Yer Palandöken dağının eteği. Çalı ve dikenlerle kaplı bir bozkır. Temel atmak üzere bir mekân hazırlanmış. Bu mekâna en yakını 300-400 metre mesafede birkaç kamu binası ve kamu lojmanları var. Günün tarihi 10.08.1970. Yani aylardan Ağustos günlerden Cuma. Bu bozkırda yaz mevsiminin kavurucu sıcaklığında, manevi bir huzur serinliği var. Köylüler çiftçiler, esnaflar, öğrenciler ve daha niceleri kırk binden fazla kişi işlerini bırakmış bu manevi havayı teneffüs etmek için içtima olmuşlar.
Evet bu bir temel atma merasimi. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi yerleşkesinde “Üniversite Camisinin” temeli atılıyor.
Cami atma merasiminin (tören) programı şu şekilde belirlenmiş:
Temel atma töreninde görev alan mefahirler ve onlara iştirak eden ahali hem kemiyet (çokluk) hem keyfiyet (nitelik) bakımından dikkate alınırsa bu sıradan bir temel atma töreni değil. Zira halk ile seçkin bir devlet ricali (protokol) bir araya gelmiş.
Meşhur mevlithan ve hafız Kâni Karaca, Mefkure adamı Lütfi Ülkümen Hoca, Tanınmış mimar ve fikir adamı Ömer Kirazoğlu, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan, Erzurum Müftüsü ve Üniversitenin Rektörü ile Erzurum halkını bir araya getiren saik,’ Cumhuriyet tarihimizde ilk kez bir üniversite yerleşkesine cami yapılıyor olmasıdır.
Zira o dönemde dinlerin toplumları geri bıraktığı düşüncesi hakimdi. Din ile bilim çatıştırılıyor, dinler ile ama özellikle İslam dini ile ilgili her türlü düşünce, sembol, (alamet) işaret (şiar) başta üniversiteler olmak üzere tüm bilim yuvalarından uzak tutuluyordu. Böyle bir atmosferde İslam’ın en önemli alameti farikalarından birisi caminin, üniversite yerleşkesinde olması “irtica” faaliyeti kabul ediliyordu. İşte cami yapımına böyle bir atmosferde başlanıyordu.
Bu cami yapma projesinin lideri Rektör Kemal Bıyıkoğlu Hoca farklı düşüncede idi. O, 1959 yılında akademik çalışmalar yapmak üzere ABD’de Nebraska Üniversitesine gider. Orada üniversitenin yaşlı hocalarının kilisede ibadet ettiklerini ve kilise korosuna katıldıklarını, hatta kiliseye para topladıklarını gözlemler. Türkiye’de ise Bıyıkoğlu Hocanın ifadesi ile “Türk sosyetesi ilericilik ve medenilik ya da Avrupalı olmak vehmiyle camiden uzak durmaktadır.”
Bıyıkoğlu Hoca’nın bu konu ile alakalı düşüncelerini yine O’nun ifadeleri ile şu şekildedir:
“… ibadet en büyük ihtiyaçtır. Ekmek ve su ihtiyacı kadar zaruridir. Bunu kolaylaştırmak için devlet, elinden gelen bütün gayreti sarfeder. Esasen madde ancak manevi değerle mana kazanmakta ve ileri batı ülkelerinde olduğu gibi, milletler bu yolla yükselmektedir. … vatanperver insanlar olarak, üniversite sahasına cami yapılmasının, laikliğin ta kendisi olduğunu kabul ediyoruz. Eğitime muhtaç körpe dimağların toplandığı diğer üniversitelerimizde de batı üniversitelerinde olduğu gibi ibadethanelerin bulunması gerektiğine inanıyoruz” (2).
Peki bu düşünceler, cami temeli atma aşamasına nasıl geldi. Olaylar özetle şu şekilde gelişir: Üniversite yurtlarında kalan öğrenciler Ramazan ayında yurtlardan birinin bodrum katında tahsis edilen bir yerde teravih namazı kılmaktadır. Ancak yurt yönetiminin tahsis ettiği yer namaz kılan öğrenci sayısının günden güne artmasıyla yetersiz kalır. Daha büyük bir yere ihtiyaç vardır. Öğrenciler tarafından 19 Haziran 1967 tarihinde beş müşterek imzalı bir dilekçe Rektörlük makamına verilerek cami talebinde bulunulur. Erzurum Manevi Kalkınma Derneği de bu bağlamda bir dilekçe verir. Rektörlük cami talebini Üniversite Yönetim Kurulunda gündeme alır. Talep için olumlu bir karar vererek, kararı onay için Bayındırlık Bakanlığına sunar. Bayındırlık Bakanlığı proje mimarlarından yer tespiti talebinde bulunur. Rektörlük yer tespiti için üç kişilik bir komisyon kurar. Komisyon 11/10 1968 tarihinde tayin ettikleri yerin krokisini Rektörlüğe sunar. Bayındırlık Bakanlığı 1969 yılında projeyi onaylar. Bu yılarda (1967-1969) Prof. Dr. Reşit Sönmez Üniversite Rektörü, Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu Üniversite Genel Sekreteridir.
Bu arada Rektör Kemal Bıyıkoğlu hem hocası hem de mesai arkadaşı Prof. Dr. Lütfi Ülkümen ile Erzurum Manevi Kalkınma Derneği’nin kurulmasını sağlar. Dernek kurulur ve başkanlığına Prof. Dr. Lütfi Ülkümen getirilir. Bu derneğin amacı: Erzurum’da üniversite öğrencilerinin ve halkın milli ve manevi değerlerle buluşması amacıyla konferanslar düzenlemek. Aynı bağlamda üniversite öğrencilerinin ibadet edecekleri caminin yapılmasını organize etmektir.
Prof. Dr. Lütfi Ülkümen’de Almanya’dan dönüşünde çok farklı bir fikir dünyasına girer. Erzurum’un kanaat önderlerinden birine “Hocam ben namazımı ve Kur ’anımı Almanya’dan getirdim” sözü onun Almanya’da yaşadıklarından ne kadar etkilendiğini anlatmak için yeterlidir sanırım.
Ülkümen Hoca böyle bir caminin yapılışında vazife üstlenmeyi iç huzur bulacağı, maneviyatını tahkim edeceği bir fırsat olarak görür ve heyecanla işe koyulur.
Cami için tespit edilen yer kampüsün merkezinde fakülte binaları, öğrenci yurtları ve sosyal tesisler ve kurum lojmanları üçgeninde merkez bir noktadır. Cami inşaat projesini meşhur Mimar Ömer Kirazoğlu hazırlar. İnşaat mekânı açılır. Yukarıda işaret edildiği gibi görkemli bir merasimle bir cuma günü caminin temeli atılır. (Resim 1 ve Resim 2).

Sıra kaynak bulmaya gelmiştir. Erzurum Manevi Kalkınma Derneği vasıtasıyla ayni ve nakdi destek teminine girişilir. Prof. Dr. Lütfi Ülkümen Hoca hem milletin maneviyatını tahkim için hem de Üniversite camisine destek sağlamak gayesiyle seri konferanslar verir. Konferanslarını kitapçık olarak bastırır, kitapçık ücretlerini ve cami inşaatına teberru (bağış) olmak üzere aktarır.
Caminin yapılmasında önemli bir maddi kaynağı bizzat Ülkümen Hocanın kendisi temin eder. Şöyle ki Prof. Dr. Rafet Aslantaş’ın naklettiğine göre, “Ülkümen Hoca caminin inşaatında kullanılmak üzere İstanbul Gaziosmanpaşa’da çiftlik olarak planladığı arazini satar. Bu satışta ‘benliğim kabarır’ düşüncesi ile satışı vekalet verdiği arkadaşlarına yaptırır ve satış miktarını öğrenmez.”. Mahfil seviyesine kadar caminin kaba inşaatı bu para ile yapılır” (Resim 3).
Erzurum ve çevresinden toplanan parada caminin tamamlanmasına yetmeyince bazı öğretim üyeleri başta İstanbul olmak üzere diğer birçok şehirde kampanya düzenleyerek veya kendi yakınlarından para toplayarak katkıda bulunurlar. Bu bağış ve para toplama işleri bizzat Rektör Bıyıkoğlu tarafından takip edilir.
Bıyıkoğlu Hoca temel atma merasiminin TRT de haber yapılacağını ve böylece muhafazakâr vatandaşlarla üniversite arasında bağ kurulacağını bilim ile din çatışması algısının ortadan kaldırılmasına yardımcı olacağını düşünür. Ancak bu görkemli temel atma merasimi TRT nezdinde haber değeri taşımaz.
Rektör Bıyıkoğlu bu durumu 1971 yılı Üniversitenin eğitim öğretimine açılış konuşmasında şöyle dile getirir.
“… 40 bin vatandaşın coşkulu duyguları, Allah huzurunda eğilişi, üniversite camii gibi yüce bir tesisin kuruluşu, Türk Milletinin parası ile kurulup yaşayan Ankara ve İstanbul’da sefa süren sözde Türk radyosunu hiç ilgilendirmemiştir. Bu haince sükûtu ilan ve takbih ederim” [kınarım]. (3)
Rektör hoca böyle ulvi bir teşebbüs için başta hükümet olmak üzere kamudan destek beklerken tam tersi bir tutumla karşılaşır. O dönem Başbakan olan Süleyman Demirel, Maliye Bakanına verdiği talimatla cami inşaatının durdurulmasını ister. Sol siyaset ve aydınlar bu caminin yapılmasına şiddetle karşı çıkar.
Plan ve Bütçe Komisyonunda üniversite bütçelerinin görüşüldüğü bir toplantıda yaşananlar Hasan Cemal Güzel’in (O zaman DPT Uzmanı, Sonra ANAP Milletvekili, ME Bakanı ve Siyasi Parti Başkanı) anlarında özetle şöyledir:
Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda Atatürk Üniversitesi bütçesi görüşülürken dönemin muhalefet üyeleri Atatürk Üniversitesine cami yapımını çok büyük bir problem haline getirir ve Kemal Bey’i bombardımana tutar. Konuşma sırası Bıyıkoğlu’na geldiğinde önündeki masaya vurarak “Cami yaptırdım ve bununla iftihar ediyorum. Var mı başka diyeceğiniz?” diye haykırır ve tartışmalara da son noktayı koyar (4).
Rektör Bıyıkoğlu bütün engellemelere rağmen kararlı ve yiğitçe bir duruş gösterir. Cami 1975 yılında tamamlanır ve ibadete açılır.
Cami açılışında kurdele kesme anını, dönemin Manisa Milletvekili Gündüz Sevilgen (Bıyıkoğlu Hocanın kayınbiraderi) şöyle anlatır:
“Ülkümen Hoca Kemal Bey’in Ankara Ziraat Fakültesinden hocasıdır. Kemal bey Ülkümen Hoca’ya hitaben, -Siz benim hocamsınız, kurdeleyi sizin kesmenizi isterim- der. Ülküme Hoca ise -Siz Rektörüsünüz, açılışı siz yapmalısınız- der. Mesele uzayınca ben devreye girdim. Kurdeleyi ikisinin birlikte kesmesini sağlayarak açılışı yapmış olduk.”
Cami ibadete açılır. Bıyıkoğlu’nun Rektörlüğü 1976 yılında sona erer. Ülkümen Hoca emekli olur ama Cami konusu onların gündeminden düşmez. 12 Eylül 1980 askeri darbesi olur. Caminin yaptırılması Bıyıkoğlu Hocanın önüne inceleme ve soruşturma konusu olarak getirilir. Ülkümen Hoca için ise dava konusu olur. Hoca sıkıyönetim mahkemesinde yargılanırken henüz dava sonuçlanmadan Ülkümen Hoca 1982 yılında rahmeti rahmana kavuşur. Bıyıkoğlu Hoca ise 1986 yılında aniden vefat eder. Her iki Hoca Cami yapımı nedeniyle çok sıkıntılar yaşarlar ama bu Cami her iki Hocanın amel defterlerinde sevap hanesini doldurmak üzere açık duran bir sayfadır.
Bu mütevazı cami bugün Atatürk Üniversitesinin doğu yerleşkesinde öğrenci yurtları, fakülte binaları ve üniversite lojmanları üçgeninin merkezinde yani tabir caiz ise üniversitenin kalbindedir.
Günümüzde cuma ve bayram namazlarında bu camide yer bulmak zordur. Teravih namazı ihtiyacı ile başlayan bu cami hikayesi, bu yıllarda ramazanda, sabah ve öğlen olmak üzere iki ayrı mukabele okunan ve Erzurum’da hatimle teravih namazı kılınan camiler kervanına katılarak devam etmektedir.
Ne zaman temel atma merasimindeki resme baksam (Resim 2) Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinin şu mısralarını hatırlarım.
“Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;”
Bir zamanlar ikamet ettiğim üniversite lojmanı, camiye giden tüm yolları gören bir konumda idi. Bayram sabahı doğudan-batıdan, kuzeyden- güneyden her taraftan insanların camiye adeta koşar gibi gitmelerini izledikçe, bana Süleymaniye’de Bayram Sabahını hayalen yaşatmıştır. Zira Erzurum halkı, esnafı, işçisi memuru, çiftçisi, emeklisi, yaşlısı genci üniversite öğrencileri ve hocalarıyla aynı mekânda namaz kılmak ve onlarla adeta kucaklaşmanın heyecanıyla bu camiye akın etmekteydi.
…
“Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
…
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.”
Bugün Atatürk Üniversitesi merkez yerleşkesinde cuma namazı kılınan üç cami, üç mescit olmak üzere altı mekân mevcuttur. Ancak Üniversite Camisinin manevi havasını her zaman farklı hissetmişimdir.
Birgün yolunuz Erzurum’a düşerse, Atatürk Üniversitesine kartal kapıdan giriş yaptığınızda ilk cadde Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu caddesidir. Bu caddeden ilerleyerek ilk kavşakta güney yönüne dönünüz. Sonra ilk ara sokağa giriniz. Bu ara sokak Prof. Dr. Lütfi Ülkümen sokağıdır. Bu sokak sizi Üniversite Camisine götürecektir. Zaten minareler size “hedef noktaya geldiniz” diye seslenmektedir.
İhtiyaç duyulan her yerde: şehir, mahalle, köy, mezra, yayla, çarşı, site; ihtiyaca göre cami veya mescit yapılmasını gerekli görürüm. Zira bu yapı hem sosyal ve dini bir ihtiyaç hem de o coğrafya parçasının İslam memleketi olduğunun bir alameti farikasıdır (işaretidir).
Üniversite Camisinin yapılmasında ilk adım Prof. Dr. Reşit Sönmez hocanın rektörlüğü zamanında atıldı. Bu caminin imarında büyük mücadele veren, Rektör Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu Hocaya ve bu caminin maddi manevi mimarı Prof. Dr. Lütfi Ülkümen’ ve emeği geçen herkese Allahtan rahmet dilerim. Mekanları cennet olsun. Ne mutlu ki onlar hayır-hasenat defterlerinin açık bırakarak her daim sevaplar kazandıran bir sadakai- cariye bıraktılar (Resim 4).
Resim 4. Türkiye’de bir ilk, üniversite yerleşkesinde cami, Üniversite Camii
17 Mart 2025. Ömer Akbulut
Kaynaklar:
Sadece şehrim Erzurum’un değil, Türkiye’nin, zihniyet tarihimizin, bir dönemin önemli bir belgesidir bu hatıra/yazı… Ömer Hocam teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim
Allah sebep olanlardan razı olsun.Ahirete intikal etmiş bu büyüklerimize Allah’tan gani gani rahmet diliyerek mekanlarının cennet olmasını niyaz ediyorum
amin amin
Bir dönem İmam hatipliğini yaptığım bu cami-i şerifin böyle güzel anlatılması beni duygulandırdı aynı zamanda yapımında emeği geçenler için de bir Fatiha okumamıza ve rahmetle anmamıza vesile oldu. Ömer bey’e teşekkür ederiz
Şu mübarek saatlerde o kadîm şehrin maneviyat hamumurunun yğrulmasında hissesi olan be hatıra makalede ismi geçen geçmeyen merhumlara fatihalarımızı gönderdk. Rabbim cümlesinden razı olsun.
Amin Amin binler amin
Allah razı olsun Hocam
Amin Allah razı olsun Hocam
Teşekkürler Hocam. Güzel nostalji oldu. Sebep olanların ve yaşatanların cümlesinden Rabbim razı olsun, göçenlerin mekanları cennet makamları alii olsun. Tüm dualara Aminlerle.
Sn. Akbulut kaleminize, yüreğinize sağlık. Onlar gibi hocalar, sizin gibi talebeler oldukça Güzel Vatanımızın, Yiğit Milletimizin sırtı yere gelmez.
Allah,merhum Rektörümüzden bu konuda yardımcı olan herkesten razı olsun.
Yaşayanlara Allah sağlık ve mutluluk,vefat edenlere Allah rahmet eylesin.Amin.