Türk nüfusun azalması (bu hızla devam ederse) güvenlik sorunu doğurur diye bir yorum var. Önümüzdeki yılların ne getireceği belli olmaz. Sanayide, üretimde milli ve yerli kalacaksak, teknoloji, bilim ve kültürde bir Türkiye Yüzyılı öngörüyorsak bu alanların direksiyonunda Türk çocuğu olmalıdır. Demek ki genç, dinamik nüfus sadece askerlik, (ordu) için değil sivil hayatın idamesi için de lazımdır.
Nüfus hareketlerinin durma noktasına gelmesinin sebebi öncelikle evlilerin çocuk sahibi olmak istememeleri; ikinci olarak gençlerin evlenmemesidir. Benim çocukluğumdan beri ders kitapları, Aileden sorumlu bakanlık yayınları, diğer bakanlıklara ait broşür ve tanıtım filmleri, aileyi anne, baba, kız ve erkek çocuktan müteşekkil gösteriyor. İdeal aileyi böyle 4 kişiden müteşekkil öğreten müfredat bugün güvenliği tehlikeye sokar hale geldi.
Ders kitaplarında bu 4’lü görsel hâlâ yerini koruyor.
Ekonomik durumun evliliği durdurduğu, çoğalmaya engel olduğu yönünde yorumlar var. Bu yorum genellemedir ve yanlıştır. Ev kiralarının yüksekliği, enflasyon vs görünüşte bir gerekçedir. Asıl sorun insanların sorumluluk almak istememeleridir. “Er’ rızku al-Allah”, “Ağılda kuzu doğsa dere kenarında otu biter” inancı taşıyan bir toplum açlık korkusu ile çoğalmaktan kaçmaz. Refah seviyesinin yükselmesi nüfus artışı getireceğine daha da azaltıyorsa evlenenlerde zihinsel bir sorun var demektir. Kişiler, çocukları uğruna da olsa konforundan, gezip tozmaktan taviz vermek istemiyor. Önce ve sadece ben, duygusu ile yetişen biri; annesi, babası çocuğu dahil hiç kimse için fedakarlık yapmaz. Bu hayat anlayışı bize Batı’dan geçmiştir.
Medya aile olmanın onurunu, mutluluğunu değil; dejenere oluşunu gösteriyor devamlı. Çocuk yetiştirmek suretiyle milletine ve insanlığa en büyük hizmet edeceği şuuru ile yetişmeyen nesiller, öldükten sonra adı, namı ile de yaşamak istemiyor demektir. Ardından dua ve hayırla anılmaya vesile olacak bir çocuğu olmanın sadaka- i cariye olacağı şuurunun kazandırılması gerekiyor. İyi yetişmiş ne kadar çok çocuk olursa salih amel o kadar artacaktır.
Ancak Müslümanlar bu şuuru kaybetmiş görünüyor. Çünkü evliliği terk eden, erteleyen genç neslin önemli bir kesimi “laikçiler, Atatürkçüler” değil “muhafazakâr demokratllar”dır.
Evli olan “muhafazakâr demokratlar” da çocuk sahibi olmak istemiyor. Çünkü çocuk “ölü yatırım” onlar için. Gerekçeleri de var :
Kariyer yapacaklar, dünyayı dolaşacaklar, “kendilerini gerçekleştirecekler”. Çocuk için “hazır değiller”.
Refah seviyesi arttıkça çocuk sayısı da artmalı değil mi? Hayır, refah seviyesi artanlar aile bireyleri çoğalırsa refah payının kişi başına düşen kısmında azalma ve daralma olacağını düşünüyor. Kürtaj yapmaktansa iş oraya varmadan önlem almak gerekir deyip üreme sistemini tamamen devre dışı bırakmayı öğrendiler. Kadınlarda üreme sisteminin belli bir yaştan sonra yavaşladığını, işlemeyen demirin pas tuttuğunu tıp adamları söylüyor.
Ailenin hangi çocuğunun diğerlerinden daha büyük işler yapacağı bilinmez. Mesela günümüz şiirinin en büyük ve en önemli şair ve düşünürlerinden olan İsmet Özel, ailenin en küçük ve 6. Çocuğudur.
Sezai Karakoç, Masal şiirinde en küçük oğulun (7. Oğul) Batı’ya yenilmediğini anlatır. Dolayısıyla sağlık ve diğer imkanları elverişli olan aileler için 4, 5 çocuk çok sayılmaz.
Nüfusu çoğaltmak salt bir insan sayısını artırmakla ilgili değildir. Bu tür çoğalmak anne babanın, milletin ve giderek insanlığın felaketi olur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kastı bu olmasa gerek. Çoğalmaktan maksat Müslüman Türk nüfusun çoğalmasıdır.
Müslüman Türk nüfusunun çoğalması kadar muhafaza edilmesi de gerekir. İlgili bakanlıklar, üniversiteler, Diyanet, sivil toplum kuruluşları bu konuda üzerlerine düşen görevi yeterince yapmadılar.
Hükümet, evlenip çoğalmanın önündeki engelleri kaldırmakla işe başlayabilir diye düşünüyorum. Ondan sonra diğer adımlar atılacaktır.
Biliyor musunuz; 1920’li yıllar, savaş yılları olduğu için BMM, evlilikleri kolaylaştıran yasalar çıkarmıştır.
Bu kanunun adı “Düğünlerde Men’i İsrafat Kânunu”dur.
TBMM tarafından 25 Kasım 1920 târihinde kabul edilmiştir (Resmî Ceride, Sayı: 28, (28 Mart 1337 (1920)).
Bakalım bu kanun ne diyor :
1.Düğünlerde alelıtlak [rastgele] cihaz (çeyiz) teşhiri, çeyizin açıktan nakli, erkek tarafından iki kattan fazla elbise ihdası [ortaya çıkarılması], düğün günlerine münhasır [sınırlı] olmak üzere, bir günden ziyâde çalgı çaldırılması ve ziyafet verilmesi, nişan, çevre merâsimiyle ağırlık ve hedaya [hediye] itası ve köçek oynatılması gibi israfat memnudur [yasaktır].
2.Her livanın [ilin] mecâlisi umûmîyesi [genel meclisi], işbu kânun ile kavânini, sâir ahkâma mugayir [aykırı] olmamak şartıyla, mahalli ve idarî talimatnameler tanzimine [düzenlemeye] ve gerek ona müstenid [dayanan] tedâbirin [önlemlerin] hükümet marifetiyle [aracılığıyla] tatbikini takibe mecburdur [uygulamasını izlemeye zorunludur].
3.İşbu mevadd [yasa] ve talimatnameler hilâfında [aykırı] hareket edenler, mahalli belediyelerine âid olmak üzere, elliden yüz liraya kadar cezayı nakdî ita veya bir aydan altı aya kadar hapis ile mücazat olunurlar [cezalandırılırlar].
4.İşbu mevaddan mütevellid [doğan] mesail [meseleler] sulh mahkemelerinde rüyet olunur [görülür]. Bu babdaki hükümler kat’î ve lâzimülinfazdır [kesin ve yerine getirilmesi gerekir].
5.Hitan [sünnet] cemiyetleri için masraf ihtiyariyle düğün yapmak memnudur.
6.İşbu kânun ile men edilen [yasaklanan eşya müsadere edilir [el konulur] ve mahalli belediyeleri nâmına bilmüzâyede [açık artırmada] füruht [satılır] ve irâd [gelir] kaydedilir.
7.İşbu kânun, târihi neşrinden itibaren mer’idir [geçerlidir].
8.İşbu kânunun icrayı ahkâmına [uygulamasına] [Türkiye] Büyük Millet Meclisi Dâhiliye ve Adliye vekilleri memurdur.
Bugün aklımıza gelmez böyle bir yasa çıkarmak. Zaten yer yerinden oynar. İnsanlar sırf gösteriş yapmak için düğün yapıyor zaten. Takılar, paralar kamuya gösteriş olsun diye asılıyor. Böylece ne kadar zengin, üstün olduklarını! göstermek istiyorlar.
Ailenin servet kaynağını düğünde takılan takılar olarak gösterenler bile var.
Artık bu kanun yürürlükte değil. Öyleyse yeni önlemler almak gerekir.
Bu önlemler evliliği kolaylaştıran, çoğalmayı teşvik eden, var olan Müslüman Türk ailesini koruyan önlemler olmalıdır.
Kâmil Yeşil