeşin, yani dindaş dindaşın kanını çoktan dökmüş ve küffarın arzuladığı yine olmuştu…
Vesayet odakları, bizim eninde sonunda tevhidi tesis edeceğimizi bildikleri içün tüm kurumlarımıza -amiyane tabirle- “çöktü”ler. Elbette maarifimiz, bunların başında geliyordu. Fulbright’ın güya modernleştirici eğitim komisyonlarıyla bizleri anlaştırarak aslında bizi kendi sömürgeleri yaptılar. Böylece bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde parlak dehaların sadece onların ülkelerinde kendilerine hizmet etmesinin kolayca yolunu açmış oldular. Biz ise bugün bile, aynen 80 ihtilalinde olduğu gibi sağcılar solcuları, solcular da sağcıları, özünde dindaş, yani “kardeş” olanlar birbirlerini “düşman” bilerek, yeri geldiğinde ise düşmanlaştırarak maalesef hayalî bir mücadeleyi devam ettiriyoruz! Hatta karşımızda kimselerin olmadığı durumlarda bile hayalî düşmanlar hayal ederek hayal perdesinin arkasında tamamen hayali olan bu mücadelemize tüm gücümüzle asılıyoruz. Zaten küffar da gücümüzü burada tüketip başka yerlerde kullanmamızı istemiyor…
Efendiler, hiçbir zaman unutmamalıyız. Hatta kulağımıza da küpe olmalı: İster sağcı isterse solcu olsun, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir!”. Bakınız Rabbimiz Hucurat suresinin 10. âyetinde ne buyuruyor: “(Ey iman edenler) müminler ancak kardeştirler, onun için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete erdirilesiniz.” Yine Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.) de, “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allâh da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allâh Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allâh Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17) buyuruyor. Yâni hem âyet hem de hadis tevhidimizi tesisimiz içün bizi açıkça uyarıyor. O halde bu öfke ne diye?
Gelin artık, maarifte sağcısıyla solcusuyla dindaşıyla dindaş olmayanıyla da ortak aklı sağlayarak tevhidi yeniden tesis edelim! Böylece de küffarın tüm hayallerini çöpe atalım! Sürekli olarak kendinize düşman üretme refleksinizi çok iyi anlıyorum. Belki birazcık oy/konfor/makam kaybedeceksiniz ammâ, maarifte kazandıktan sonra iktidarı bile kaybetseniz ne olur! Şüphesiz, Allâh’ın inayet ve ihsanıyla tüm iktidarlar sizindir. Yeter ki biz bu hassasiyeti ve dirayeti sadece Allâh rızası içün her zaman gösterebilelim… Yoksa maarifte günübirlik içi boş politik yaklaşımlara kargalar bile gülüyor! Benden söylemesi… Gayrı maarifte, “ammâ”sız “fakat”sız çözümler üretmenin vakti çoktan geldi de geçiyor!
Efendim, esenlikle kalın; muhabbetle kalın; her şeyden de kıymetlisi tevhidle kalın… Efendim ey meded!
Arafî’m soylamış, görelim cânım ne soylamış:
artık amma fakat deme
küffarın zokasın yeme
Arafî’m der bu cihanda
gezersiniz seme seme…
Doç.Dr. Erhan Çapraz