Bir toplumun gerçek gücünü yalnızca sahip olduğu maddiimkânlarda, kurduğu yapılarda veya geliştirdiği kurumlarda aramak yeterli değildir. Bütün bunların üzerinde, gözle görülmeyen fakat toplumsal hayatın her alanına nüfuz eden başka bir güç daha vardır: güven. İnsanların birbirlerine, kurumlara ve ortak hayatın temel ilkelerine güvenebildiği toplumlarda hayat daha sade, ilişkiler daha sahici, iş...
Bir medeniyeti anlamak için önce saraylarına, meydanlarına ve yüksek yapılarına değil; insanlarına bakmak gerekir. Nasıl konuşuyorlar? Birbirlerine nasıl hitap ediyorlar? Yaşlısına yol verirken yüzlerinde ne var? Bir emaneti taşırken ne hissediyorlar? Çocuklarına hangi kelimeleri öğretiyorlar? Ve hangi kelimeleri artık kullanmıyorlar? Dil, insanın içinden dışarıya açılan ilk penceredir. Bir insanın kelimeleri,...
Henüz ortada ne cihanı titreten bir devlet vardı ne de kubbeleri göğe yükselen şehirler… Söğüt’te küçük bir Oba, büyük bir istikbalin eşiğinde bekliyordu. O gün, tarihin akışını değiştirecek ordular kurulmadı; hazineler açılmadı. Bir gönülden diğerine birkaç cümle emanet edildi. İşte o birkaç cümle, koca bir medeniyetin temel harcı oldu. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye rehberlik eden nasihatleri, bir...
Bir çocuğun ahlak eğitimi, daha dünyaya gelmeden başlar. Üstelik henüz kimse ona tek bir değer öğretmemişken… İnsan, kelimeleri öğrenmeye başlamadan, dili gelişmeden ses tonlarını ayırt eder; kelimeleri anlamadan sevgiyi veya öfkeyihisseder; doğruluk, merhamet ve adalet kavramlarını öğrenmeden önce onların varlığıyla yahut yokluğuyla tanışır. Çocuk yalnızca doğduğu evde yaşamaz; evin konuşma biçimini, ailesinin iyiliğe, hakka ve insana bakışını...
Değerler eğitiminde, okulda veya evde çocuğa “Doğru ol.” diyebiliriz. “Yalan söyleme.” diyebiliriz. “Paylaş.” diyebiliriz. “Merhametli ol.” diyebiliriz. Peki ya bir gün çocuk gözlerimizin içine bakıp yalnızca bir soru sorarsa: “Neden?” “Neden doğru olmalıyım?” “Neden kimsenin görmediği yerde de dürüst davranmalıyım?” “Neden başkasının hakkını gözetmeliyim?” “Neden iyiliği seçmeliyim?” “Neden?” İşte eğitimin en zor sorusu....
Her çağın insanı terbiye etmek için öne çıkardığı bir kavram vardır. Kimi dönemlerde cesaret, kimi dönemlerde disiplin, kimi dönemlerde ise irade üzerinde durulmuştur. Özellikle modernleşme sürecinde eğitim ve ahlak tartışmalarının merkezinde irade terbiyesi yer almıştır. İnsanın arzularını yönetebilmesi, nefsine hakim olabilmesi ve doğru olanı tercih edebilmesi temel bir erdem kabul...
İnsan çoğu zaman sonuca odaklanır. Bir an evvel varmak, ulaşmak, elde etmek ister. Oysa varılan yer kadar, oraya nasıl varıldığıdır önemli olan. Çünkü her yol, yolcunun içine bir şey bırakır. Usul, bir yöntemden öte insanın kendini taşıma biçimidir. Kısa yollar, pratik çözümler, hızlı sonuçlarla hızın öne çıktığı bir çağda yaşıyoruz. Bir işi en çabuk nasıl bitireceğimiz üzerine...
Kültür, yalnızca öğrenilen bir şey değil; birlikte yaşanan, zamanla içselleşen ve çoğu zaman fark edilmeden aktarılan bir birikimdir. Bir davranışın nasıl yapıldığı kadar, neden öyle yapıldığını da hissettiren; sözün tonunda, bakışın inceliğinde, gündelik hayatın ritminde kendine yer bulan bir bütünlük… Kültür, anlatılmaktan çok yaşanır, gösterilmekten çok hissedilir. Uzun süre bu...
Düşünceyi incitmemek, bir nezaket meselesinden önce bir hakikat ahlakıdır. Bir fikri aceleyle biçimlendirmeden, onu kırmadan, incitmeden tutmaya çalışan bir hâldir. Henüz tamamlanmamış bir şeye saygı duymak, ham meyveyi dalından koparmamaktır. İnsan, dünyayla ve kendisiyle en sahici temasını düşünce üzerinden kurar. Bu yüzden düşünce, insana en yakın olan ama en kolay...
Okul son dönemlerde, yalnızca bir eğitim kurumu olarak değil, toplumsal hayatın aksayan yönlerini telafi etmesi gereken bir alan olarak görülmektedir. Birçok alanda destekleyici bir rol üstlenen okul, eğitimin bütün yükünü tek başına taşıyabilecek bir yapı değil, bilgiye erişimdeki eşitsizlikleri azaltmaya çalışan bir yapıdır. Farklı aile ve çevrelerden gelen öğrenciler için ortak bir dil, ortak bir içerik ve asgari...
Günümüz eğitim sistemleri, çoğu zaman bir yön bulamamanın, bir ara bölgede sıkışmanın sancılarını taşır. Arafta olmak, ne tam olarak geçmişin izlerini sürmek ne de geleceğin ışığına tamamen adım atabilmek anlamına gelir. Eğitim bağlamında bu, ne öğrencinin ruhunu ve merakını besleyen bir sistemle tam bütünleşmiş, ne de yalnızca verimlilik ve performans...