İki gündür evdeki kitaplığı düzeltmekle uğraşıyorum. Birkaç senedir, meşguliyetler sebebiyle alınan yahut gelen kitapları yerli yerine koyamadım. Bir de buna zaman zaman yazılar ve okumalar sebebiyle yerinden alınan kitaplar olunca, çalışma odasında neredeyse adım atacak yer kalmamıştı.
Eksik olmasınlar, ev halkı hâlimi görüp bana bir yardım kanalı açmış oldular. Önce birkaç kitaplık siparişi verilmiş, odaya kurulmuştu. Duvarlar tükendiği için, bu yeni alınan kitaplıklar açık raf usulü kütüphane gibi orta yere dizayn edilmiş. Hamdolsun, masama yer var. İçeriye ışık da hava da gayet rahat giriyor. Önce yadırgasam da dağınıklığı en azından bir iki sene bertaraf edecek bir destekti bu. Üstelik oturma odasından başlayarak üst katın koridorlarına kadar varan, hemen her uygun yere bir kitaplık da konmuş. Buna şükredilir.
Evet, şükrediyorum… Kitaba meraklı bir hâne halkından daha iyi kim olabilir? Zaten kitaplar sadece benim de değil, çocukların da kitapları var. Onların odalarında da birkaç kitaplık zaten yerini almış durumda. Velhasıl evimiz, “kitabev”. Bu kitabevi derleyip düzenlemek de kolay bir iş değil; meşakkatli, sabır isteyen bir konu.
İki gündür, gecenin bir yarısına kadar çocukların da desteğiyle kitaplarla meşgul oldum. Güya tasnif yapayım dedim, ama işin içinden de çıkamadım. Yoruldum. Kitap tozunu özlemişim, hasret giderdim. Lakin yine de yetmedi, alınan yeni raflar. Bu sefer bazılarını eledim, Edip’e verdim; arkadaşlarına versin, değerlendirsin… Bu arada beni bir düşünce aldı. Sufilerin tûl-i emel dedikleri cinsten bir düşünce: Hak nasip eder emekli olursam Fakültedeki kitapları da getirmek durumunda kalırsam hâlim nice olur? Orada da buradaki kadar, hususen seçme kitaplar var. Ne yapabilirim?
Tabi, bu soruyu sorunca, emekli olup da odasından çıkmak istemeyen hocalarımızı düşündüm… Her halde ben de öyle olacağım diye iç geçirdim. Birden içimi bir hüzün kapladı.
Hak, hayırlı ömürler versin… Hele o günlere bir erelim, dedim; rahatladım. Sonra Ali Birinci üstadımın yaptığı gibi kitaplara hususi bir daire mi alsam diye düşündüm. Fakat o da bir başka müşkül mesele… Sait Hatiboğlu hocanın, Mehmet Doğan ağabeyin ve diğer bazı dostların ta başından beri kitapları için ayrı birer mekânları var. Benim de olur, dedim; içten bir dua ettim, ayrı değil de geniş çalışma odası olan bir saadet hane talebimi kimsecikler duymadan ilettim iletilmesi gereken makama. Şöyle rahatça okumaların yapılacağı geniş ve ferah bir çalışma odası… Okumak ve yazmak.
Kitaplığı düzenlerken yeniden fark ettim, yarım kalan yahut hiç okunamamış kitapların arttığını… Bu sefer niyazım sağlığa ve geniş zamanlara dair oldu. Fakat şunu bir daha çok iyi anladım: Kitaplarla uğraşmak ve onları bir düzene sokmak, özü itibariyle insanın kendisiyle uğraşması ve dağınık olan o zihnini derleyip toparlamasıdır.
İnsanın kendisiyle uğraşması güzel… Derlenip toparlanma çabası daha da güzel. Bilal Kemikli