eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Prof. Dr. Necmettin TOZLU

1945 yılında Gümüşhane Merkez Kocayokuş Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokulu Kale’de, orta ve lise eğitimini Gümüşhane’de tamamladı. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne Pedagoji Asistanı olarak girdi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Eğitim Sistemi Üzerindeki araştırmasıyla doktorasını verdi. Michigan Üniversitesinde araştırma ve incelemelerde bulundu. Eğitim Felsefesi Anabilim Dalında Doçent ünvanını aldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Başkanı ve aynı üniversitede Profesörlüğe yükseldi. Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı olarak görev yaptı. ”Eğitime Giriş”, “Eğitim Felsefesi”, “Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar”, “Orta Öğrenimde Öğrenci Başarısının Değerlendirilmesi”, “Eğitim Problemlerimiz Üzerinde Düşünceler” konularında eserler yazdı. Aşık Nuri Baba üzerine bir inceleme kitabı vardır. Türk Felsefe Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği, The Philosophy of Education Society üyelikleri bulunmaktadır. En öncelikli araştırma konusu eğitimdir. Halen eğitim üzerine yazılar kaleme almaktadır.

    Bir Güzel Türkiye Hatta Dünya İçin Bize Yahut Eğitim Felsefemize Düşen

    Derdimiz çok. Problemlerimiz, meşguliyetimiz, kuşatılmışlığımız ve daha neler… Görevimiz de, mesuliyetimiz de ağır. Bir halk şairimizin gönlü, dili bize tercüman olur:

    “Dert’ten hali değil dil-i naşadımız

    Anın içün Dertli kaldı adımız” (Dertli)

    Bütün bunları bilmek ve göğüslemek zorundayız. Artık yabancı dünyaları aktarma zamanı geçti. Üretme, gerekenleri kendi dünyamızda var etme evresindeyiz: Hazinelerimizi hakkıyla bilme,  özümseme ve hakkıyla var etme. Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı‘nda, İslam Medeniyeti’nin iki önemli vasfına işaret eder. İlki, kadim medeniyetleri özümseme, benimseme.İkincisi de İslam’ın getirdiği iman ve maneviyat iklimi. Bu özümseme böyle bir iklimde yepyeni bir tarzda boy atar. Bu imkân bugün için de önümüzdedir.

    -İnsanı,

    -Toplumu,

    -Medeniyeti

    -Dolayısıyla devleti diriltmek…

    Mevlanalar, Yunuslar, İkballer ne güne duruyor? Mevlana’nın pergel benzetmesi (metafor), günümüzde Garaudy’nin işaret ettiği hususu önümüze kor. Pergelin bir ayağı kendi dünyamızda diğeri farklı dünyaları taramakta. Bu, mirasımız, hazinelerimiz.Bunların lafı ediliyor. Mesele o değil. Mesele bütün bunların yeniden okunması. Lakin bu, gelişigüzel bir okuma değil. Neleri nasıl yapacağımıza, gelecekte neleri nasıl konumlandırmak istediğimize, hedeflerimize bağlı bir okuma. Fazlıoğlu bu meseleyi pek güzel dile getirir. Mirası, moral değerleri yeniden canlandırmanın ve üretmenin yolunun önce düşünceden geçtiğini vurgular. Tarihimizden bunu örnekler. Taşköprülüzâde (öl. 968/1561)’nin “et-tefekkür fi’seyr” dediğine dikkat çeker. Yani, düşünce, düşünmek yolda olmak demektir. [Hatırlayın çağdaş filozoflardan Jaspers (1883-1969)’in “felsefe yapmak yolda olmaktır” tanımını (Necati Öner, Felsefe Yolunda Düşünceler, Ankara 1999, 13)].Yolda olacağız, yola çıkacağız, niyetimiz sahih olacak ve geçmişimizle yüzleşeceğiz. Onu ciddiye alacağız, ona saygı duyacağız, ama önce geleceğe ait bir amacımızın olması gerekir….Gelecek idraki değişmeyen bir kültürün geçmiş idrakı değişmez (Fazlıoğlu,2016; 151-152).

    Bunun için Mevlanalar, Gazaliler, İkballer, kadim ve çağımız yeniden okunmalı. Ciddiyetle, düşünce temelli ve bir amaca matuf olarak. Bu manada işte Mevlana’dan çağa ışık tutan bir bakış, bir huzme, pasaj:

    “Ne düşünürsen savaşa dair, ben ondan çok uzağım. Çok çok uzağım.

    Ne düşünürsen aşka dair, ben oyum, tam da oyum, bütünüyle oyum.

    Kimde benim ateşimden varsa,

    O benden bir hırka giymiştir.

    Hz. Hüseyin gibi yaralıdır,

    Hz. Hasan’ın kadehinden bir kadehe sahiptir.”

    Mevlana’ya göre, Ancak böyle bir insan yaşıyordur. Çünkü “Hakk”ı görüyordur.

    -Gayreti,

    -İdrakı zirvededir.

    Mevlana’nın bakış açısından bugünkü insanı süze süze, arındıra arındıra böyle bir seviyeye ulaştırmak gerekir. Kurtuluş bu.

    • Bu, kömürün elmasa çevrimidir.

    -İkbal, buna “insandaki Allah’ı” bulma der.

    -Topçu ise, “iradenin hakka teslimiyeti”.

    -Nietzsche; “zaaflarımız üzerine başkalarının hâkimiyet kurmasına müsaade etmemizi kasteder.

    • Aradığımız insan bu!

    -Arınmış,

    -Gönül insanı olmuş

    -Tefekkürü bütün insanları kucaklar (Evrensel insan)

    -Dünyayı imtihan yeri gören,

    -İnsan kalitesinin zirvesi.

    Bu, İnsan-ı Kamil:

    -Temel örneği Hz Peygamber (sav)’dir.

    -Haşmet devirlerinde hem medrese hem de tasavvuf eğitimimizin de amacı buydu.

    • Üç asırdır:

    -Değiştirildi,

    -Batı taklit edildi.

    Bu, bize hiçbir şey sağlamadı. Mesela:

    -Tüm insanımızı kucaklayamadı.

    -Tarihi tecrübeyi inkâr etti.

    -Tüm toplum katmanlarına sızmayı başaramadı.

    -Okulla sınırlı kaldı

    -Düşünür, aydın yetiştiremedi

    -Dehayı ihmal etti

    -Yüksek ölçekli devlet adamı yetiştiremedi.

    -Çağı ve kendini anlamada aciz ve daha pek çok eksikle malül bir yapı olarak tecelli etti, ettirildi.

    • Ve nihayet üç asırdır bu sistem: Bizleri

    -daha ufuklu,

    -daha derin tefekkürlü,

    -daha fedakâr,

    -evlerimizi sıcak,

    -insanımızı daha sevecen,

    -hayatı daha bir yaşanılır kılamadı.

    Demek ki, eğitim felsefemiz, çağın vahşetini, bencilliğini, merhametsizliğini, temsil eden insandan gerçek insanı çıkarabilecek bir güç ve yapıda olmalıdır. Yani kömürden elması çıkarmak. Vahşetten merhameti, feragati,  aşkı, ideali. Adaleti ve duyarlılığı. Yani hem kalp hem de kafayı. Peki, bu ne ile mümkün olabilecektir? Bunun içeriği- muhtevası, metodu ne olacak? Öyleyse bir nebze olsun usule-metoda da değinelim.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.