Değerli Dostlar 28 Şubat’ı 1 Mart’a bağlayan akşam ilk teravih namazımızı kıldık, o gece de sahurla birlikte orucumuza niyetlenip, ilki rahmet ortası mağfiret sonu da günahlardan bağışlanma ayı olan Ramazan ayına girmiş olduk. Bizleri Recep, Şaban ayına kavuşturduğu gibi Ramazan ayına da kavuşturan Rabbimize hamd ediyorum. Ramazan ayına kavuşamayan din kardeşlerimize ve Gazze şehitlerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret, gazilerimize ve hastalarımıza da acil şifalar diliyorum. Ramazan ayının tüm günahlardan arınmamıza ve kötülüklerden uzak kalmamıza, barış ve huzur içinde yaşamamıza vesile olmasın temenni ediyorum.
Ramazan ayı; fırsatları değerlendirme, manevi kirlerden arınma ve günahlardan kurtulma ayıdır. رَمَضَان شَهْرُ “Şehr-u Ramazan”, اللّه شَهْرُ “Allah’ın ayı” demektir. Ramazan Türkçemizde erkekler için kullanılan bir özel isim olmasına rağmen, Arapça da “Ramazan ayı” kelimesi özel bir isimdir. Onun için oruç ayına “Ramazan” yerine Kur’an’ı Kerimin ifadesiyle ” رَمَضَانَ شَهْرُ “Ramazan ayı denilmesi daha uygun görülmüştür. Nitekim Ebu Hüreyre’den rivayet edilen hadisi şerifte: “Ramazan demeyin; çünkü Ramazan, Allah’ın isimlerinden biridir. Bilakis ‘Ramazan ayı’ deyin.” Buyurulmuştur. Diğer taraftan Ramazan ayı” Recep, Şaban, Muharrem gibi özel bir aya ad olmakla birlikte; K. Kerim de ismi geçen tek aydır.
Diğer taraftan; Ramazan sözlükte “İhtirak” yanmak, kavrulmak, yanıp kül olmak anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Güneş sıcağının şiddetinden yerin kızması, yalın ayak kızgın kumlara basan kimsenin ayaklarının yanması anlamlarında da kullanılmaktadır. Ramazan orucunun da kişinin işlemiş olduğu günahlarını yok etmesinden dolayı oruç ayına “Ramazan” denilmiştir. Yaz sonunda güz mevsiminin başlangıcında yağan yağmurun yeryüzünü yıkayıp temizlediği gibi; sevabını Allah’tan uman müminleri günahlardan arındırıp kalplerini temizlediği için güz yağmuru da Ramazan olarak isimlendirilmiştir.
Sabır: Allah’ın rızasını kazanmak için, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında mukavemet etmek ve tahammül göstermektir. Dolaysıyla; Ramazan ayında açlık ve susuzluğa, nefsi tahrik eden şehevi duyguların azgınlığına, geceleri uykusuzluğa, yeme ve içme arzularına karşı direnme, uygunsuz söz, fiil ve davranışlardan, kaçınma, kötülüklerden uzak durma; söz ve fiil ve eylemler sabrın ve ihlasın göstergelerindendir.
Peygamber (s.a.v)’in ramazan yaklaşırken bir hutbede şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. “Ey İnsanlar! Büyük ve mübarek bir ay yaklaştı ve gölgesi başımızın üstüne düştü. Bu ay, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bulunan bir aydır. Allah bu mübarek ayın gündüzlerinde oruç tutmayı farz, gecelerini ibadetle ihya etmeyi; bahusus teravih namazı kılmayı sizlere meşru kıldı. Bu ayda nafile bir ibadeti eda eden kişi başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farz işleyen başka aylarda yetmiş farz işlemiş gibidir. Bu ay Allah için açlık ve susuzluk zahmetine ibadet meşakkatine karşı sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı bereketlenir. Bu ayda her kim oruçluya iftar verirse günahları bağışlanır ve cehennemden kurtulmasına vesile olur. Üstelik oruçlunun sevabı hiç eksilmeden onun kadar sevap alır.”
Cabir b. Abdullah, Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ümmetime Ramazan ayında beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki hiçbir Peygambere verilmemiştir. 1- Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah ümmetime rahmet nazarıyla bakar. Allah her kime rahmet nazarıyla bakarsa Ona ebedi olarak azap etmez. 2-Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. 3-Melekler her gün ve her gece onlara istiğfar ederler, Allah’tan bağışlanmalarını dilerler. 4-Allah Cennetine emredip; kullarım için hazırlanıp süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup, benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı.5-Ramazan’ın en son gününde oruçlular af ve mağfiret olunur. Buyurulur.
Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları af olunur.” Şüphesiz ramazan ayı orucuyla, sahuruyla, teravihi, mukabelesi, duası, tövbesi, zekâtı, fitresi, fidyesi, sadakası ile maddî, manevî ve sosyal açıdan bir hareketlenme ve bir bereketlenme ayıdır. Ramazan ayı; sabır ve şükür ayıdır.
Oruç; imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemeyi, içmeyi ve şehevi arzuları terk etmek anlamına gelmektedir. Oruçlu olmamız aynı zamanda elimize, dilimize, belimize sahip olmamızı, yalanı, gıybeti, fitneyi, iftirayı, insanların arasını açarak ayrıştırmayı, kötü sözü ve Allah’ın rızasına uymayan kötü işleri de terk etmek ve tüm azalarımızı kötülüklerden uzak olmamızı gerektirir.
Peygamberimiz: “Oruç insanı kötülüklerden koruyucu bir kalkandır.”, buyururken, Ayette de “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki günahlardan korunursunuz. (Bakara: 183) Buyrulur. Yine Peygamberimiz (s.a.v): “Bir kimse oruçlu iken kötü sözü, kötü ameli terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur. Buyurmuştur.
Gerek ramazan orucunu tutmak gerekse ramazan ayını ibadetle ihya etmek iki önemli şartla makbuldür. Birincisi iman, İkincisi ihlas ve samimiyettir. Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v): “Kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” Buyurur.
Şüphesiz orucun dini, sosyal, sağlık, ekonomik ve pedagojik ve psikolojik açılardan pek çok faydalarını saymak mümkündür. Oruç empatiyi, sabrı ve nefse hâkim olmayı öğreten en büyük öğretmendir. Zira insanı kötülüğe yönlendiren nefis (nefsi emmare) açlıkla yani oruçla sükûnet bulur. Nefsin harama karşı şehveti oruçla kırılır. Onun için; “Nefis acıkınca bütün azalar doyar. Nefis doyunca bütün azalar acıkır.” Denilmiştir. Oruç fakirlerin, yoksulların halini yaşayarak anlamayı, açlığın acısını tadınca onlara karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğretir.
Öyleyse oruç ayında göstereceğimiz sabır, edeceğimiz şükür, yapacağımız dua ve tövbe, vereceğimiz sadaka, fitre, fidye, zekât ve iyiliklerle süslemeliyiz. Sosyal iletişim ağlarında birbirimizi incitici, kırıcı ötekileştirişi, ayrıştırıcı paylaşımlardan uzak durarak kalp kırmaktan, kul hakkına tecavüz etmekten kaçınmalıyız. Özellikle ekonomik açıdan geçtiğimiz zor süreçte hali vakti yerinde olanlarımız işlerini kaybedenlerimizi, açlarımızı, açıklarımızı, yetimlerimizi, öğrencilerimizi, komşularımızı, akraba ve hısımlarımızı hatta başka ülkelerdeki din kardeşlerimizi de gözetmeliyiz. Hadisi şerifte sadaka belayı def eder. Zekât; “İslam’ın köprüsüdür.” Buyurulur. Ayette de Onların zenginlerin mallarında, (fakir ve çaresiz kimselerin de bilinen ve belirlenen) bir hakları vardır. Buyurulmaktadır. ( Mearic; 4)
Bilindiği üzere Ramazan orucu farz, teravih namazı sünnettir. Nafile namazların tek başına kılınması daha faziletli olduğu hâlde, teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Peygamber’in (s.a.v.) uygulamasıyla sabittir. Nitekim Hz. Peygamber teravih namazını birkaç defa cemaate kıldırmış, ancak daha sonra farz olur düşüncesiyle cemaate kıldırmaktan vazgeçmiştir. (Buhârî) Hz. Ömer (r.a.) halife olunca, halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldıklarını görüp, tekrar cemaatle kılınmasının daha uygun olacağını düşünmüş ve sahabeyle istişare ederek bu namazın yeniden cemaatle kılınması uygulamasını başlatmıştır. Halkın vecd içinde bu namazı kıldıklarını görünce, “Ne güzel bir âdet oldu” diyerek memnuniyetini belirtmiştir.
Yani teravih namazı, Peygamberimizin kıldığı gibi tek tek başımıza kılabileceğimiz gibi cemaat halinde kılabileceğimiz; ramazan ayına mahsus, yatsı namazından sonra 20 rekât olarak kılınan ve kılınması sünnet olan namazdır. Ancak; yorgunluk, hastalık veya benzeri sebeplerle; evlerde de, bireysel veya cemaatle 8, 10, 12, 14, 16 veya 18 rekât kılınması durumunda sünnetin yerine getirilmiş olacağı ifade edilmiştir.
İslâm dini, müminlerin birlik ve beraberliğine, görüşüp kaynaşmalarına, yardımlaşıp, dayanışmalarına vesile olması için günde beş vakit namazın, haftada bir cuma namazının ve senede iki kez kılınan bayram namazlarının cemaatle kılınmasına büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) namazın farz kılınışından itibaren hayatının son zamanlarına kadar beş vakit namazı sürekli kendisi cemaate imam olarak kıldırmış, Müslümanları da namazları cemaatle kılmaya teşvik etmiş, Ayrıca cemaatle kılınan namazın sevabının, tek başına kılınandan 27 derece daha fazla olduğunu belirtmiştir.
Peygamberimizin (s.a.v): “Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız, evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz.” Hadisi mucibince; hane halkımız ile birlikte cemaatle kılacağımız vakit ve teravih namazlarıyla evlerimizi de mescide çevirmek mümkündür. . C. Hak: “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür. (Bakara:110),
Peygamberimiz namaz hakkında; “Namaz dinin direğidir.”” Namaz kılmayanın dini sağlam değildir.”, “Dinde namazın yeri, vücuttaki baş gibidir.” ,”Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı? Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder.”, “Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdesttir.” Buyurur.
Unutmayalım! İhtiyaç sahipleri ile ilgili sorumluluklarımızı gücümüz nispetinde yerine getirmemiz sadakalarımızı bollaştırmamız, zekâtımızı, fidyemizi Ramazan ayına mahsus olan fitremizi vermemiz kâmil Müslüman oluşumuzun gereğidir. C. Hak; Ramazan ayını, hakkımızda hayırlı kılsın. Korktuklarımızdan emin umduklarımıza nail eylesin.
MUSTAFA KIR