İnsan, değer verdiğini söylediği şeylere nasıl davrandığıyla tanınır. Bir insana verdiğimiz değer, onu dinlerken; üstlendiğimiz sorumluluğa bağlılığımız, kimsenin denetlemediği bir işi yaparken; yaşadığımız çevreye duyduğumuz saygı ise ortak bir alanı kullanırken ortaya çıkar. Bazen bir sözün söylenişinde, bazen bir işin tamamlanışında, bazen de kimsenin fark etmeyeceği düşünülen küçük bir davranışta...
Ahlâk, insana yalnızca ne yapabileceğini değil, yapabilecekleri arasından neyi yapmaması gerektiğini de öğretir. İnsanın gücünü fark ettiği, fakat gücünü her şeyin ölçüsü hâline getirmediği yerde merhamet başlar. Çünkü güç, insanın imkânlarını artırırken merhamet, o imkânların hangi sınırlar içinde kullanılacağını hatırlatır. Merhamet, acımaktan daha derin bir sorumluluktur. Çoğu zaman acıma duygusuyla...
Bir medeniyetin büyüklüğü insanlara ne kadar imkân sunduğuyla mı; yoksa o imkanların kimlere, nasıl ve hangi ölçüyle dağıtıldığıyla mı anlaşılır? Bir toplumun gerçek seviyesi, güçlünün ne kadar güçlendiğinden ziyade, güçsüzün hakkının ne kadar korunabildiği ile ölçülebilir. Bu sebeple adalet, medeniyetin tamamlayıcı unsurlarından biri değil, omurgasıdır. Omurga, bedeni ayakta tutar. Fakat...
Bir toplumun gerçek gücünü yalnızca sahip olduğu maddiimkânlarda, kurduğu yapılarda veya geliştirdiği kurumlarda aramak yeterli değildir. Bütün bunların üzerinde, gözle görülmeyen fakat toplumsal hayatın her alanına nüfuz eden başka bir güç daha vardır: güven. İnsanların birbirlerine, kurumlara ve ortak hayatın temel ilkelerine güvenebildiği toplumlarda hayat daha sade, ilişkiler daha sahici, iş...
Bir medeniyeti anlamak için önce saraylarına, meydanlarına ve yüksek yapılarına değil; insanlarına bakmak gerekir. Nasıl konuşuyorlar? Birbirlerine nasıl hitap ediyorlar? Yaşlısına yol verirken yüzlerinde ne var? Bir emaneti taşırken ne hissediyorlar? Çocuklarına hangi kelimeleri öğretiyorlar? Ve hangi kelimeleri artık kullanmıyorlar? Dil, insanın içinden dışarıya açılan ilk penceredir. Bir insanın kelimeleri,...
Henüz ortada ne cihanı titreten bir devlet vardı ne de kubbeleri göğe yükselen şehirler… Söğüt’te küçük bir Oba, büyük bir istikbalin eşiğinde bekliyordu. O gün, tarihin akışını değiştirecek ordular kurulmadı; hazineler açılmadı. Bir gönülden diğerine birkaç cümle emanet edildi. İşte o birkaç cümle, koca bir medeniyetin temel harcı oldu. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye rehberlik eden nasihatleri, bir...
Bir çocuğun ahlak eğitimi, daha dünyaya gelmeden başlar. Üstelik henüz kimse ona tek bir değer öğretmemişken… İnsan, kelimeleri öğrenmeye başlamadan, dili gelişmeden ses tonlarını ayırt eder; kelimeleri anlamadan sevgiyi veya öfkeyihisseder; doğruluk, merhamet ve adalet kavramlarını öğrenmeden önce onların varlığıyla yahut yokluğuyla tanışır. Çocuk yalnızca doğduğu evde yaşamaz; evin konuşma biçimini, ailesinin iyiliğe, hakka ve insana bakışını...
Değerler eğitiminde, okulda veya evde çocuğa “Doğru ol.” diyebiliriz. “Yalan söyleme.” diyebiliriz. “Paylaş.” diyebiliriz. “Merhametli ol.” diyebiliriz. Peki ya bir gün çocuk gözlerimizin içine bakıp yalnızca bir soru sorarsa: “Neden?” “Neden doğru olmalıyım?” “Neden kimsenin görmediği yerde de dürüst davranmalıyım?” “Neden başkasının hakkını gözetmeliyim?” “Neden iyiliği seçmeliyim?” “Neden?” İşte eğitimin en zor sorusu....
Her çağın insanı terbiye etmek için öne çıkardığı bir kavram vardır. Kimi dönemlerde cesaret, kimi dönemlerde disiplin, kimi dönemlerde ise irade üzerinde durulmuştur. Özellikle modernleşme sürecinde eğitim ve ahlak tartışmalarının merkezinde irade terbiyesi yer almıştır. İnsanın arzularını yönetebilmesi, nefsine hakim olabilmesi ve doğru olanı tercih edebilmesi temel bir erdem kabul...
İnsan çoğu zaman sonuca odaklanır. Bir an evvel varmak, ulaşmak, elde etmek ister. Oysa varılan yer kadar, oraya nasıl varıldığıdır önemli olan. Çünkü her yol, yolcunun içine bir şey bırakır. Usul, bir yöntemden öte insanın kendini taşıma biçimidir. Kısa yollar, pratik çözümler, hızlı sonuçlarla hızın öne çıktığı bir çağda yaşıyoruz. Bir işi en çabuk nasıl bitireceğimiz üzerine...
Kültür, yalnızca öğrenilen bir şey değil; birlikte yaşanan, zamanla içselleşen ve çoğu zaman fark edilmeden aktarılan bir birikimdir. Bir davranışın nasıl yapıldığı kadar, neden öyle yapıldığını da hissettiren; sözün tonunda, bakışın inceliğinde, gündelik hayatın ritminde kendine yer bulan bir bütünlük… Kültür, anlatılmaktan çok yaşanır, gösterilmekten çok hissedilir. Uzun süre bu...