Millet iradesine, insan haklarına, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, özellikle milletimizin inanç değerlerine yapılan en alçak saldırılardan birisi olan 28 Şubat Post modern darbesinin üzerinden tam 28 yıl geçmesine rağmen milletimizin bünyesinde açtığı maddi ve manevi tahribatı darbe öncesinde ve sonrasında yapılanların darbelerin şahidi olarak; unutmama, unutturmama, hafızalara kazıma, genç nesillere hatırlatma gibi bir sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Çünkü zaman bize unutulan darbelerin tekrarlandığını hep hatırlatmıştır.
28 Şubat post modern darbesi, askerler tarafından gerçekleştirilen diğer darbelerden farklı olarak, içeriden FETÖ’nün, dışarıdan Siyonist İsrail’in organizesiyle; medya, iş dünyası, bürokrasi, yargı, YÖK ve sözde bazı sivil toplum kuruluşlarının dayanışması ile gerçekleştirilen bir koalisyon darbesidir.
Darbede Fiili müdahale yerine psikolojik yöntemlerin devreye sokulması, kansız ve idamsız gerçekleşmesi sebebiyle; 28 Şubat darbesi her ne kadar (Post modern) yumuşak darbe olarak adlandırılmış olsa da doğrudan halkın inanç değerleri hedef alınmak, inanan insanların demokratik, sosyal, hukuksal, yönetimsel, temel hak ve özgürlüklerine çökülmek suretiyle gerçekleştirilen bu darbenin kitleler üzerinde oluşturduğu psikolojik ve sosyolojik travmalarının hala giderilemediği bilinen bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
Öteden beri darbeciler tarafından “irtica” kavramı T.C. Devletini yıkmak için bir tehdit olarak, algılanmış, insanların inançlarını yaşama, öğrenme ve öğretme talepleri irticai kavram içinde değerlendirilmiştir. Laiklik ise bu tür düşünce ve eylemleri engellemek; işe gelmeyen siyasi partileri, vakıfları, dernekleri kapatmak, işlerine gelmeyen hükümetleri düşürüp, istediklerini iş başına getirmek için bir aparat olarak kullanılmıştır. Bu yüzdendir ki, 28 Şubat 1997 günü 9 saat süren MGK toplantısının ardından hükümete rağmen 18 Maddelik MGK bildirisinde; laikliğin demokrasi ve hukukun teminatı olduğu vurgulanmış, hükümetten 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, tarikatlara bağlı okulların MEB’na devredilmesi Kur’an kurslarının denetlenmesi, olmayan kılık-kıyafet kanununa uyulması gibi bir dizi hukuk dışı eylemlerin hayata geçirilmesi istenmiştir.
Darbenin ayak sesleri duyulmaya başlaması ile beraber; FETÖ’nün elebaşısı Fethullah Gülen’in Refah-Yol hükümetine yönelik, “Başörtüsü fütuhattandır.” “Beceremediniz artık bırakıp gidin” MGK kararları hakkında “İsabetli içtihat” ”Asker Anayasal yetkisini kullandı” “Askerler, bazı sivil kesimlerden daha demokrat”,”8 yıllık kesintisiz eğitimin İmam Hatiplere kaynak açısından zararlı olacağını zannetmiyorum.” Şeklindeki söz ve davranışları ile darbeciler ile aynı safta yer tutmuş, devrin İsrail Cumhurbaşkanı Weizman da İsrail’in sesi radyosuna yaptığı açıklamada: “Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve Ordu’nun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok” sözlerinden sonra gereğinin yapılması için harekete geçilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Vural Savaş tarafından RP hakkında “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu, gerekçesiyle kapatma davası açılmış, Genel Kurmay karargâhında gazetecilere, yargı ve YÖK ve üst düzey bürokratlara irtica tehdidine karşı brifingler” verilmiş Genel Kurmay bünyesinde binlerce kişi, kurum ve olay hakkında fişlemelerin yapıldığı Batı Çalışma Grubu adı altında yasa dışı bir birim oluşturulmuştur.
Devleti hortumlama karşılığında TÜSİAD, ile birlikte beşli çete adı verilen (TOBB, KESK, DİSK, TİSK ve Türk-İş), gibi emir ve talimatla sefer görev emri alan sivil toplum örgütleri figüran olarak kullanılmış, Milletvekili pazarları kurulmuş, bazılarının makam, bazılarının para karşılığında satın alınması suretiyle; 54. Hükümetin Başbakanı hem “Refah-Yol” protokolü, hem de tansiyonu düşürme adına hükümeti kurma görevinin Doğru Yol Partisi liderine verilmesi şartıyla istifa etmesiyle birlikte kurulacak hükümetin arkasında yeterli çoğunluk olmasına rağmen Hükümet kurma görevi Devrin C. Başkanı Demirel tarafından Tansu çillere verilmemiş, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaza verilmiştir.
Böylesine hukuk dışı ve entrikalarla dolu 28 Şubat darbesi ile Refah-Yol Hükümetinin yıkılması sebebiyle; bu yüce milletin servetleri ile birlikte milli ve manevi değerlerine bağlı gençlerimizin umutları çalınmış, hayalleri yıkmıştır. Eğitim, sosyal, siyasal ve hukuksal alanda yapılan tahribatlar ile onarılması güç, derin ve yıkıcı yaralar açılmıştır.
28 Şubat Post modern darbesinin gerçekleştirilmesinin ve 54. Erbakan Hükümetinin alaşağı edilmesinin altında yatan gerçeğin; ülkenin kötü yönetilmesi mi? Ekonominin bozulması ve terörün tırmanması mı? Yoksa laikliğin elden gitmesi ve irticanın hortlaması mı mıdır?
54. Erbakan Hükümetinin yıkılmasının sebebi; Bilakis hükümetin başarılı olmasından, devletten düşük faizle kredi alıp, devletten aldıkları parayı geri devlete yüksek faizle satmayı alışkanlık haline getiren, kendi çıkarlarını milletin ve devletin çıkarının önünde gören bir kısım kartel medyasının, devlet malını hortumlamaya alışan, rantiyeci haramzadelerin hortumlarının kesilmesidir. Rantiyeye akan para musluklarının dar ve sabit gelirli vatandaşların cebine akıtılmasıdır. Hepsinden de önemlisi D-8’lerin kurulması ile İslam ülkeleri ile iş birliğinde ciddi ve kalıcı adımların atılmasıdır.
Refah-Yol (28 Haziran 1996-30 Haziran 1997) döneminde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir denk bütçe uygulamasına geçilmiştir. Kurulan havuz sistemiyle IMF’den borç para alınmadan, iç borçlanma yoluna gidilmeden devlet çarkı döndürülebilmiştir. Tedrici olarak, faizler inmeye, enflasyon düşmeye başlamıştır. İlk defa rantiyeye akan devletin para muslukları halkın, dar ve sabit gelirlinin cebine akmaya başlamıştır. Bu sayede memura 11 aylık bir zaman diliminde % 112, işçiye % 102 zam, çiftçiye, bağ kurluya %300 den fazla iyileştir me yapılmıştır. Esnaf kredisi 57 trilyondan 80 trilyona çıkarılmıştır. Gelişmekte olan 8 İslam ülkesinden oluşan D-8’ler Ekonomik ve İş Birliği Teşkilatı ve aynı zamanda tüm İslam coğrafyasını içine alan İslam birliğinin kurulması suretiyle İslam ülkeleri arasında ki sosyal, siyasal, ekonomik sınai ve ticari gelişmenin önü açılmıştır.
Bu gerçeği gazeteci Necati Doğru; “Erbakan İyimserlik Motoru” başlıklı yazısında şöyle ifade etmiştir: “Refah-Yol 7 ay önce kuruldu. 7 ay önce faizler %120 idi, şimdi %90’a indi. Yüzde 30’luk bir iniş var. Kredi faizleri düşüyor. Neden çiller döneminde olmadı? Neden Yılmaz döneminde olmadı? Neden Erbakan döneminde oldu? rantiyecilerin Refah-Yoldan rahatsızlıklarının ve Erbakan’dan nefret etmelerinin sebebi “irtica ve laiklik karşıtlığı’ değil, ranttı, menfaatlerinin zedelenmesiydi. Erbakan, “Havuz Sistemi’nden vazgeçip rantiyecileri memnun etseydi 28 Şubat Süreci belki de yaşanmayabilirdi”. İfadelerine yer verilmiştir.
Bir iş adamı da: “Biz Refah Partisinin kadrolaşmasından değil, başarılı olmasından korkuyoruz” ifadesini kullanırken, TİSK eski başkanı Refik Baydur da:” 28 Şubat Millete zarar verdi. Ne o gün ne bugün rejim tehlikesi yoktu. Ekonomik çıkarları zedelenen kesim darbeyi teşvik etti. Biz bu kadar çıkarcıyız.” Diyebilmiştir.
Kurdurulan 55.ANASOL-D Hükümeti tarafından ilk icraat olarak:” 12 Temmuz 1997’de çıkarılan bir kararname ile Havuz Sistemi kaldırılmıştır. Kimi yüksek rütbeli paşalar; bankaların, holdinglerin yönetim kurullarında yüklü maaşlarla istihdam edilmiştir. Devlet ihalelerinin şartları rantiyecilere göre belirlenmiş, kredi muslukları onların cebine akıtılmıştır. Borçlanma faizleri yüzde 70-80’lerden tekrar yüzde 130’lara çıkarılmak suretiyle kendilerine hükümeti hediye eden asker ve rant çevrelerine olan borçlar ödenmiştir.8 yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle İmam-Hatip Liselerinin orta kısımlarının kapatılmasıyla FETÖ’cü kurumlara kıyak çekilmiş ve FETÖ devlet nezdinde meşrulaştırılmıştır.
28 Şubat hükümetinin icraatları sadece devletin imkânlarını rantiyeye akıtmakla sınırlı kalmamıştır. 6 Milyondan fazla oy ve %21,38 oranla birinci olan Refah Partisi hakkında sudan bahanelerle kapatma davası açılmış ve kapatılmıştır. Vakıfların derneklerin faaliyetleri sonlandırılmıştır. 28 Şubat Post modern darbesi yüzünden binlerce bürokrat ve irticai isnatlar yüzünden binlerce asker, subay trajikomik sebeplerle işlerinden atılmıştır. Binlerce kamu görevlisi bir gecede çalıştıkları kurumlardan başka yerlere sürülmüş, binlercesi de fişlenmiştir. On binlerce kız öğrenci başörtüsü sebebiyle eğitim-öğretim haklarından mahrum bırakılarak, cehalete kurban edilmiştir. Binlercesi üniversite kapılarında, tören alanlarında, saçlarından sürüklenerek, ikna odalarında hakaret edilerek aşağılanmıştır. Başörtülü kadın çalışanlar hiçbir sorgulanmaya tabi tutulmadan işlerinden atılmış, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılmıştır. 8 yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle imam-hatip liselerinin orta kısımları kapatılmış, imam-hatiplerle birlikte meslek liselerine uygulanan katsayı adaletsizliği sebebiyle üniversiteye girişlerine engel olunmuştur. İstedikleri okullara girmeleri engellemiştir. Ancak, Fethullahcı İslami cemaat olarak tanınan grubun 28 Şubat sürecinde ne okulları kapatılmış, ne de kısıtlayıcı bir yaptırım uygulanmıştır. 28 Şubat Post modern darbesinden sonra ki gelişmeler; darbesinin gerçekleşmesinde FETÖ ayağının ve Siyonist İsrail parmağının olduğunu ortaya koymuştur.
Gelinen noktada; darbeciler cezalandırılmış, dokunulmaz denilenlere dokunulmuştur. Özellikle kamudan atılan ya da üniversitelerden uzaklaştırılan kamu görevlilerinden bazılarının hakları sonradan iade edilmiş olsa da; ancak, Görevlerine iade edilenlerin kaybedilen yıllarını telafi edilmesi ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Darbeciler cezalandırıldığı halde darbe karşıtlarının ortalama 25 yılı aşkın bir süreden beri cezaevlerinde tutulmasının mantığı çözülememiştir. Darbecilerin cezalandırılması doğru ise, darbe karşıtlarının cezalandırılması nedendir? Anlaşılamamıştır.
Gelinen noktada ülkemizin, istikbaline ve istikrarına kasteden 28 Şubat Post modern darbesin, 15 Temmuz hain darbe kalkışmasını, tüm darbeleri ve darbecileri lanetliyorum. Yolunun doğruluğu, görüşlerinin haklılığı tescil edilen Merhum Milli Görüş Lideri, 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 28 Şubat 2025
Mustafa KIR
Eğitimci, Yönetici, Sivil Toplumcu