Klasik edebiyatımızda da önemli bir yer tutan “Şeb-i Yeldâ” kavramı, iki kelimeden müteşekkil. Şeb, Farsça gece; Yeldâ ise Süryanice doğum demektir. Bu kavram, Oğlak dönencesinde güneşin kuzey yarım küreye en dik açıyla geldiği gün olan 21 Aralık gecesine tekabül eder. 21 Aralık gecesi, yılın en uzun gecesi olup aynı zamanda gündönümüdür ve kışın başlangıcıdır.
Bu özel gece, ışığın karanlıkla mücadelesinin sembolü olarak da kabul edilir. Ayrıca, Yeldâ Gecesi, eski Pers geleneğinde “güneşin doğuşu” anlamına gelir ve eski İran festivallerinden biri olan “Mihrican” ile de ilişkili olarak anılır.
Şeb-i Yeldâ, edebiyatımızda hem tabiatın hem de insan ruhunun derinliklerine inen, ışığın karanlıkla mücadelesini simgeleyen bir gecedir. Yıldızların kaybolduğu, gecenin en uzun olduğu, karanlığın zirveye ulaşarak sabahın ilk ışıklarıyla sona ereceği o özel gece, 21 Aralık’tır. Gündönümüne denk gelir, kışın başlangıcını simgeler; ama ondan çok daha fazlasıdır: Bir yenilenmenin, umudun ve direncin sembolüdür.
Bu gece, eski İran’da, güneşin karanlıkla savaşarak yeniden doğacağı, ışığın karanlık gecede zafer kazanacağı an olarak kabul edilirdi. İnsanlar, Şeb-i Yeldâ’yı yalnızca bir tabiat olayı olarak değil, kendi iç (manevî) karanlıklarıyla da bir hesaplaşma, karanlıklarının sona erdiği ve ışığa doğru yolculuğa çıktıkları bir zaman olarak kutlarlardı. Karpuz ve nar gibi kırmızı meyveler, bu gecenin sofralarını süsler: Kırmızı, ateşi, güneşi, sıcaklığı, ışığı simgelerdi. Karpuz, güneşi hatırlatır; nar ise bereketin, bolluğun, sağlığın işareti olurdu. Bu yiyecekler, sadece fizikî değil, aynı zamanda ruhî bir doyum da sağlıyordu. İnsanlar birlikte olmanın tadını çıkarırken hem neşelenir hem de geçmişin derinliklerine yolculuk yaparlardı.
Şeb-i Yeldâ, aynı zamanda Hâfız’ın şiirlerinin okunduğu, şiirle derinliklere inilerek manevî bir keşif yapılacak gecedir. Hâfız’ın divanından seçilen dizeler, yalnızca birer kelime yığını değildir; her bir dize, yaşama dair derin sorulara açılan kapılardır. Hâfız falı, bir anlamda, gecenin ve karanlığın içinde geleceği görmek, umudu yeniden yeşertmek için yapılan bir arayıştır. Her bir şiir, o anki ruh haline göre yorumlanır, her bir kelime yeni bir yol, yeni bir umut doğurur.
Edebî dünyada, Şeb-i Yeldâ bir zıtlıklar iç içeliğidir: gece ve gündüz, karanlık ve ışık, ölüm ve yaşam, umutsuzluk ve umut. Bu gece, her şeyin bir döngü içinde birbirini takip ettiğini hatırlatır. Karanlık, kaçınılmaz bir şekilde aydınlığa dönüşür; gecenin en derin anında, sabahın ışıkları belirir. Bu da insanın içsel geceleriyle yüzleşip, onlarla barışmasının, yeniden doğuşun, yenilenmenin simgesidir.
Bu geceyi en iyi şekilde anlatan beyitlerden biri şöyledir:
Şeb-i Yeldâ’yı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat (Sâbit)
Bir yıldızı bilimci veya bir takvim bilimci şeb-i yeldânın uzunluğunu veya zamanını söyleyebilirse de asıl o en uzun gecenin ne kadar uzun olduğunu gam hastası olan âşık bilir.
Çünkü onun için, Şeb-i Yeldâ yalnızca bir gece değil, gamın, aşkın ve ıstırabın derinliğidir. Bir âşık için, gece asla 12 saat sürmez; o gece, sevdanın ve yalnızlığın her anıyla uzar, uzar… Her bir saniye, kalpte bir ömür gibi geçer. Bu gece, hem karanlığın hem de ışığın hikayesidir; fakat en derin anlamı, insanın ruhundaki karanlıkla yaptığı savaşı kazandığı, sabahın ilk ışıklarıyla dirildiği andır.
Şeb-i Yeldâ, hem doğanın hem de insanın içsel yolculuğunun birleşimidir. Karanlıkla yüzleşip ışığa ulaşmanın, umutla beklemenin gecesidir. Zıtlıkların bir döngü içinde varlığını sürdürdüğü bu gece, insanın varoluşunun derinliklerinde keşfe çıktığı, hem dış dünyayla hem de iç dünyayla hesaplaştığı bir andır. Bu yüzden Şeb-i Yeldâ, sadece bir gece değil, ruhî bir dönüşümdür; hem karanlığın hem de aydınlığın özüdür.
Bir başka manzûmede şöyle denmekte:
Sâkiyâ bu gicedür çün Şeb-i Yeldâ gicesi
İşret ü ayş ü tarab zevk ü temâşâ gicesi
Şeb-i Yeldâ mı uzun yâ şeb-i hicrân ya saçun
İşbu sevdâda geçer âşık-ı şeydâ gicesi
Devletün ömrünün eyyâmı uzansun artsun
Niçe kim gele gide dünyede Yeldâ Gicesi (Ahmed-i Dâî)
Ey sâkî! Madem bu gece şeb-i Yeldâ gecesidir, o zaman bu gece işret, eğlence, zevk ve temaşa gecesidir.
Şeb-i Yeldâ mı daha uzundur, ayrılık gecesi mi? Yoksa senin saçın mı? İşte bu karanlık (sevda) içinde çılgın âşığın gecesi böyle geçer.
Yeldâ Gecesi gelip gittikçe senin de devletin ve ömrünün günleri uzasın, artsın!
Gece, uzun değil upuzun olsa bile sabahın doğacağını bilmeli ve doğunca da neler getireceğini beklemeliyiz!
Kaleminize kuvvet gönlünüze bereket
Çok güzel, sağolun