İslam asırlarının kendisine has, ait siyasi kavramları vardır. Bu anlatacağımız kavramlar inhitat asırlarının bir ürünüdür. Getirdiği dalgaların sonucudur. Ahir zamanın siyasi kavramları hadislerde tekalüp ve tekadüm (her iki ifadede de kaf değil kef vardır) ifadeleri geçmektedir. Birisi dahili sistem diğeri de harici sistem için kullanılmıştır. Anlamları birbirine yakındır. Bu iki kavrama göre İçeride iktidara ve mülke dışarıda ise İslam yurtlarına üşüşme vardır. İkisi mutabık bir haldedir. Kısaca İslam alemi içeriden ve dışarıdan yağmalanmaktadır. Buna yağma düzeni de denmektedir. Birinci Dünya Savaşı bir yağma savaşıdır ve İslam mülkleri tarumar edilmiş ve yağmalanmıştır.
Kısaca tekalüb hadisi gayri Müslimlerin İslam yurtlarına çullanmalarını temsil ve ifade etmektedir. Birçok hadis mecmuası bu hadisi nakil ve tahriç etmiştir. Zamanla iştihar etmiş hadisler arasındadır. İfadesi şudur: Yiyicilerin sofraya veya kaba üşüşmeleri gibi milletler de sizin üzerinize üşüşeceklerdir. Bunun üzerine sahabeler şöyle sorarlar: Bu hal, azınlık olduğumuzdan mı başımıza gelecektir? Bunun üzerine dile gelen Peygamber (SAV) şöyle karşılık verir: ” Bilakis siz o gün çoğunluk olacaksınız. Lakin selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın göğüslerinden sizin mehabet ve heybetinizi alacaktır. Sizin gönlünüze de vehen saçacak ve salacaktır. Bunun üzerine sahabelerden birisi şöyle dile gelir: : “Ey Allah’ın Resülü vehen de nedir?” Bunun üzerine Hazreti Peygamber vehenin izah ve tanımını yapar: “Dünya sevgisi ve ölüm nefretidir…” Burada Müslümanların gönüllerine Allah tarafından vehen yani gevşekliğin atılması bizi Gazali’nin bir tanımına götürüyor. O da hidayete Allah’ın gönlüne attığı nur (kazfi’n nur) sayesinde eriştiğini söylemiştir.
Demek ki nur atmak gibi vehen yani gevşeklik atmak da Allah’tandır. Allah’ın tasarrufu haricinde hiçbir şey yoktur. Lehu’l hükmü ve’l emr. Hariçtekiler İslam dünyasının üzerine böyle çullanırlar. Bir de bunun iç sisteme müteallik yönü vardır. Salim Bin Abdillah, İbni Ömer’den o da babası Hazreti Ömer’den rivayet eder. Allah bu işi nübüvvet ve rahmetle başlatır. Sonra hilafete sonra da saltanat ve rahmete döner. Sonra kraliyet ve rahmete inkilap eder. Sonra cebri yani totaliter sisteme dönüşür ve eşeklerin birbiriyle tepiştiği gibi saltanatı ele geçirmek için aralarında tepişirler. Ey insanlar! Zor ve acı olmadan, tatlı iken, kemik yığınına dönüşmeden ve enkaz halini almadan, tamam iken gaza ve cihada koşun! Cihat tatil edildiğinde ganimetler yenildiğinde haram helal kılındığında rıbata tutunun. Rıbat cihadınızın en hayırlısıdır.
Hadisin diğer versiyonlarda ribat’tan maksadın Askalan olduğu ifade edilmektedir. Şimdi de Askalan ribatı Gazze cihadıyla yorumlanmaktadır. Tekadüm tekalüb sebebidir. Bir başka ifadesiyle İstibdat ülkeleri yabancı istilasına ve boyunduruğuna açar. Nitekim öyle olmuştur. Ümmet şuradan ve adaletten koptuğunda başkalarının egemenliği altın girmiştir. Bu itibarla sadece yabancıları suçlamak kendi zeminini aklamak çare değildir. İç düzen sorunun bir parçasıdır. Tekalüp ile tekadum bir bütündür. Sarmaldır.
Rıbat demişken Yahya Sinvar ile ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. Bilmeden Suriye devriminin önünü açmış yine bilmeden ve istemeden İran’ın sayfasını kapatmıştır. Ahmet Şara da bilmeden veya tam olarak farkına varmadan ahir zamanla alakalı yeni bir süreç başlatmıştır. İnşaallah bu sürecin devamı da gelecektir. Allah oyun kuranların ve oyun bozanların en hayırlısıdır. Allah emrinde galiptir ama insanların çoğu bunu bilmezler.
Mustafa Özcan