Hâl değişince isim de değişir ve işte bu sebeple sûfînin yüzlerce tanımı vardır. Hatta bir sûfînin bile birden çok sûfî ve tasavvuf tanımı bulunmaktadır. Bütün bu tanımlar hâl-isim ilişkisi sebebiyledir ve her bir tanım, bir yönüyle doğru bir başka yönüyle eksiktir. Bu tanımların neler olduğunu paranteze alıp başka bir makaleye bırakalım. Bunun yerine bizatihi sûfînin “sûfî” ismini almasına sebep olan giydiği sûf yani yün kıyafeti hatırda tutarak, zahiri önemsemeyen bir kişiye zahirî kıyafetine göre isim verildiğini dikkat-i nazara sunalım. Bu nazar-ı dikkatten sonra, sûfî ve sûfîlik için giyilenden ziyade çıkarılanın ya da eylem boyutuyla ifade etmek gerekirse, giyinmekten ziyade soyunmanın asıl ve önemli olduğunu ifade etme gerekir. Sûfîlerin söylemindeönemli ve zannedildiğinden çok daha derin bir ifade olan, “Bu da geçer Yâ Hû” sözü, kendisinde fânilik illeti bulunan bütünhâllerin, imkanların ve varlıkların bir sûfî için önemsiz, onlar için ne gereğinden fazla sevinmeye ne de gereğinden fazla gamlanmaya değmez olduğu ve hatta terk edilmesi, aşılması ve kendisinden soyunulması gerektiğini anlatır.
Bunun yerine kendisinde fânilik bulunmayan Bâkî ile bekâ bulunması gerektiğine de işaret edilir. Çünkü kutsala çıkışın kuralı kadim bir gelenek olarak fânî varlıktan soyunmaktır. Hani Hz. Musa Kutsal Tuvâ Vadisine vardığında kendisinden naleynlerini çıkarması istenmişti. Çünkü vardığı vadi kutsaldı ve mukaddes olana yalın gidilir ve yalın girilirdi. Yalın yani saf, sade, sırf, samimi, yalnız ve yoklukla… Hiç olarak…Çünkü hiç olmak aslında hep olmaktı. Katreyi bahreylemekti. Yokluk yoluna düşüp varlık evine girmekti.
Peki bu nasıl bir hâldir böyle: Yokluk yolundan varlık sarayınagirilir mi? İşte bunu anlamak kadar anlatmak da zordur ki ancak bu yokluk hâli ile hallenenler bunu anlar da, anlatmaya gelince onlar da zorlanır. Bu sebeple sembol ve metaforlar üzerinden anlatılır ki sûfî dilinin sembollerle süslü olmasının sebeplerinden biri de budur. Niyâzî-i Mısrî bu konuda şöyle demiştir:
“Ref edip ten cübbbesin üryân olan anlar bizi…”
Üryân olmak, kendi varlığından soyunmaktır. Abd yani kul olmaktır. Zaten kul anlamına gelen abd kelimesi de üzerinde bitki bitmeyen toprak yer için kullanılır ki varlığı bulunmamayı ifade eder. Kişi varlıkla donanırsa yerde kalır, lakin varlıktan soyunur kul olursa göğe ağar, miraca çıkar. Allah Hz. Peygamberin miracını anlatırken onun “abd” yani “kul” oluşunu beyan etmesi, iyi anlaşılması gereken ince bir hikmettir. Kulluk yolu yokluk yoludur ve kul olana küll kapısı açılır.
İşte sûfîlik sanıldığı gibi tac ile hırka olmadığı gibi, kıyafette şatafat ve sözde şathiyat değil, bilakis hâldeki mahviyettir.Gösterişi, süsü, şatafatı çıkarmak ve onlardan soyunmak,sadeliği, saflığı sembolize eden çoban kıyafeti bir sûf giyinmektir. Ancak bir kez daha hatırlatmak gerekir ki soyunmak asıl eylem ve irade, giyinmek bir zarurettir. Dıştaki gerçekleşen bu soyunma ve giyinme ise yine asıl maksat olmayıp, içteki soyunma ve giyinmelerinin birer sembolü ve sırrıdır. Asıl soyunma kalpte gerçekleşir: Kibir çıkarılır, tevazu giyilir, haset çıkarılır gıbta giyilir, hırs çıkarılır kanaat giyilir, riya çıkarılır ihlas giyilir, öfke çıkarılır yumuşak huy yani hilm giyilir, cimrilik çıkarılır cömertlik giyilir, yalan çıkarılır doğruluk giyilir, gıybet çıkarılır hüsn-i zan giyilir, ucub çıkarılır mahviyet giyilir, cehalet çıkarılır marifet giyilir, zulüm çıkarılır adalet giyilir, tembellik çıkarılır gayret giyilir, israf çıkarılır insaf ve iktisat giyilir, korkaklık çıkarılır cesaret giyilir ve elbette vefasızlık çıkarılıp vefa elbisesi giyilir.
Bütün bu değişimin başlangıcı soyunmaktır. Aynen dinlemek için susmanın ilk eylem olması gibi. İrfan yolunda da ancak susanlar dinleyebildiği gibi, ancak soyununlar giyinebilir. Bu soyunma soyluların işidir ve şimdiki çıplaklar bunu anlayamaz. Bir de unvanı, makamı, mülkü ve malı gözünü kör eyleyenler anlayamaz.
Peki kim anlar derseniz, yine Mısrî’nin diliyle cevap verelim: Yâr yüzü görüp sekrân olan, katreyi bahreyleyip ummân olan, sahib-i irfân olan, sırlara vakıf olup onlara hayrân olan, beşer iken insân olan, insan olup Hak katına mihmân olan velhasıl,ten suretin çıkarıp kul olup üryân olanlar anlar.