Klasik Edebiyat dersinde işlediğimiz bir şiir, bize yeniden Türkçe’nin düşünceyi ifadede ne denli derin ve hissiyatımızı tercümede ne kadar güçlü olduğunu hatırlattı. 18. yüzyılın İstanbul şairi Nedim, “seni” redifli gazelinin bir beytinde şöyle diyordu:
Güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder
Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
“Güllü kumaştan (yapılmış elbise) giymişsin. Lakin ey nazeninim, dîbânın gülünün dikeninin gölgesinin seni incitmesinden (çok) korkuyorum.”
Beyitteki sâye kelimesini bilinenin dışındaki farklı ve nadir manası ile (iç eteklik, astar) manasıyle düşünülecek olursa:
“Güllü kumaştan (yapılmış elbise) giymişsin. Lakin ey nazeninim, dîbânın gülünün dikeninin astarının seni incitmesinden (çok) korkuyorum.”
Beyite göre, şair, kıymetlisinin giydiği gül desenli zarif kumaşı beğense de, bu zarafetin içindeki gülün dikenlerinin gölgesinin ona zarar vermesinden endişe duymaktadır. Bu ince kaygı, şairin dilinde gül kokulu bir beyite dönüşmüştür. Bilindiği üzere gül, klasik edebiyatın en beğenilen çiçeği olup her zaman sevgiliyle özdeşleşir. Bununla beraber ne kadar sevilirse sevilsin, dikenleri güle erişmek isteyenlerin canını acıtır ve onları incitir.
Beyiti okuduktan sonra mutadım üzre öğrencilere şunları sordum:
Şairin bu beyitinde hangi duygu var? Ve biz, hangi deyimle bu duyguyu karşılayabiliriz?
Sınfın kahirî ekseriyeti sorularımı, “ihtimam” ve “gözünden sakınmak” şeklinde tam da olması gerektiği şekilde cevapladı. Evet, şair kıymetlisini gözünden sakındığı için, onu incitme ihtimali olan diken (rakip) hususunda kendisini uyarıyordu. Diğer yandan da şair (aşık) dikeni sevgilisine kendisinden daha yakın duruyor diye içten içe kıskanıyordu.
“Gözünden sakınma”nın “esirgeme, korumaya çalışma, ihtimam gösterme, üstüne titreme” gibi manalara geldiğini söyledikten sonra laf lafı açtı ve gençlerle “göz” ile ilgili deyimleri konuşmaya başladık. Gözü gibi bakmak, göz gözü görmemek, gözünü budaktan sakınmamak, gözden düşmek, gözüne sokmak, gözü kesmemek, göze almak, göze gelmek, göze batmak vs.
Konuştukça, deyimlerin bir yandan dildeki ifadeye zevk katarken aynı zamanda manayı da zenginleştirdiği söylendi. Bir öğrenci hem duyguyu hem de düşünceyi destekliyor, dedi.
Evet, deyimler, toplumun dilinde yer alan, genellikle mecaz anlamlı, kalıplaşmış ve belirli durumları ifade eden söz öbekleridir. Deyimler, ortak hayat tecrübeleri, kültürel değerlerinden doğarlar. Kendi başlarına genellikle soyut veya dolaylı anlamlar içermekle kalmaz aynı zamanda ve bireyler, topluluklar, tiplemeler ve bunlar arasındaki ilişkilere, duygulara ya da durumlara dair özlü fikir verirler. Halet-I ruhiyyemizi deyimler yoluyla daha net ifade etmez miyiz? Ya da aynı minvalde deyimler üzerinden kültür ve değer aktarılmıyor mu? Kelamımıza da cila olmuyor mu deyimlerimiz? Hepsine evet dedi gençler…
Ders bittiğinde, şiirdeki hissi deyim sayesinde, deyimi şiir sayesinde, şiiri Nedim sayesinde ve bunların hepsini edebiyat sayesinde öğrenmiştik. Buradaki sayenin gölge ve astar değil “vesile” manasında olduğunu da belirtelim. Bu ders, edebiyatın dil aracılığıyla hem duyguları hem de kültürel değerleri derinlemesine ifade etme gücünü, deyimler ve şiir üzerinden bir kez daha gözler önüne serdi.