Her çağın insanı terbiye etmek için öne çıkardığı bir kavram vardır. Kimi dönemlerde cesaret, kimi dönemlerde disiplin, kimi dönemlerde ise irade üzerinde durulmuştur. Özellikle modernleşme sürecinde eğitim ve ahlak tartışmalarının merkezinde irade terbiyesi yer almıştır. İnsanın arzularını yönetebilmesi, nefsine hakim olabilmesi ve doğru olanı tercih edebilmesi temel bir erdem kabul edilmiştir. Şüphesiz bugün de irade önemini korumaktadır. Ancak içinde yaşadığımız çağ, bizi başka bir mesele üzerine yeniden düşünmeye çağırmaktadır: “Dikkat”
Belki de artık irade terbiyesi kadar dikkat terbiyesini de konuşmak durumundayız. Çünkü insanın neyi seçtiğinden önce, neye dikkat ettiği önemlidir. Dikkat, yalnızca zihinsel bir faaliyet değil; insanın dünyayla kurduğu ilişkinin derecesini de belirler. Neye baktığımız, neyi dinlediğimiz, hangi meseleler üzerinde durduğumuz ve neyi görmezden geldiğimiz, zamanla kim olduğumuzu da belirleyebilir. Çünküinsan yalnızca kararlarıyla değil, dikkatinin yönüyle de şekillenir.
Fransız düşünür Simone Weil, dikkati insanın sahip olabileceği en nadir erdemlerden biri olarak görür. Weil için dikkat göstermek sadece zihinsel bir performans değil, bir tür duadır. İrade ile zorlanan bir ilgi değil, kalben ve zihnen yönelinen saf bir sevgi eylemidir. Ona göre gerçek dikkat, yalnızca bir şeye odaklanmak değil; kendinden çıkabilmek, hakikate yer açabilmektir. Bu nedenle dikkat, öğrenmenin ötesinde ahlaki bir değere de sahiptir. Bir insanı gerçekten dinlemek, bir öğrenciyi anlamaya çalışmak veya bir metin üzerinde sabırla durmak, yalnızca zihinsel değil aynı zamanda ahlaki bir çabadır.
Bugün ise dikkat, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kuşatma altındadır. Sanayi çağının temel meselesi beden gücü; bilgi çağının temel meselesi bilgiye erişimdi. İçinde bulunduğumuz dönemin temel meselesi ise dikkattir. Çünkü günümüz ekonomisinin önemli bir kısmı, insanın dikkatini çekmek ve mümkün olduğunca uzun süre elinde tutmak üzerine kuruludur.
Bu yüzden artık yalnızca bilgi ekonomisinden değil, “dikkat ekonomisi” nden söz ediliyor. Dijital platformlar, sosyal medya uygulamaları ve içerik sistemleri, insanın neyi merak ettiğini anlamaya çalışmaktan çok, dikkatini nasıl daha uzun süre meşgul edebileceği üzerine çalışıyor. Bu durum insanın zamanı kadar dikkatinin de görünmez bir rekabet alanına dönüştüğünün göstergesidir.
Dikkat ya da dikkat yetersizliğinin eğitim üzerindeki etkileri ise giderek daha belirgin hale gelmiş durumdadır. Öğretmenler öğrencilerin bilgiye ulaşamamasından değil, bilgi üzerinde yeterince duramamasından şikayet eder durumdadır. Kitaplar okunuyor ama sindirilmiyor. Bilgiler öğreniliyor ama içselleştirilmiyor. İnsanlar haberdar oluyor fakat derinleşemiyor. Çünkü dikkat dağınık olduğunda öğrenme kalıcı hale gelemiyor.
Ayrıca nörobilim alanındaki çalışmalar da dikkatin yalnızca akademik başarıyla ilgili olmadığını göstermektedir. Sürekli bölünen dikkat, hafızanın işleyişini, muhakeme gücünü ve karar verme süreçlerini doğrudan etkileyebiliyor. Anlam üretmek için durmaya ve yoğunlaşmaya ihtiyaç duyan insan zihni aynı anda birçok uyarana maruz kalabiliyor. Dikkat, zihnin enerjisi olduğu için enerji dağıldığında düşünce de dağılabiliyor.
Lakin dikkat konusu yalnızca eğitim ve psikolojiyle açıklanabilecek bir konu değildir. Aynı zamanda kültürel ve manevi bir boyutu da vardır. Çünkü dikkat, insanın neye değer verdiğinin de göstergesidir. Bir çocuğa ayrılan vakit dikkat ister. Bir büyüğü dinlemek; bir kitabın satırlarında kalabilmek dikkat ister. Dua etmek; tefekkür etmek dikkat ister. Kısacası insanı derinleştiren, kendisini bulmasını sağlayan her şey,dikkat talep eder.
Bu nedenle geçmişte irfan geleneğimizde sessizlik ve tefekkür önemli bir yer tutuyordu. İnsan bazen konuşarak değil, durarak öğrenirdi. Bazen cevap arayarak değil, soru üzerinde bekleyerek olgunlaşırdı. Düşüncenin derinleşmesi için zihnin sürekli meşgul olması değil, bazen sakinleşmesi gerekirdi. Bugün ise insanın yalnız kalabildiği anlar ve alanlar giderek daralmaktadır. Bekleme anları ve alanları bile ekranlarla dolduruluyor. Böylece zihnin kendi iç düzenini kurmasına fırsat kalmıyor.
Belki de bu yüzden çağımızın eğitim meselesi içerisindeyalnızca ne öğretileceği değil, nasıl dikkat edileceği yani dikkat terbiyesi de öğretilmelidir. Çünkü dikkatini yönetemeyen insan, zamanını ve hayatını yönetmekte zorlanır. Bir süre sonra da hayatını başkalarının önceliklerine göre yaşamaya başlar.
Dikkat terbiyesi, yalnızca daha verimli çalışmanın yolu değildir. Hakikati fark edebilmenin, insanı anlayabilmenin ve kendimizle sahici bir ilişki kurabilmenin de şartıdır.
Bu dijital çağda artık irade terbiyesi ile birlikte dikkat terbiyesi de konuşulmalıdır. Çünkü dikkatin sürekli savrulduğu yerde yalnız düşünce değil, insanın kendisi de dağılmaya başlar. İnsanın dikkati hangi yöne yöneliyorsa kalbi de o yöne meyledebilir. Eğitimde ise yalnızca başarılı öğrenciler değil, istikamet sahibi insanlar yetiştirmenin şartıdikkatin terbiyesidir.