Süleyman Bölünmez Vakfı Camii, uzaktan bakıldığında bile kendine has mimarisiyle insanı çağıran bir ibadethane. Camekan bölmeleri, düz çatı formu ve helezonik minaresiyle klasik cami mimarisinin dışında fakat ruhuna sadık bir estetik taşıyor. Ankara’da semt olarak Alacatlı ile Çayyolu arasına düşen bir mevkide yer almakta.
Caminin alt katı kültür merkezi ve kütüphane olarak tasarlanmış. Öncelikle varışımızla ilk adımda alt katta yer alan idari ofise uğruyoruz. Vakıf müdürü Muharrem Bey’in sıcak karşılamasıyla başlayan sohbet, bu yapının sadece ahşap ve duvarlardan oluşan bir mekân olmadığını hissettiriyor. Caminin 2024 yılının sonlarında inşaatının bitmesiyle ibadete açıldığını öğreniyoruz. İki yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan cami klasik külliye tarzında yapılmış. Caminin minaresi Anadolu’daki taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan Mardin Şehidiye Camii ve Medresesi’nin minaresi bire bir ölçü alınarak yapılmış.
Cuma namazı için içeri girdiğimizde Ramazan’ın kokusu sanki şimdiden mekâna sinmiş gibi. Kürsüde Çorumlu Kitapçı ailesinden genç bir hatip Emre Kitapçı var. Ses tonu cezbedici. Kelimeleri kalpten kalbe yürüyen bir davet üslubu ile kullanmakta. Vaaz boyunca cemaat olmanın huzurunu hissettiriyor. İnsanın kalbinde ince bir titreşim oluşuyor. Müezzin mahfilinde tanıdık bir isimle karşılaşıyoruz: Bilal Demiryürek. Teravihde her gün Keçiören’den sırf Allah rızası için gelip müezzinlik yaptığını öğreniyoruz. Teravihde ağırbaşlı sükunetin yayıldığı bir maneviyat hakim. Cemaat arasında bir asker eski genel kurmay başkanı Metin Gürak’ı da görüyoruz. Tarihî kimliğe uyumlu sanatkâr işlemeleri, caminin duvarlarına sinmiş inanmışlığın canlı bir örneği olarak görmekteyiz.

Cami toplam 3200 metrekare alan üzerine kurulmuş. Camekan bölümlerle birlikte aynı anda yaklaşık 500 kişinin ibadet edebileceği genişlikte. Caminin alt katları kültür merkezi ve kütüphane olarak planlanmış bölmesi bin metre kare genişliğinde. Bu bölme yapının namaz vakitlerinin dışında da yaşayan bir mekân olduğunu gösteriyor. Burası günün her saatinde nefes alan bir hayat merkezi.
İçeri girince ahşabın sıcaklığı insanı sarıyor. Mihrap ve minber tamamen ahşap sanatkârlıkla yapılmış. Etrafında hat ile yazılmış Ayetel Kürsi ibadet edenlerin kalbini sükûnete çağırıyor. Tavanda iç içe geçmiş altı köşeli Selçuklu yıldızı motifleri geçmişle bugünü buluşturuyor. Kadınlar için cami arka tarafında asma kat şeklinde son cemaat yerinden ayrı kapıyla girilen ayrı bir bölüm yapılmış olması ailece ibadet imkânını kolaylaştırıyor. Kapı girişlerindeki vitraylara, namaza ve ölüm gelmeden tövbede acele etmeye çağıran hadis ise camiye girerken insanı Hz. Peygamberin sözüyle karşılayan iki hikmet kapısı gibi.
Camiinin ortasında tavana asma şeklinde dairevi olarak yayılım sağlanan onaltı aplik ve ortada diğerlerine nazaran bir büyük aplik ile aydınlatma sağlanıyor. Bunlar da onaltı eski Türk devletini ve Türkiye’yi temsil ediyor.
Bu camiyi özel kılan sadece mimarisi değil yüklenen taşıdığı ruh. Alt katlarda yer alan çok amaçlı kütüphane 2024 sonunda faaliyete geçmiş. Otuz bin kitaplık zengin bir koleksiyonu var. Öğrenciler ders çalışıyor. Emekliler gazete okuyor. Mahalle sakinlerinden gelip Kur’an’ı hatim yapanlar da var. Sessiz ama hummalı bir ilim atmosferi hâkim. Rafların arasında dolaşırken insan kendini hem bir mabedin içinde hem de bir medeniyet mirası ilim ve insan merkezli dünyanın ortasında hissediyor.
Kültür Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren kütüphane ile caminin birleşmesi aslında bizim geleneğimizin en doğal hali. Camiler tarih boyunca sadece ibadet yeri değil aynı zamanda ilim merkeziydi. Burada o gelenek yeniden canlandırılmış. Aşevi faaliyetleri de bu ruhun başka bir tezahürü. Ramazan boyunca her gün ortalama 250 kişiye iftar verilmesi paylaşmanın bereketini büyütüyor. Sofraya oturanların yüzündeki huzur caminin gerçek tezyini olmakta.
Hanımlara yönelik kurslar, el sanatları çalışmaları ve çeşitli sosyal faaliyetler camiyi mahalle hayatının merkezine yerleştirmiş. İnsanlar sadece namaz vakitlerinde değil günün farklı saatlerinde de buraya geliyor. Sohbet ediyor. Çalışıyor. Paylaşıyor. Böylece cami duvarların ötesine taşan bir hayat alanına dönüşüyor.
Mahalle sakinlerinin camiyle kurduğu bağ çok güçlü. Buraya gelen herkes kendinden bir parça buluyor. Biri kitap okuyor. Biri ibadet ediyor. Biri yardım faaliyetlerine katılıyor. Bu görüntü İslam toplumunun kaynaşmacı ideal birlik halini hatırlatıyor. Cami ve cemaat birbirini tamamlayan iki unsur olarak yaşıyor.
Bu eser bir mimari yapıdan çok daha fazlası. Camii otoparkı üzerine kurulan 220 Adet elektrik paneli ile caminin aydınlatma ve ısınma ihtiyacı kendi bünyesinden karşılanmakta. Hemen bu tesisin yanına elektrikli şarz ünitesi de kurulmuş durumda.
Taş işçiliği ve kündekâri ahşap işçiliğinin uyumlu hale getirildiği bir sanatkârlıkla camii işlemelerine motif ve muhteva kazandırılmış. Bu ibadethane Mardin Midyat’tan getirilen Midyat taşından inşa edilerek otantik bir form verilmiş. Çivisiz ahşap işlemesinin en muhteşem örneği olan cami taç kapısı Bursa Yeşil Camiide yer alan türbe kapısının bire bir replikası olarak yapılmış. Camiinin doğu batı ve giriş kapıları da Osmanlı kündekâri sanatından örnekler halinde yapılmış. Minberin yan aynalıklarında Selçuklu sanatı kabarı sanatı ve minber kubbesi ise ajur işçiliği ile imal edilmiş. Camiinin ahşap çıtakâri tavanı ise tamamen el işçiliği ile imal edilmiş. Tavanın kuşak yazılarında Allah’ın doksan dokuz ismi Esma-ül Hüsna’ya yer verilmiş. Camiiye serilen halılar ise bilicik modeli olarak tabir edilen Afgan yün halısı olarak seçilmiş.
Bir niyetin, bir adanmışlığın ve bir hizmet anlayışının somut hali. İnsanın içine huzur veren bir ibadet atmosferi var. İbadet edenin kalbi genişliyor. Sessizlik bile burada asude bir ahenk ile konuşuyor. Her köşede emek var. Her ayrıntıda incelik var. En önemlisi her yerde ihlas var.
Bu ibadethane ve külliyesi mekânlar şehirlerin kalbi mesabesindedir. İnsanları ve gönülleri birbirine yaklaştırır. Yalnızlığı azaltır. Dayanışmayı, uhuvveti, kardeşlik duygularını büyütür. Bu cami de tam olarak bunu yapmaya başlamış. Kapısından giren herkes kendini bir topluluğun parçası olarak hissediyor. Topluluk halinde yaşayan insan, ibadetin sadece münferit bir ihtiyaç değil ortak bir hayat olduğunu hatırlıyor.
Sonuçta ortaya çıkan şey bir bina değil yaşayan bir külliye. İbadetle ilmin, yardım ile kardeşliğin aynı çatı altında buluştuğu bir merkez. Huzur abidesi denildiğinde abartı olmaz. Çünkü burada insan Rabbine yaklaşırken aynı zamanda insana da yaklaşıyor. Ve belki de en kıymetlisi bu.
Kaynak: