‘Şam’da kazananlar ve kaybedenler kulübü kimlerden oluşuyor?’ sorusu gibi hangi değişim yasasının başarılı olduğu veya olmadığı da tartışılıyor. Yöntemler karşılaştırılıyor. Putin, hilafına söylese de Şam’da kaybedenler arasında başta Rusya gelmektedir. Belki ondan önce İran ve vekalet güçleri geliyor. Hizbullah gibi. Peki yöntem de kim başarılı kim başarısız? İhvan’ın bu yeni süreçte geri düştüğü bir vakıa. 1982 yıllarında Hama’daki mücadelede başı çeken yöntemlerden veya örgütlerden birisiydi. Şimdi ismi bile anılmıyor. 2011 yılında ve sonrasında da kısmen başarısını korumuştur. Lakin zafere gidiş yıllarında isminden fazla söz ettirememiştir. Arap Baharı başlarda İhvan veya Osmanlı eksenli olarak değerlendirilmiştir. Lakin Tunus Fas gibi ilk dönem parlama gösteren ülkelerde bile sonuçta kırılmalar yaşanmış ve yetkin ve başarılı bir model ortaya konamamıştır. Mısır’da karşı darbe ile devrilmiştir. Buradan İhvan’ın yönteminin yanlış veya yetersiz olduğu sonucuna varabilir miyiz?
Daha öncede benzeri sorgulamalar ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bilhassa Hizbu’l Tahrir hilafeti yenileme veya yeniden kurma fikrinde olan İhvan’ın beklenilen sürede hilafeti ihya edemediğini ve başarılı olamadığını söylemiştir. İhvan’ın kuruluşundan itibaren neredeyse 100 yıla yakın bir süre geçti. Belki de kuruluşunun yüzüncü yıldönümünde İsrail’in zevalline şahit olabilir. Seyredebilir. Birebir bunu kendisinin deruhte etmesine de gerek yok. ‘Bazuhum min ba’zin’ anlamı gereği birilerinin değerler üzerinden zaferi ötekinin de zaferidir. Zira değerler müşterektir. İlla da muayyen bir kesimin veya markanın zaferi gerekmez. Suriye’de de öyle olmuştur. Küfür yekpare olduğu gibi inananlar zümresi de yek vücuttur.
Bu soruyu bir çırpıda cevaplamak zordur. Lakin el Muctema dergisinden Mısırlı dostumuz Şaban Abdurrahman satırlar arasında bu soruya cevap aramış ve bulmaya çabalamıştır. Bugün Ebu Muhammed Culani ya da HTŞ yapısının veya yönteminin Suriye’de başarılı olmasını nasıl okumalıyız? Bunda birçok amilin ve şartın bir araya gelmesinin etkisini inkar edemeyiz. Şartlar ve coğrafi özellikler değişimlerin yönünü tayin konusunda belirleyici oluyor.
İran Devriminin akabinde de İhvan ile Humeyni hareketi arasında karşılaştırmalar yapılıyor ve İhvan’ın etaba önde başladığı halde niye geride kaldığı, seyrettiği sorgulanıyor. O sıralarda Lübnan’da İhvan’ın, Cemaatü’l İslamiye adıyla yerel kolunu kuran Fethi Yeken buna cevap arıyor. İhvan ile Humeyni Devriminin dayandığı sosyal zeminleri karşılaştırıyor, birbirinden farklı olduğunu ifade ediyor. Şah döneminde ülkenin yandığını ve bir değişime gebe olduğunu ve Humeyni ile birlikte beklenen değişimin sahne aldığını söylüyor. Bu Suriye devrimi için de geçerlidir. Kimileri 11 günde başarıya erişen devrimin gerisinde 13 yıl ve onunda gerisinde 54 onun da gerisinde 61 yıl olduğunu hesaplıyor.
Bu hususta Mazin Faruk adlı yazar ‘İmam Benna’nın Yönteminin Değişmezleri’ adı altında bir analiz kitabı yayınlıyor. İhvan kaynaklı olsa bile Bütün İslami hareketlerin az çok İhvan’ın yönteminden sapmalar yaşadığını ifade ediyor. Şaban Abdurrahman da ‘Çağın Seviyesinde İslami Harekete Doğru’ adıyla bir eser kaleme alıyor. Bu başlık bile Akif’in’ Asrın İdrakine Söyletmeli İslam’ı’ klişesine benziyor. Hasan el Benna’nın yöntemini yeniden okumak adlı alt başlıkta ve bölümde Hasan el Benna’nın yönteminin hem kitlesel hem de seçkin karakterli olduğunun altını çiziyor. Çalışma alanı olarak kendisini mescitlerle veya dini merkezlerle sınırlandırmamış daveti geniş afaka ve zemine yaymıştır. Halka kahvehanelerde hitap etmiş, onlarla kulüplerde buluşmuştur. Müslüman fert, aile ve Müslüman toplum projesine hayata geçirmeye çalışmıştır. Humeyni devriminden sonra kimileri bu yöntemin işe yaramadığını, arkaik kaldığını ve Humeyni ve benzerleri gibi askeri darbelere yönelmek gerektiğini benimsemeye ve telkin etmeye başladılar.
İran geleneğinde molla ve ulema hiyerarşisi Sünni dünyadan farklıdır. Humeyni’nin kalkışma noktası burası olmuştur. Humeyni’yi başarıya taşıyan faktörler arasında Şah’ın altındaki sosyal zeminde kaynamalar yaşanmasıdır. Devrim çeşitli aşamalardan geçmiş ve bir gün bir gecede olgunlaşmamıştır.
Suriye’de HTŞ modelinin benzetildiği ülke veya modellerden birisi de Taliban anlayışıdır. Taliban Diyobend geleneğiyle Peştunvali denilen Peştun geleneğinden beslenmektedir. Bazı benzerliklerden dolayı Şam modeli Taliban modeliyle mukayese edilmektedir. Halbuki, her iki ülke de farklı coğrafya ve farklı geleneklere sahip bulunuyor. Devrimden sonra Ahmet Şara olarak tezahür eden Ebu Muhammed Culani Afgan toplumunu kabile toplumu olarak tanımlamaktadır. Suriye’de kurulacak olan yönetimin anlayışının kendi köklerine, geleneğine, kültürüne ve tarihine dayanacağını söylüyor. Bu hususlardan birisi kadına karşı yaklaşım ve bakış açsıdır. Afgan Diyobendileri ve Hanefileri kapalı bir toplumu temsil ettikleri gibi Şam Selefileri ve Hanbelileri ise tam hilafına açık bir yapıyı temsil etmektedir. Tahir el Cezairi adlı neo selefi zat Mithat Paşa ile birlikte Şam’da kız mektepleri açmıştır. Kısaca Şam modeli ile Taliban modeli farklı dinamiklere dayanmaktadır. Ahmet Şara, HTŞ’nin 8 yıldır İdlip’te üniversitesi olduğunu ve öğrencilerinin yüzde 60’ının kızlardan oluştuğunu ifade etmektedir.
İslami kesimler arasında Şam dünyada en zengin deneyime sahip bölgedir. Önümüzdeki dönemde dünyanın deniz feneri olacaktır. Hem siyasi deneyim hem de kültürel deneyim alanında eşsiz bir yapıyı temsil ediyor. İslami kökleri açısından en şanslı ülkelerin başında gelmektedir. Belki de bu hususta eşi benzeri bulunmamaktadır. Ebu’l Hasan en Nedevi 1950’li yıllarda İslami hayatın ve düzenin gelişebileceği iki ülke arasında Suriye ile Hicaz’ı gördüğünü beyan etmiştir. Lakin birisine Baas musallat olmuş diğeri de yanlış ellere düşmüştür.
Gönlünüze bereket