eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Burhanettin KAPUSUZOĞLU

1972 yılında Yozgat'ta doğdu. Yozgat Lisesi'nden sonra Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde mezun oldu. Eserlerinden bazıları: Bozoknağme, Seferberlik Mahşeri, Toprağa Can Ektiler, Böyle Dedi Yozgat, Yozgat'ın Üć Sırlısı, Yozgat'ta Zaman, Yozgat Medreseleri Tekke ve Zaviyeleri, Sarı Saltık Makamları, Mir'ât-ı Muhabbet-Hicran-zede Manzumeler, Îşaretler, Âkif Bey-Şâir ve Mütefekkir...

    Aziz Üstad Ahmed Güner Sayar ve Şeyh Bedreddin Kitabına Dair Mülahazalar

    “Şeyh Bedreddin hakkında klasik kaynaklarda resmedilen imajlar, yönetime karşı bir isyana kalkışıp kalkışmadığı, şayet böyle bir isyanın liderliğini deruhte ettiyse bunun gerekçeleri hakkında ana çizgileriyle iki farklı yaklaşım olduğu söylenebilir. Bir tarafta Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân’ında ve (genellikle bu esere dayanan veya bu eserin muhtevasıyla alâkadar Oruç Bey (Oruç b. Âdil), Lutfi Paşa, Matrakçı Nasuh ve Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân’larda, Neşrî ve Bitlisî gibi müelliflere ait) diğer bazı kroniklerde yansıtılan isyancı Bedreddin imajı, diğer tarafta Taşköprizâde’nin eş-Şekāik’ında ve Kefevî, Hoca Sadeddin, Gelibolulu Mustafa Âlî, Kâtib Çelebi, Nişancızâde Muhyiddin Mehmed, Solakzâde Mehmed Hemdemî ve Müneccimbaşı Ahmed Dede gibi ulema sınıfından tabâkat ve tarih yazarlarının eserlerinde çizdikleri isyanla alakası olmadığı halde kendisine haksızlık edilen bir âlim ve sûfi portresi vardır. Birkaç istisnası haricinde Osmanlı tasavvuf muhitinde genellikle olumlu bir Şeyh Bedreddin imajı benimsenmiştir (olumsuz tasavvurlar Bedreddin’in şahsından ziyade “Bedreddinîler” denilen “heterodoks” taife hakkındadır).”

    Asım Cüneyd Köksal, İdeolojik Kurguların Ötesinde: Bir Fakih ve SûfiOlarak Şeyh Bedreddin, İslam Araştırmaları Dergisi, 45 (2021), s. 146.

    Giriş: Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar

    Devr-i kadimin, kudemanın ve ilmiyenin irfan ufkunu yeni zamanlarda teşrih ederek vefa çerçevesi içinde idraklere takdim eden bir düşünürdür Ahmed Güner Sayar. Vakıa akademideki son büyük hocalar silsilesinden, bir ibadet şevki içinde çalışmayı bir an bile bırakmayan güzidelerden, değerlilerdendir. Esasen Ahmed Güner bey, içine doğduğu çevrenin, ilim, irfan ve hikmet dairesinin sunduğu mehabetli imkânın farkında olarak devraldığı mirası ötelere taşımış ve ait olduğu dünyanın, değerin ve değerlilerin hayırlı ve hatırlı bir hatibi olmuştur. 

    Prof. Sayar’ın eserlerinde sağlam kaynaklara yaslanmış derin bilgi birikimi, akl-ı selim ve kalb-i selim hattında muhakemenin ve üslûbun kıvamı ile sarıp sarmalar. Adeta bir marifet sandığı olarak alışılmış bir tarih anlatıcılığına pirim vermez. Geçip gitmiş ve tarih olmuş hadiselerin, kavramların, anlayış tarzlarının ve anlam katmanlarını kuşatıcı ve birleyici bir düşünce zemininde vukufla kavrayan bir mütefekkir olarak temayüz eder. Hocanın düşünce ufku, tarihi olup bitene düşülmüş bir kayıt değil, nasıl anlam kazandığını açıklamak ve akabinde fizik ve metafizik alanın beraberliğini dikkat nazarına vererek anlamlandırma eksenindedir. Bu yönüyle Sayar’ın münferit yazıları ve kitapları, vakıayı tasvir ederken, onu mümkün kılan zihin ve kavram zenginliğini gösterirken, incelikli bir işçilikle inşa edilmiş ilmiye hisarının irfan burçlarını tahkime dönük bir hizmettir.   

    Prof. Sayar’ın entelektüel müktesebatı, Türkiye’de ilmiye geleneğinin iki seçkin damarı olan Sabri F. Ülgener ve A. Süheyl Ünver’in düşünce dünyasının aydınlığında şekillenmiştir. Hocası Sabri beyin zihniyet merkezli analitik yaklaşımı ona tarihî ve iktisadî olguları kültürel kodlar üzerinden okuma imkânı kazandırmış ve böylelikle tarihsel, toplumsal ve kültürel gerçekliğin tespiti ve anlamlandırılması güçlü bir ilmî/bilimsel zemine oturmuştur. Buna bağlı olarak irfan damarı, Abdülaziz Mecdi Efendi üzerinden Fatih Türbedarı Ahmed Amiş Efendi’ye bağlanan Süheyl beyin medeniyet tasavvuruna ve hikmet ufkuna dayalı tarih ve sanat duyarlılığı geçmişi yaşayan özel bir kültürel ayrıcalık çerçevesi içerisinde kavramasını temin etmiştir. 

    Bu iki ana hattın buluşma noktasının ifadesi olan Ahmed Güner bey, silsilesinin bereketi olsa gerek tarihi indirgemeci açıklama modellerine ve anlık keyif vesilesi romantik nostaljiye teslim etmemektedir. Dikkat çeken bir tarzda zihniyet, medeniyet, kültür, tasavvuf ve düşünce tarihi ekseninde geniş bir bakış açısı, değerlendirme çerçevesi veya yorumlama biçimi geliştirmiştir. Bu yönüyle onun çalışmaları, titizlikle çözümleyerek açıklayan, ilişkileri ortaya koyan ve medenî bir perspektifi mezceden kendine has bir tarih ve düşünce yöntemini ve bu yöntemin arkasındaki kavram/lar dünyasının ifadesidir. 

    İşte onun bu derin birikimi, Prof. Sayar’ın kaleme aldığı eserlerin tamamına yön veren temel fikir zeminini oluşturur. İktisat tarihi, zihniyet tarihi, Osmanlı düşünce hayatı ve entelektüel biyografi ekseninde şekillenen çalışmaları, tarih düşüncesinin farklı sahalardaki uygulanış tezahürleri olarak okunmalıdır.

    Ahmed Güner Sayar, klasik Osmanlı ilim geleneğinden nasiplenen yaklaşımıyla tarihin kurucu şahsiyetlerini kuru biyografik anlatıma feda etmeden ait oldukları ilmî, tasavvufî ve kültürel çevre içerisinde anlamlandırır. Bu yönüyle onun eserleri, ferdî hayat hikâyelerini aşarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan entelektüel sürekliliğin, ilim halkalarının, el yazması eserlerin, hatıratların, zihniyetteki dönüşümlerin, kültürel atmosferin ve medeniyet tasavvurunun izlerini takip eden nitelikli araştırmalardır. 

    Bu hükmün şahidesi olan büyük külliyatı inşa eden eserlerini zikredecek olursak: Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması,İstanbul 1986, A. Süheyl Ünver: Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri, İstanbul 1994, A. Süheyl Ünver Bibliyografyası, İstanbul 1998, Bir İktisatçının Entelektüel Portresi: Sabri F. Ülgener, İstanbul 1998, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Portre Denemeleri, İstanbul 2000, Osmanlı’dan 21. Yüzyıla Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişmeler, İstanbul 2001, Hasan Âli Yücel’in Tasavvufî Dünyası ve Mevlevîliği, İstanbul 2002, İktisat Metodolojisi ve Düşünce Tarihi Yazıları, İstanbul 2005, Ülgener Yazıları, İstanbul 2006, İnsanlar, Olaylar ve Mekânlara Dair Yazılar, İstanbul 2007, İdris Küçükömer, İstanbul 2008, Abdülbâki Gölpınarlı, İstanbul2011, Sahhaf Râif Yelkenci, İstanbul 2012, ‘Velâyet’ten ‘Siyâset’e’ Şeyh Bedreddin İstanbul 2018, Yusuf Mardin’den Ahmed Güner Sayar’a Mektuplar, İstanbul 2020, Çekiç ile Örs Arasında: Mehmed Âkif Ersoy, İstanbul 2022, Balıkesirli Abdülaziz Mecdi Tolun,İstanbul 2024… ve diğer…     

    Prof. Sayar, tarihi, sürekli yeniden kurulan bir anlam ve tecrübe alanı olarak kavrayan özgün bir mütefekkirdir. Onun entelektüel dünyası, iktisat tarihinden şehir kültürüne, medeniyet tasavvurundan biyografi yazılarına uzanan geniş bir epistemik sahada teşekkül etmiştir. Bu itibarla eserleri, tarih, düşünce, medeniyet, kültür, şehir ve entelektüel gelenek üzerine kurduğu epistemolojik çerçevenin doğrudan taşıyıcı metinleridir.

    İşte bu yazıda muhtasar da olsa değerlendirmeye çalışacağımız Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar’ın “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin” adlı eseri, Şeyh Bedreddin’i Osmanlı hukuk, tasavvuf ve siyaset düşüncesinin iç bütünlüğü içinde yeniden anlamlandırması bakımından dikkat çekicidir. Çünkü eser, Şeyh Bedreddin’i ne yalnızca devrimci bir figür ne de tek boyutlu bir tarihî şahsiyet olarak ele almakta; onu farklı yorumların kavşağında değerlendirerek tarih yazımının kavram sınırlarını yeniden düşünmeye davet etmektedir.

    Gölgelenen Tarih ve Şeyh Bedreddin

    Şeyh Bedreddin (Tarihlerde birkaç yıl oynama ihtimalinden dolayı ihtiyat payı koymakla birlikte Diyanet İslam Ansiklopedisi’nin Bedreddin Simâvî maddesindeki tarih esas alınmıştır: d. 1359 v. 1420), XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyılın başlarında Osmanlı, Memlûk ve Emir Timur coğrafyalarını kapsayan geniş bir ilmiye çevresinde yetişmiş allâme bir fakih ve mutasavvıftır. 

    Kökleri Mâverâünnehir’den gelen Şeyh Bedreddin, büyük hocalardan dersler alarak ilim yolculuğunu sürdürmüştür. İlk dersini Edirne’de ulemadan olan babası İsrâil’den alarak Bursa, Konya, Şam, Kudüs ve Kahire’de devrin mümtaz âlimlerinden fıkıh, hadis, mantık, astronomi ve felsefe okumuştur. Böylece fevkalâde güçlü bir ilmî müktesebata sahip olmuştur. Bursa Kadısı Koca Mahmûd Efendi’den ders okurken, hocasının torunu ve istikbâlin astronomi ve matematik âlimi Kadızâde-i Rûmî ders arkadaşıdır. Kabiliyetin kendini gösterebilmesi için yatağını bulması gerekir. Şeyh Bedreddin de bu mânâda nasiplidir. Eğitim hayatı boyunca Seyyid Şerîf Cürcânî, Aydınlı Hacı Paşa, Mübârekşah el-Mantıkî ve Ekmeleddîn Bâbertî gibi devrin muhteşem isimleriyle aynı ilmî çevrelerde bulunmuş ve ilim, irfan ve hikmet ufkunu genişletmiştir. 

    Memlûklu Kahire’sinde ilmî otoritesinin imkân halesi ile kuşatılmışken Şeyh Hüseyin Ahlâtî ile tanışmış, kendisine intisap ederek Hüseyin Efendi’nin mümtaz halifesi olmuştur. Seyahatleri sırasında vardığı Tebriz’de ilme ve alime değer veren dâhi hükümdar Emir Timur’un huzurunda yapılan ilmî tartışmalarda dikkat çekerek takdir edilmiştir. Kahire’ye döndüğünde şeyhinin vefatından sonra kısa bir süre irşad postunda oturmuştur. Ancak Mısır’dan ayrılmaya karar verip Kahire’den çıktıktan sonra Kudüs, Şam ve Halep üzerinden Anadolu’ya geçtiğinde de çevresinde bir irfan halkası oluşmuştur. Bu seyahat sırasında Konya’da Somuncu Baba diye meşhur Şeyh Hamîdüddîn-i Aksarâyî ile görüşmüş; Germiyan, Aydın, Tire ve Sakız başta olmak üzere pek çok bölgede bağlıları artmıştır. 

    Şeyh Bedreddin, 1402’deki Ankara Savaşı’nın ardından başlayan Fetret Devri’nde Şehzade Musâ Çelebi tarafından kazaskerliğe tayin edilmiştir. Hiç şüphesiz bu tayinde kendisinin bir mutasavvıf olması değil, seçkin bir Hanefî hukuk alimi olması belirleyicidir. Ancak Şehzade Musâ Çelebi’nin yenilip tahtı kaybetmesinin ardından görevinden alınarak İznik’te mecburî ikamete tâbi tutulmuştur. Bu hengâmede de ilmî faaliyetlerini sürdürmüş ve eserler kaleme almıştır. Şeyh Bedreddin, daha sonra Rumeli’ye geçmiş, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal hareketleriyle irtibatlandırılmış, yakalanarak Serez’de bağy (meşru otoriteye karşı silahlı isyan) suçlamasıyla yargılanmış ve 1420 yılında kanaatimizce siyaseten idam edilmiştir.

    Bununla birlikte Şeyh Bedreddin’in hayatı hakkında tartışmalı birçok husus bulunmaktadır. Bunların başında Rumeli’deki faaliyetleri, çevresindekilerle ilişkileri ve idamının hukukî mahiyeti konusunda kaynaklar arasındaki önemli görüş ayrılıkları gelmektedir. Konu hakkında tarihçiler imâl-i fikr ededursunlar. Ancak bütün tartışmaların ötesinde Şeyh Bedreddin, kuruluş dönemi Osmanlı dünyasının ilmî, siyasî ve fikrî akımlarının kesişme noktasında bulunan müstesna bir hukukçu ve düşünürdür. Dolayısıyla Şeyh’i anlamanın en isabetli yolu, onu kendi eserleri ve yaşadığı tarih dilimi içinde değerlendirmektir.

    Böyle bir yaklaşım, Şeyh Bedreddin’in tarihî şahsiyetinin öncelikle ilmî kimliği üzerinden okunmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede onun ilmî şahsiyetinin merkezinde siyaset değil fıkıh/hukuk yer almaktadır. Özellikle Câmiu’l-Fusûleyn’i ve et-Teshîl’i, onun Hanefî mezhebine ait görüşler arasındaki tercihleri, sağlam hukukî muhakemesiyle öne çıkan güçlü bir Hanefî hukuk bilgini olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Şeyh Bedreddin’i önce siyasetle anmak, ilmî kimliğini taşra çıkarmaktır. Her ne kadar iftâ/fetva usulünde Hanefî alimlerin bazı görüşlerine muhalefet etmiş olsa da eserlerinde Hanefî aidiyetini açıkça ortaya koyması, onu önde gelen Hanefî fakihlerinden biri olarak değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Bu fikrî çizginin oluşumunda, Kahire’de özellikle Türk asıllı Hanefî allâme Ekmeleddîn Bâbertî’den aldığı tahsil belirleyici olmuştur.

    Şeyh Bedreddin’in fukahâdan olması ile tasavvufu anlama tarzı arasında da esasen bir ihtilaf bulunmamaktadır çünkü klasik İslam düşüncesinde fıkıh ve tasavvuf birbirini tamamlayan ilim şubeleridir. 

    Şeyh Bedreddin, Sadreddin Konevî, Dâvud-ı Kayserî ve Allâme Molla Fenârî ile temsil edilen Ekberî geleneğin şekillendirdiği düşünce iklimi içinde yetişmiş; metafizik tefekkür ile hukukî düzen fikrini aynı düşünce bütünlüğü içinde temellendirmiştir.

    Şeyh Bedreddin’in tasavvuf düşüncesi etrafındaki ihtilaflar ise kendisine nispet edilen Vâridât’taki bilgilerin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim onun tartışılan bazı ifadeleri Hâce Ubeydullah Ahrâr-ı Velî’nin halifesi Molla Abdullah-ı İlâhî, Şeyhülislam allâme Ebussuûd Efendi’nin babası Şeyh Muhyiddîn Yavsî, Harîrîzâde Kemâleddin Efendi, Niyâzî-i Mısrî ve İsmail Hakkı Bursevî tarafından tevil edilerek olumlu bir hükme bağlanmıştır. Buna karşılık; Halvetî Şeyhi Nûreddinzâde Muslihuddîn Efendi, Aziz Mahmud Hüdâyî, Sofyalı Bâlî Efendi ve Ebussuûd Efendi tarafından olumsuz yorumlanmış ve tenkide uğramıştır. 

    Şeyh Bedreddin’in modern zamanda maruz kaldığı en yaygın örseleyici yorumlardan biri, onu erken dönem bir sosyalist veya kolektivist düşünür olarak değerlendiren yaklaşımdır. Ancak bu tür bir bakış açısı, doğru tarih bilgisinden uzaktır ve modern siyasal kategorilerin geçmişe yansıtılmasından ibarettir. Oysa ki onun fıkha dair eserleri, İslam hukukunun mülkiyet anlayışını benimsediğini göstermektedir. Bu nedenle onu sosyalist düşüncenin öncüsü kabul etmek, tarihi hiçe saymaktır ve yanlış bile değildir. 

    Nihayetinde biz, Osmanlı devri Türk düşüncesindeki hukuk, tasavvuf ve siyaset ilişkilerinin kesişim noktasında yer almasından kaynaklanan büyük öneme dikkat çekme kararındayız. Gerçek şu ki Şeyh Bedreddin, bir sûfî ve fakih olarak ilmî otorite, derin metafizik düşünce ve girift siyasal meşruiyet meselelerinin zatında cem olduğu bir mütefekkir alimdir. Nitekim onu değerlendirmek, ismi üzerinde üretilen ideolojik yorumlara kapılmadan ait olduğu Osmanlı düşünce geleneğinin iç mantığına nüfuz etmeyi gerektirir.

    Şunu pekâlâ söyleyebiliriz: Şeyh Bedreddin tartışmasının merkezinde siyasî meşruiyet krizinin bulunduğu açıktır. Dolayısıyla mesele, yalnızca bir isyan hadisesi değil, aynı zamanda siyasî otorite ile ilmî otorite arasındaki ilişkinin tartışılmasıdır.  Sonuçta o, kaybeden taraftadır. 

    “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin” Yahut Yorum ve İnşa

    Ahmed Güner Sayar’ın tarih düşüncesinde, tarihî şahsiyetleri inşa edilmiş ideolojik kalıplara sıkıştırmaya karşı metodolojik hassasiyet belirgindir. Hocanın tarih yazımı, geçip gitmiş hadiseleri ve fâillerini dönemleri içinde geniş bir incelemeye tâbi tutarken, zihniyet dünyası ve medeniyet tasavvuru içerisinde anlaşılması gereken çok katmanlı bir anlam haritasıdır. Bu nedenle Prof. Sayar, kurucu şahısları daraltan açıklamalarla tüketmeden sosyal, iktisadî, hukukî ve tasavvufî bağlantıların etkileşimi içerisinde değerlendirmeyi tercih eder. Çünkü bu sayede tarih, olayların kronolojiye indirgenmiş sığ bir anlatımı olmaktan çıkar; farklı bilgi kümelerinin, zihniyet katmanlarının ve hermenötik ufukların kesiştiği çok katmanlı bir epistemolojik zemine dönüşür. Bu da Prof. Sayar’ı, yalnızca kaydedilmiş vak’aların peşindeki bir araştırmacı değil, farklı bilgi gelenekleri arasında derin bağlantılar kurarak tarihin anlam ufkunu yeniden inşa eden düşünür olarak konumlandırır. 

    Böyle olunca, Prof. Sayar’ın metodolojik yaklaşımının en belirgin tezahürlerinden biri, “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin” serlevhalı eserinde Şeyh Bedreddin üzerine geliştirdiği anlama ve anlamlandırma ameliyesinde ortaya çıkmaktadır. 

    Peşinen ifade etmek gerekirse Şeyh Bedreddin meselesi tarihçilerin üzerinde pek ittifak edemedikleri karmaşık bir düşünce sarmalıdır. Tarih yazımında yıllar yılı siyasî isyanın simge şahsiyeti ve modern ideolojik tahayyüllerin habercisi olarak okunan Şeyh Bedreddin ismi, Prof. Sayar’ın çözümlemeleri ile indirgemeci yaklaşımların ötesine taşınmaktadır. Prof. Sayar’ın ortaya koyduğu Şeyh Bedreddin, siyasî bir hadisenin aktörü olmanın ötesinde; Fetret Devri Osmanlı toplumunda hukuk, tasavvuf, iktisat ve siyaset arasındaki gerilim ve etkileşimlerin düğüm noktasında karar kılmış ciddi bir düşünürdür. Dolayısıyla Şeyh’in modern kavramlarla yapılan kategorik tanımlamaların geriye yansıtılması suretiyle farklı portresinin çizilmesine itiraz eder ve tarihî bağlamı içerisinde ilmî mirasının ve zihniyet dünyasının mehabetine dikkat çeker. 

    İsyan meselesi, onun içtihada namzet büyük bir fakih yani hukuk bilgini oluşunu, Vahdet-i Vücûd’a kâil mütefekkir bir mutasavvıf kimliğini büyük ölçüde görünemez hâle getirmiştir. Bu hengâmede Prof. Sayar, başta Şeyh Bedreddin’in eserleri olmak üzere klasik Osmanlı kaynaklarına müracaat ederek, onu, şahsiyetini inşa eden ilmî ve fikrî bütünlük içerisinde yeniden konumlandırmaktadır. Böylece Ahmed Güner beyin düzenlediği bu fikir zemininde, siyasî tarihin konusu olmaktan çıkarak, Osmanlı ilim ve düşünce geleneğinin meseleleriyle irtibatlı entelektüel Şeyh Bedreddin görünür hâle gelmektedir.

    Prof. Sayar, incelediğimiz eserinde Şeyh Bedreddin’i; velâyet ile siyaset, tasavvuf ile fıkıh/hukuk, dinî otorite ile siyasî meşruiyet ve iktisadî yapı arasındaki ilişkiler ağının yeniden yorumlanmasını mümkün kılan tarih ve düşünce meselesi olarak ele almaktadır. 

    Sayar’ın kitabı, Şeyh’i isyan merkezli indirgemeci okumaların dışına çıkarıp kişiliğini ilmî, hukukî ve tasavvufî bütünlüğü içerisinde yeniden inşa ederken, Osmanlı düşünce tarihinin tartışmalı meselelerinden birini de zihniyet tarihi ve medeniyet perspektifi ekseninde ele almaktadır. Bu yönüyle eser, Prof. Sayar’ın metodolojisini, zihniyet çözümlemelerini ve tarih tasavvurunu yansıttığı yoğunluğu yüksek bir inceleme niteliği taşımaktadır.

    “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin” başlıklı eser, Şeyh Bedreddin’in tarihsel kimliği ve düşüncesi etrafında şekillenen tartışmaları farklı bilgi alanlarını buluşturan bütüncül yaklaşımla ele alarak onu tasavvuf, fıkıh, iktisat ve siyaset eksenindeki kimlikleriyle değerlendirir. İçindekiler kısmı dahi eserin kronolojik hayat hikâyesinden ziyade, Şeyh Bedreddin’i farklı yorum biçimleri üzerinden yeniden değerlendiren çok katmanlı bir kavramsal çerçeve üzerine inşa edildiğini göstermektedir.

    Eserin “İçindekiler” kısmı, konunun hangi hatlar üzerinde inşa edildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir: Önsöz. I- Bir İlgiye Açılan Pencere: Çalışmayı Takdim. II- Şeyh Bedreddin’e Dâir Literatürün Önlenemez Yükselişi. III- Efsaneden Somut Gerçeğe ya da Târih İçinde Şeyh Bedreddin. IV- Düzenlemeyi Esas Alan Bir ‘Norm’ Kurgulanışının Yapı Taşları. V- Şeyh Bedreddin: Mutasavvıf. VI- Şeyh Bedreddin: Fakih. VII- Şeyh Bedreddin’in İktisadî Görüşleri. VIII- Şeyh Bedreddin’in Siyâsî Görüşleri. IX- Aksiyon Öncesi Zihnî Hareketlilik: Tasavvufla Fıkhın Birlikteliğinde Bir ‘Norm’ Arayışı. X- Şeyh Bedreddin: Kadıasker. XI- İznik’te Göz hapsinde. XII- Börklüce Mustafa. XIII- İznik’ten Kastamonu’ya: Kaçıştan İsyâna Açılan Yol. XIV- Deliorman’da Ateşlenen İsyân: “Hurûc-ı Ale’s-Sultan.” XV- Yargılanma ve Örf İle Verilen Fetvâ: Ölüm. XVI- Değerlendirmelerin Aydınlığında Tashihe Açık Bir Sonuç. Ekler.

    İşbu konu başlıklarından müteşekkil eser, yoğun bir bilgi ve yorum hattında ilerlemektedir. Şeyh Bedreddin’in mutasavvıf, fakih ve kadıasker kimlikleri üzerinden Osmanlı entelektüel düzenini görünür kılarken, iktisadî ve siyasî tartışmaları da modern kavramların tarihsel metin üzerindeki etkisi bağlamında ele almaktadır. Bu çerçevede, mistik ve hukukî yorumlar arasındaki gerilim entelektüel inşanın kurucu zemini olarak değerlendirilmektedir. İsyan, yargılama ve ölüm üzerine çözümlemeleri ise Osmanlı siyasal-hukukî meşruiyet düzeninin işleyiş mantığını görünür kılmaktadır. 

    Bu yönüyle eser, Şeyh Bedreddin’i biyografik özne olmaktan ziyade, tarih yazımının kavram sınırlarını görünür hale getiren bir düşünce problemi olarak yeniden okumaktadır.

    Sonuç ya da Sonlanamayacak Bir Meseleye Not

    Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, Türkiye’de iktisat tarihi, düşünce tarihi, kültür tarihi ve entelektüel biyografi alanlarını ortak fikir zemininde buluşturan müstesna bir araştırmacı ve yazardır. Sabri F. Ülgener’in zihniyet analizindeki bakışını, son muhafızlardan Süheyl Ünver’in medeniyet tasavvurunu ve Osmanlı ilim geleneğini aynı düşünce çizgisinde buluşturabilmiş bir hayrü’l-haleftir. 

    Prof. Sayar, tarihî şahsiyetleri içinde yetiştikleri ilmî, tasavvufî ve kültürel ağların sağaltıcı unsurları olarak ele almaktadır. Osmanlı iktisat düşüncesinden devlet felsefesine, tasavvuf tarihinden yazmalarda saklı kadim kültüre ve sohbet meclislerinin bereketli hasılasına kadar geniş müktesebatı ile okuyucuya yeni berrak ufuklar açmaktadır. Mehmed Âkif, Şeyh Bedreddin, Abdülbaki Gölpınarlı, Raif Yelkenci ve Abdülaziz Mecdi Tolun gibi isimler üzerine kaleme aldığı eserlerinde, Türk düşünce tarihini ve şahısların hikâyelerini medeniyetin sürekliliğini esas alan bütüncül bir bakış açısıyla anlatır. Bu sebeple Prof. Sayar’ın eserleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan entelektüel hafızayı, zihniyet dönüşümlerini ve ilim geleneğinin devamlılığını gösteren derin tarih projesidir. Bu zengin külliyat içerisinde “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin” ise hem metodolojik derinliği hem de tarih yazımına getirdiği yeni perspektif bakımından dikkat çekicidir. Modern zamanın puslu tartışmaları arasında yerini alan eser, Şeyh Bedreddin’i kendi tarihî bağlamı içinde yeniden okumaya çalışan önemli monografilerden biridir.

    Kitap, yazarın zengin kaynak hâkimiyeti, metin merkezli yaklaşımı ve anakronizme karşı geliştirdiği metodolojik duyarlılıkla, Şeyh Bedreddin’i Osmanlı hukuk, tasavvuf ve siyaset düşüncesinin bütünlüğü içerisinde değerlendirmektedir. Bu yönüyle eser, Ahmed Güner Sayar’ın Osmanlı düşünce tarihi, entelektüel biyografi ve zihniyet araştırmalarını kapsayan geniş külliyatının metodolojik olgunluğunu yansıtan çalışmalarından biridir. Bu itibarla “Velâyet’ten ‘Siyaset’e Şeyh Bedreddin,” Osmanlı düşünce geleneğinin kendi kavram dünyası içerisinde anlaşılmasına imkân sağlayan ve düşünce tarihi araştırmalarında başvurulacak eserlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Halil dedi ki:

      Önemli.