eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    Şahsiyetin Sessiz Muallimi: Ahlaki İklim

    Bir çocuğun ahlak eğitimi, daha dünyaya gelmeden başlar. Üstelik henüz kimse ona tek bir değer öğretmemişken…

    İnsan, kelimeleri öğrenmeye başlamadan, dili gelişmeden ses tonlarını ayırt eder; kelimeleri anlamadan sevgiyi veya öfkeyihisseder; doğruluk, merhamet ve adalet kavramlarını öğrenmeden önce onların varlığıyla yahut yokluğuyla tanışır. 

    Çocuk yalnızca doğduğu evde yaşamaz; evin konuşma biçimini, ailesinin iyiliğe, hakka ve insana bakışını da içine alır. Belki de bu yüzden insan, doğduğu evi sadece içinde yaşadığı bir mekân olarak değil, ruhuna işleyen bir hayat olarak taşır.

    Doğduğu evin sesi…

    Annesinin merhameti…

    Babasının adalet anlayışı…

    Ailenin birbirine hitap edişi…

    Yaşadığı mahallenin vicdanı…

    İçinde bulunduğu medeniyetin insana bakışı…

    Henüz bunların hiçbirinin adını bilmez; fakat hepsi yavaş yavaş ruhuna yerleşmeye, sessizce karakterinin harcına karışmaya başlar. Çocuk, yalnızca bir evde büyümez; bir hayat anlayışının içinde büyür. Çünkü her evin görünmeyen bir dili vardır. O dil bazen güven verir, bazen korku üretir; bazen merhameti çoğaltır, bazen öfkeyi sıradanlaştırır. Çocuk ise bütün bunları farkında olmadan içine çeker.

    İnsan dünyaya boş bir sayfa olarak gelmez; fakat yazılmış bir kitap olarak da gelmez. Yaratılışı iyiliğe yönelmeye müsait bir istidat taşır. Bu sebeple İslam düşüncesinde çocuk, şekillendirilmeyi bekleyen sıradan bir varlık değil; korunması gereken bir emanettir. İmam Gazâlî’nin “işlenmeye elverişli saf bir cevher” benzetmesi, sadece çocuğun masumiyetini değil, aynı zamanda eğitimin sorumluluğunu da anlatır. İşte tam bu noktada kendimize eğitim adına belki de en temel soruyu yeniden sormamız gerekiyor:

    İnsan, ahlakı nasıl öğrenir?

    Bir çocuğun vicdan kavramını bilmesiyle vicdanlı bir insan olması aynı şey değildir.

    Merhametin ne olduğunu söyleyebilmesiyle merhametli davranabilmesi de…

    Adaleti anlatabilmesiyle adil yaşayabilmesi de…

    Bilmek ile olmak arasında, eğitimin en geniş mesafesi vardır.

    Modern eğitim psikolojisi de aynı hakikate farklı bir pencereden işaret eder. Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı, çocukların davranışlarının önemli bir kısmını dinleyerek değil, gözlemleyerek kazandıklarını ortaya koymuştur. Çocuk, kendisine söyleneni değil; tekrar tekrar gördüğünü model alır. Çünkü insanın ilk öğretmeni, kitaplar değil; hayatın kendisidir.

    Ahlak eğitiminin de asıl meselesi, yalnızca doğru değerleri anlatmak değil; o değerlerin tabiî olarak yaşandığı bir hayat kurmak olmalıdır. Çünkü çocuk, nasihatlerden çok, içinde yaşadığı hayatı öğrenir. Bu nedenle aslolan, çocuğun iyiliği tabi karşılayacağı bir hayat iklimi oluşturmaktır.

    Ben bu atmosferi “ahlaki iklim olarak isimlendiriyorum..“Ahlaki iklim’i; çocuğun farkına varmadan her gün soluduğu;fakat zamanla bütün kişiliğini biçimlendiren adalet, güven, merhamet ve sorumluluk atmosferi.” Şeklinde tanımlayabiliriz.

    Coğrafi iklimi gözle göremeyiz; fakat etkisini her canlı üzerinde görürüz. Ahlaki iklim de böyledir. Kendisi görünmez; fakat insanın düşüncesinde, davranışında ve şahsiyetinde sessizce görünür hale gelir.

    Bir ağacın meyvesinin kalitesini yalnızca tohumunun belirlemediğini, iklimin de bu konuda ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz. İnsan da bir tohum gibi doğuştan getirdiği kabiliyetlerle hayata başlar; içinde yaşadığı çevrede yetişir. O çevrenin havasından, suyundan ayrıca köklerinin yer aldığı medeniyet ve kültüründen beslenir. Yani ahlaki iklimden.

    Dünyaya gelen her insan yaşadığı coğrafyayı sadece seyredip havasını solumaz; aldığı her nefesle o coğrafyanın vicdanınıiçine alır. İçinde bulunduğu medeniyetin insana yüklediği anlamı içine alır. Çünkü insan, yaşadığı dünyanın sessiz dilinifarkında olmadan öğrenir. Bu yüzden ahlak eğitiminin en önemli sorusu, “Çocuğa hangi değerleri öğretelim?” sorusu değildir.

    Asıl soru şudur:

    Çocuğun ruhu, nasıl bir ahlak iklimsolumalı?

    Bu sorunun cevabını en berrak haliyle Hz.Peygamber’imizin(s.a.v) eğitim anlayışında görmek mümkündür. O’nun terbiyesi, davranışı düzeltmekten önce insanı anlamaya dayanıyordu. İnsan kazanılmadan davranışın kalıcı olmayacağını biliyordu. Bu yüzden Resûlullah’ıneğitiminde önce güven vardı, sonra yönlendirme; önce değer vardı, sonra davranış. Çünkü insan, kendisini değerli hissettiği bir ortamda değişmeye başlar; kalbi kazanılmadan davranışı kalıcı biçimde değişemez.

    Bu yüzden Resûlullah’ın eğitimine baktığımızda, bizi en çok etkileyen şey söyledikleri kadar, oluşturduğu eğitim atmosferidir. Onun çocuklarla kurduğu ilişkiye dikkat edildiğinde, ahlak eğitiminin neden yalnızca sözle verilemeyeceği daha iyi anlaşılır.

    Çocuklara selam vermesi…

    Onlarla konuşurken acele etmemesi…

    Torunlarını omzuna alıp toplum içinde sevgisini göstermekten çekinmemesi…

    Hata yapanı mahcup etmek yerine, hatasını onurunu koruyarak düzeltmesi…

    Bütün bunlar, tek tek güzel davranışlar olmanın ötesinde, çocuğun ve insanın kendisini emniyette hissedebileceği bir ahlaki iklim oluşturuyordu.

    Kutlu Nebi biliyordu ki; kendisini değerli hisseden çocuk, başkasına değer vermeyi öğrenir.

    Kendisine güvenilen çocuk, güvenilir olmayı öğrenir.

    Kendisine merhamet edilen çocuk ise merhameti bir kavram olarak değil, bir hayat biçimi olarak tanır.

    Nitekim on yıl boyunca Hz. Peygamber’e hizmet eden Enes b. Mâlik’in şu sözü üzerinde uzun uzun düşünmeye değer:

    “On yıl kendisine hizmet ettim. Bana bir kez bile ‘Öf!’ demedi. Yaptığım bir iş için ‘Niçin yaptın?’, yapmadığım bir iş için de ‘Niçin yapmadın?’ demedi.”

    Bu rivayet, sadece güzel ahlakın değil, güzel terbiyenin de özeti gibidir. Çünkü insan, sürekli korku altında yaşadığı bir ortamda karakter geliştiremez; sadece hata yapmamayı öğrenir. Oysa güvenin hâkim olduğu bir ortam, insanın vicdanını harekete geçirir ve doğruyu kendi iradesiyle seçmesine imkân verir. Ahlak eğitiminin hedefi de tam burada ortaya çıkar. Çocuğu dışarıdan kontrol edilen biri hâline getirmek değil, kendi vicdanıyla hareket eden bir şahsiyet hâline getirmek.

    Resûlullah insan yetiştirirken yalnızca doğru davranışı göstermiyor, o davranışın yeşereceği eğitim atmosferini yani ahlaki iklimi de kuruyordu.

    Bugün gelişim psikolojisi de çocuğun kişiliğinin yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamayacağını kabul etmektedir. Bronfenbrenner’in Ekolojik Sistemler Kuramı, çocuğun gelişimini; aile, okul, akran çevresi ve içinde yaşadığı sosyal çevrenin birlikte şekillendirdiğini ortaya koyar. Başka bir ifadeyle çocuk, tek bir olaydan değil; içinde yaşadığı atmosferden etkilenir.

    Bu tespit, bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır:

    Ahlak, yalnızca doğru bilgilerin verilmesiyle değil; doğru ilişkilerin yaşandığı bir çevrede kök salar. Bu nedenle okulun gerçek müfredatı yalnızca kitaplarda yazan bilgiler değildir.

    Bugün bir öğretmen sınıfa girdiğinde sadece ders anlatmaz.Her hâliyle, konuşmasıyla ve davranışıyla eğitim verir.

    Öğrencisini dinleyişi…

    Yanlış cevap veren çocuğa yaklaşımı…

    Sınıfta adaleti gözetmesi…

    Başarılı öğrenciyi alkışlarken zorlanan öğrenciye destek vermesi…

    Bütün bunlar, çocukların okullarında farkına varmadan soludukları ahlaki iklimin parçalarıdır.

    Aynı şekilde evin de görünmeyen bir müfredatı vardır;

    Bir hata karşısında öfkenin mi, sükunetin mi hakim olduğu…

    Verilen sözlerin tutulup tutulmadığı…

    Özür dilemenin zayıflık değil, erdem olarak yaşanıp yaşanmadığı…

    Çocuk bunların hiçbirini “ders” olarak görmez.

    Fakat hepsini hayat bilgisi olarak hafızasına kaydeder.

    Çünkü çocuk, hayatı önce kulaklarıyla değil; kalbiyle okumaya başlar.

    Dolayısıyla, ahlak eğitiminin en güçlü aracı, uzun nasihatler değil; güvenin, adaletin ve merhametin tabi hâle geldiği bir yaşama biçimidir. Çünkü insanı değiştiren, duyduğu cümleler değil; her gün içinde yaşadığı atmosferdir. Eğitim üzerine konuşan herkesin kendisine sorması gereken en temel sorulardan biri de Şudur: 

    Bugün çocuklarımız hangi ahlaki iklimi soluyor? Onlara nasıl bir ahlaki iklim bırakıyoruz?

    İklim, insanın her gün içinde yaşadığı; çoğu zaman fark etmediği ama zamanla kendisine benzediği atmosferdir. Bir ağacın yetiştiği iklim, meyvesinin tadını, rengini ve dayanıklılığını nasıl etkiliyorsa; insanın içinde yetiştiği ahlaki iklim de onun vicdanını ve tercihlerini şekillendirir.Çocuklarımız, yalnızca içinde bulunduğu zamanı yaşamaz; yaşadığı iklimi geleceğe taşır. Bugün evde, okulda ve toplumda soluduğu hava, yarın onun hayata bakışına dönüşecektir.

    Ahlaki iklim, tek tek yapılan güzel davranışların toplamı değildir.

    Bir evde sadece arada bir teşekkür edilmesi…

    Bir okulda yılda birkaç kez değerler eğitimi etkinliği yapılması…

    Bir sınıfta ara sıra merhamet, adalet üzerine konuşulmasıahlaki iklim oluşturmaz. İklim, süreklilik ister.

    Çünkü çocuklar istisnalardan değil, tekrar eden davranışlardan öğrenir. Onlar büyüklerin en güzel anlarını değil, en tabi hallerini örnek alırlar.

    Bu sebepten ahlaki iklim; gösterilen nezaket değil, yaşanan nezakettir.

    Anlatılan adalet değil, uygulanan adalettir.

    Övülen merhamet değil, hissedilen merhamettir.

    Uygulanmaya çalışılan ahlak eğitiminin en büyük yanılgısı burada başlamaktadır. Çünkü değerler, sürekli anlatıldıkları için değil; sürekli yaşandıkları için insanın tabiatına yerleşir.

    İslam ahlak düşüncesinin önemli isimlerinden İbn Miskeveyh, ahlakı insanın tabiatına yerleşmiş bir meleke olarak tanımlar. Meleke; iyi davranışların zorlamayla değil, tekrar edilerek insanın ikinci tabiatı haline gelmesidir. Buna göre ahlak, yalnızca neyin doğru olduğunu bilmek değil; doğru olanı düşünmeden yapabilecek bir karakter olgunluğuna ulaşmaktır. 

    İşte ahlaki iklim, tam da bu yüzden şahsiyeti sessizce terbiye edem bir muallimdir. Çünkü insanı değiştiren tek bir nasihat değil; her gün tekrar eden, zamanla melekeye dönüşen yaşantılardır. Bu yönüyle ahlaki iklim ile meleke arasında derin bir ilişki vardır.

    Bugün eğitim üzerine yapılan tartışmalarda müfredatı, teknolojiyi, sınav sistemlerini ve akademik başarıyı uzun uzun konuşuyoruz. Bunların her biri elbette önemlidir. Fakat bütün bunlardan önce çocuklarımızın nasıl bir hayatın içinde büyüyor olduğunu görmemiz gerekir. Şöyle ki;

    Güvenin olmadığı yerde doğruluk kök salmaz.

    Adaletin hissedilmediği yerde hakkaniyet gelişmez.

    Merhametin yaşanmadığı yerde vicdan olgunlaşmaz.

    Ve saygının olmadığı bir ortamda karakter yaralanır.

    Fakat

    Bir evde, okulda veya çevrede insanlar birbirini dikkatle dinliyorsa, çocuk dinlemeyi önemser, saygıyı öğrenir.

    Verilen söz tutuluyorsa, dürüstlüğü güveni öğrenir.

    Hata yapan aşağılanmıyor, doğrusu gösteriliyorsa hoşgörüyü, adaleti öğrenir.

    Büyükler özür dilemeyi biliyorsa tevazuyu öğrenir.

    Paylaşmak hayatın tabi bir parçasıysa cömertliği öğrenir.

    İnsan, kendisine söylenenleri zamanla unutabilir. Fakat kendisini nasıl hissettiğini unutmaz.

    Bunların hiçbiri ders değildir. Fakat hepsi eğitimdir.

    Çünkü ahlaki iklim, insanın ruhunu usul usul eğiten görünmez bir muallimdir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.