Zihni alıştırmalar veya tefekkür hazinesi ve kulesi muhakemeyi geliştirir. Ezber ise şahsiyeti pekiştirir. Güçlü şahsiyet mahfuzatı güçlü olan kişide gelişir. Mahfuzatıyla maziye uzanır. Maziden kopuk insanlar köklerinden de kopuktur. Aborjin haline gelir. Kızılderililer ve Avustralya yerlileri böyledir. Temel olmayınca türev gelişmez ve atıl kalır. Üzerine bina yapılamaz. Kırılgan insan ve kırılgan toplum haline gelirler. Şahsiyetleri de cılız kalır. Yeterince gelişmez. Mahfuzat ya da ezber alanın genişlemesi genellikle erken yaşlarda olur. Bununla birlikte kimi şahsiyetler geç yaşlarda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeyi başarmıştır. Hafızlıkta ilahi bir inayet söz konusudur. Hocam Küçük Hafız (Mehmet Topal) son demlerinde ele geçirdiği bazı dua mecmualarını ezbere kalkışmıştı. Derhal vazgeçti. ‘Hafızlığım tehlikeye giriyor’ diye hayıflandı ve temellere geri döndü. Elbette Allah’ın kitabını ezbere bilmek saadetlerin en yücesidir.
Tevrat gibi eski kitapların korunması din adamlarının hıfzına ve dirayetine bırakılmıştı. Kur’an ise aralarına bir istisnadır. Onların özüne havi olsa da muhafazasını Allah bizzat tekeffül etmiştir. Hafızlık da bunu temin yollarından birisidir. Arapça bir ibare şöyledir: Et ta’limu fi’s siğari kennakşi ale’l haceri. Küçüklükte ezber taşa yontmak ve kazımak gibidir. Hem ezber hem de ilk karşılaşmalar önemlidir. İlk karşılaşmalarda edinilen intiba kalıcıdır. Bu yüzden ilk karşılaştırmalarda etkilenme kalıcı olur ve buna ‘ilk göz ağrısı’ denilmektedir. İlk göz ağrısının izleri kolay kolay silinmez.
Küçüklükteki eğitim taşa kazımak gibidir. Şimdi çocuklukta ihmal edilen eğitim yerine suya yazı yazmak kabilinden olan gecikmeli eğitim veriliyor. Bu da kökleşmiyor.
1950 ve sonrasında kimi Amerikalı askerler Kore Savaşına katılıyorlar. Bunlardan bir kismı savaş sırasında Koreliler tarafından esir alınıyor. Savaş ertesinde bu esirler üzerine yapılan gözlemlerde garip ve farklı tepkiler ortaya çıkıyor. Esaretten dönen kimi Amerikan askerleri komunizm propagandası yapıyorlar. Kore’de aldıkları telkinlere kapılmışlar. Kimileri de gittikleri gibi dönüyorlar. Her hangi bir etkilenme mevzubahis değil. Bu iki sosyal refleksi yakın takibe alıyorlar. Bu inceleme sonrasında durumun nedeni vuzuha kavuşuyor.
Meğerse bu iki refleks farklı iki dini gelenekten kaynaklanıyormuş. Kore savaşına katılan Katolik kökenliler telkinlerden fazla etkilenmiyorlar. Aldıkları temel dini eğitim yüzey telkinlerin dibe inmesine mani oluyor. Berzah oluyor! Köklü kültür üstten cila ve dolgu kabul etmiyor. Buna mukabil çocuklukta yeteri kadar dini eğitim almayan dini değerlere karşı lakayt çevrelerden gelen bilhassa Protestan gençler kevgir gibi geçirgen hale geliyor ve kendilerine telkin edilen hususları benimsiyorlar. Zira zihinleri boş adeta tabula rasa gibi.
Kısaca tekrar etmek gerekirse: Amerikan askerleri Kore’ye savaşmaya gider. Esarete maruz kalırlar. Kimileri döndüğünde eski halindeki gibidir. Kimileri de telkin altında kimliğini kaybetmiştir. Yapılan analizlerde kimliklerini kaybetmeyenlerin çocuklukta dini eğitim alan Katolikler olduğu ortaya çıkar. Kimlikleri aşınanlar ise çocuklukta ciddi bir dini eğitimden geçmeyen Protestanlar arasından çıkmıştır. Küçüklükte alınan eğitim kimliği korumakta ve pekiştirmektedir. Bu yöndeki bir hadis-i şerif şöyledir: “Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını emredin. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa kendilerini cezalandırınız, yataklarını da ayırınız.” (Ebû Dâvûd, Salât 26)
Mustafa Özcan