eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Burhanettin KAPUSUZOĞLU

1972 yılında Yozgat'ta doğdu. Yozgat Lisesi'nden sonra Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde mezun oldu. Eserlerinden bazıları: Bozoknağme, Seferberlik Mahşeri, Toprağa Can Ektiler, Böyle Dedi Yozgat, Yozgat'ın Üć Sırlısı, Yozgat'ta Zaman, Yozgat Medreseleri Tekke ve Zaviyeleri, Sarı Saltık Makamları, Mir'ât-ı Muhabbet-Hicran-zede Manzumeler, Îşaretler, Âkif Bey-Şâir ve Mütefekkir...

    Yozgatlı Karac’oğlan

    Nedir turnam ahvalınız halınız

    Bozok’a doğru mu gider yolunuz

    Nerededir mekânınız eliniz

    Keskin Ovası’na çöl deyip gider

     Karac’oğlan

    Mukaddes bir medeniyetin talim tezgâhında dokunan Türk kültürü, hatırı sayılma makamında bulunan ve milletin hâfızasında bütün zamanlarda yer etmek gibi vasıflara sahip büyük insanlarla bereketlenmiştir.

    Büyükler, mülkü varlıklarıyla mühürlemiş, insan olmak erdeminin has muallimleri olarak ufuklarımızı kemâlin ve cemâlin ziyasıyla aydınlatırken, hikmetten haberdar ederek irfan nasibiyle hayata mânâ verirken gayet hoş duyuşlara ve lâtifelere himmet etmişlerdir.

    Çünkü onlar, hayatın bütün rükünlerinde istikamet çizen, erdiren ve “damla bile değilken göle çeviren,” sert ve soğuk taşa insanî bir nefes ilham edip diri ve canlı hâle getirerek estetik harikalarla âleme renk katan, güzel şekillerle adeta bir tablo gibi bezeyen, süsleyen ve kuru söze ahenk katıp gönülleri arındıran sanatkârlardır. Hatta, kimliğin safiyetini muhafaza kudreti bile, himmeti milleti olan sanatkârların tasarrufuyladır. 

    İşbu himmet dahi, ruh hamurkârı hazık tabipler olarak tebarüz etmiş Hak Erenleri’nin kutbiyetlerinin kuşatıcılığında, kelâmın hakkını veren bir söz sultanı şair, ruh akınlarıyla mücerred hendeseye hayat veren “şafak vaktinin cihangiri Sinan” gibi bir mimar, tesellî iklimlerinde saltanatlı bestelerle coşturan bir mûsıkîşinas ve Elif’de fenâ bulmuş uşşaktan bir kolbaşı olarak zuhur etmiştir.

    Zamanın bir durağında bu zuhurat, artık hangisi ise Karac’oğlan suretinde dile gelmiş ve: 

    Karac’oğlan der ki ismim öğerler

    Ağu oldu bildiğimiz şekerler

    Güzel sever diye isnat ederler

    Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var

    ikrarında tazelenmiştir. 

    Karac’oğlan, kültür coğrafyamızın kalpgâhı olan Anadolu’da ve Rumeli’nde fevkalâde canlı hatırasının huzuru içinde, şiirleri dilden dile dolaşan ve bu vadide ismi geçenlerin en büyüklerinden bir saz şairidir.

    Karac’oğlan, sırlı zatlar arasında kabul edilmektedir ve menkabevî bir şahsiyettir. Ahali onu velî saymakta ve mezarları, bir adak ve ziyaret yeri olarak kabûl edilmektedir. Tarsus’taki Ashab-ı Kehf Mağarası’na girip sır olduğuna inanıldığı gibi, Maraş’ın Cezel Yaylası’nda, Nizip’in Keklice Köyü’nde, İçel’in Çukur Köyü’ndeki Karac’oğlan Tepesi’nde ve Yozgat’ın Gevrek Köyü ve Aydıncık civarında Danlı Dağ’ın Kartal Kayası Mevkii’nde ziyaret edilen iki ayrı mezarı bulunmaktadır.

    Zaman içinde hayatı ve şiirleri etrafında teşekkül eden rivayetler, Karac’oğlan’ı bir hikâye kahramanı hâline getirmiştir. Anadolu’da, Karac’oğlan ile Elif Gelin, Karac’oğlan ile Karaca Kız, Karac’oğlan ile Benli Kız ve Kırım’da da Karac’oğlan ile Esmi Han hikâyelerinde, Karac’oğlan’ın başından geçenler şiirin büyüsü içinde anlatılmaktadır.         

    Bununla birlikte, bu toprakların yetiştirdiği en büyük kabiliyetler arasında yer alan Karac’oğlan’ın memleketinin neresi olduğu meselesi tam bir muammadır.

    Karac’oğlan, uzun müddet Tuna boylarında Rumeli’nde yaşamış bir ordu şairi, Florinalı, Çukurovalı ve Bozoklu yani Yozgatlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle hemence memleketine dair kesin bir hüküm verilememektedir!

    Tabiî şurası muhakkaktır. Tarihte, kendinden sonra gelenleri tesiri altına almış ve mahlasını iktibas ettirmiş Eski Karac’oğlan ya da Büyük Karac’oğlan yaşamıştır.

    Karac’oğlan’ın hayatı hakkındaki bilgiler yetersiz ve farklıdır. Yaşadığı çağ bile tam olarak tespit edilememiştir.

    Sahanın âlimlerinden bir kısmı, XVI. asır şairlerinden olduğu kanaatinde iken, bir kısmı da XVII. asır şairidir demektedir. Bazısı da XVI. asırda yaşayan Rumelili Karac’oğlan ile XVII. asırda yaşayan Çukurovalı Karac’oğlan’ın farklı şairler olduğu kanaatindedir.

    Ancak bu fikir farklılığında, Karac’oğlan mahlasını kullanan Rumelili, Çukurovalı ve Yozgatlı Karac’oğlan ile aynı mahlası kullanan diğer şairlerin hayatlarının ve şiirlerinin karıştırılmış olması belki de en başta gelen sebeptir.

    Karac’oğlan’ın bu zamana kadar beş yüz civarında şiiri tespit edilmiş olmakla birlikte, muhtemeldir ki unutulanları da çoktur. Fakat bu şiirlerin tamamının ona ait olduğunu kimse söylememektedir. Araya diğer Karac’oğlanlara ait manzumeler karışmıştır. Bu şiirlerin pek çoğu şifahî kültürden ve XVII. ve daha sonraki asırlara ait cönk ve mecmualardan elde edilmiştir ve şiirlerin de, kayıt altına alınıncaya kadarki geçen zamanda yer, zaman ve şahıslara göre kısmen değişebileceği unutulmamalıdır. Eldeki şiirlerde üslûp farkı ve şiir tekniği açısından kusurlu kısımlar göze çarpmaktadır. Fakat her şeye rağmen, Karac’oğlan şiirleri adıyla elde bulunan manzumelerin çoğunda söyleyiş birlikteliği kendini belli etmektedir. Bütün bunlardan hareketle ve sadece eldeki neşirlerde Rumelili, Çukurovalı ve ihtimal ki Yozgatlı Karac’oğlan’a ait şiirlerin izleri sürülebilmektedir.

    Rumelili, Çukurovalı ve XIX. asır şairlerinden Yozgatlı Karac’oğlan’ın şirleri, yapılan toplu şiir neşirlerinin tamamında bir aradadır ve karışmıştır. 

    Karac’oğlan’ın şiirlerinden hareket edildiği zaman, esas Karac’oğlan’ın Yozgatlılığının ispatı ve Yozgatlılığının XVI. asra götürülmesi pek mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla, Eski Karac’oğlan’ın Yozgatlı olabileceğine dair rivayet şiirlere yansımamaktadır.

    Oysaki XIX. asrın Karac’oğlan’ının Yozgatlılığı, mevcut şiirler arasında gözükmektedir ve Yozgat’ta Mamalu oymakları arasında yaşayan Karaca’oğlan ve hayatına dair şifahî bilgilerle birbirini tamamlamaktadır.

    Karac’oğlan kitaplarında yer alan şu şiir mânidardır: 

    İsmail Bey yaylasından kalkınca

    Soğuk sulu yaylalarım kal demiş

    Vefa yoğ imiş de attan deveden

    Derde derman olmaz imiş mal demiş

    Hani benim emmim oğlu Ömer’im

    Ciğerime bir od düşdü yanarım

    Diyarbekir Avşar benim tımarım

    Bölge bölge tımarlarım kal demiş

    Hani benim emmim oğlu Bücür’üm

    Yüreğime bir od düşdü acırım

    Sarı Haliloğlu çeksin ecirim

    Bölge bölge tımarlarım kal demiş

    Karac’oğlan der ki kolu bağlıyım

    Ciğerciği aşk oduyla dağlıyım

    Mamalı’dan ben bir Rıdvan oğluyum

    Kaplan postu giydiklerim kal demiş

    (Not: Sadettin Nüzhet Ergun, Karaca Oğlan, Hayatı ve Şiirleri, Onsekizinci Baskı, İstanbul 1948, s. 191’de, İsmail Bey yaylası meselesine şu şerhi düşer: “İsmail Bey yaylası, Yozgat’a tâbi Boğazlıyan’ın Kozan Karyesi’nde bir yayla ismi.” Buna karşılık aynı eserin 13. sayfasında “Mamalı’da ben bir Rıdvan oğluyum” ifadesinde de Mamalı’yı, Kırşehir’e bağlı Mecidiye Kazası’nın bir köyü diye izah eder.)

    Yozgat’ta, Mamalu Aşireti mensubu bir Karac’oğlan öteden beri bilindiği için, işte bu şiirden Yozgatlı Karac’oğlan’a yol bulunabilmektedir.   

    Fakat ne yazık ki, şiirin muhtevasının mahallî hâfızada yaşayan bilgilerle birbirini tamamlıyor olması ve şiirde geçen Mamalı kelimesinin Bozok’ta meskûn Türkmen aşiretlerinden birinin adı ile birlikteliği dikkatlerden kaçmıştır.

    Hâlbuki Karac’oğlan’ın, “Mamalı’dan ben bir Rıdvan oğluyum.” ifadeleriyle Mamalu Aşireti’ne mensubiyeti de bizzat kendi dilinde ifadesini bulmaktadır ve daha evvel mahallî rivayetlerden bildiğimiz Karac’oğlan’ın Mamalu Aşireti’nden olduğu bilgisi eldeki Karac’oğlan şiirlerinde geçen mensubiyet işretleriyle birleşmektedir.

    Ayrıca köylerde şifahî kültür mahsülleri tevarüs edilen ulu kocaların Karac’oğlan’a ait şiir neşirlerinden haberdar olmalarının öyle pek kolay olmadığını da gözden uzak tutmamak lâzımdır.

    Mamalu Türkmenlerinin Bozok’a iskânları XVIII. asrın başlarıdır. Karac’oğlan adıyla yazılan eserler ve şiirlerin cümlesi düşünüldüğünde, aşiretin iskân tarihi, XVI. asırdaki esas Karac’oğlan’ın Yozgatlılığı zannını ortadan kaldırmaktadır.

    Bununla birlikte XVI. ve XIX. asırlarda yaşayan iki ayrı Yozgatlı Karac’oğlan’ın var olabileceği fikrine ise şimdilik ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir.

    Mamalu Aşireti, XIX. asrın başlarından itibaren Bozok’a iskân edilmişler, Kızılkoca Kazası ve Salmanlı bölgelerinde aşiretin bağlı oymakları yayılmıştır.

    Şimdiki Şefaatlı Kazâsı hudutlarında bilhassa ahalinin Karanı Dere dediği Karanlık Dere Vadisi ve etrafında ağırlıklı bir şekilde Mamalu oymakları yerleşiktir. Bahsi geçen tarihten itibaren, devletin sürdürdüğü iskân siyasetine rağmen, aşirete bağlı bazı oymaklar yerlerini terk edip yeniden konar-göçerliğe dönmüşlerse de, idarecilerin yoklamaları neticesi yerlerinde olmayanlar yapılan mülâkatlarla ikna edilmişler ve tekrar gösterilen yerlere yerleşmişlerdir. Şefaatlı’ya bağlı Rıdvanlı ya da Rızvanlı Köyü de, civarda bilinen meşhur Mamalu köylerinden biridir; Dedeli, Kaygılı, Kazlıuşağı, Kahya Köy gibi…

    Öteden beri Yozgat ve bilhassa Şefaatlı civarında bir Karac’oğlan’dan söz edilir. İşte bu şiirle Karac’oğlan, kendini Rıdvanlı ile kayıt altına almaktadır ve mensubiyetini tescil etmektedir.

    Şimdi de, Yozgat’ın Şefaatlı tarafında anlatılan ve bu şiirle birbirini tamamlayan bir hikâyeye bakmakta fayda var. 

    Mamalu’ya mensup Kazlıuşağı Köyü, civarın büyük köylerindendir. Kazlıuşağı Köyü’nün yakınında kendilerine ait bir de yaylalıkları vardır.

      Kazlıuşağı’nın yaylalığı, Mamalu beylerinden İsmail Bey tarafından bölünür ve Rıdvanlı oymağı tarafından iskân edilir. Ancak bu yeni iskân işine Kazlıuşağı ahalisi razı olmaz ve arada husumete sebep olur. İki köy arasında tatsız hadiseler olur. Kuvvetle muhtemel, XVIII. asrın sonları ve XIX. asrın başlarında meydana gelen büyük hadisede yürekler dağlanır.

      Karac’oğlan’ın adıyla bildiğimiz bir başka şiir ise devri, iskânı ve bu iki köy arasındaki hadiseleri tüm açıklığı ile hissettirir gibidir: 

    Ay Dost…

    Zalimin zulmünden düşman şerrinden

    Haydin bacılarım burdan gidelim

    Bu kâfir köyünden Urumeli’nden

    Buraları terk-i diyar edelim 

    Issız kalır boz mayalı obamız

    Yok ki ağlar bir anamız babamız

    Kana bulanmadan sırma abamız

    Buraları terk-i diyar edelim

    Aynı zamanda, sohbet meclislerinin imkânı ile varlığını sürdüren bu manzume, Battal Köyü, Paşaköy ve Kanak boyunda, Karac’oğlan Bozlağı adıyla havalandırılmış ve bozlak olarak söylenmektedir.

    Görüldüğü üzere, kitabî bilgi ile şifahî bilginin arasındaki fevkalâde bağ ve iki şiir arasındaki üslûp benzerliği esas dikkat edilecek noktadır. Meselenin izaha kavuşturulması adına bu dikkat mühimdir.

    Yozgat’ın Gevrek Köyü ve Aydıncık civarında Danlı Dağ’da bulunan Gezibel’indekiKartal Kayası Mevkii’inde Karac’oğlan’a ait mezarlar ise ya efsane hâline gelen Karac’oğlan’ın gezmeleri sırasında uğradığı yerlerdeki hatıralarının izi birer makamdır, ya da şimdilik zayıf ihtimal ama iki ayrı Yozgatlı Karac’oğlan’ın varlığının işaretidir.  

    Aşiret kavgasının, hüznün ve candan usandıran husumetin dışına çıkınca, fevkalâde âşıkane şiirler söyleyen Yozgatlı Karac’oğlan’ın izlerine Yozgat türkülerinde de rastlıyoruz.

    Sadece sürmeli çeşitlemelerine bakmak bile, hoş keşiflerin yapılmasına fırsat vermektedir. Meselâ, meşhur “Dersini almış da ediyor ezber” diye dillerden düşmeyen Yozgat türküsünün ikinci kıtasına bir dikkat nazarı, saltanatlı söyleyişleri ve ince duyuşları göz önüne sermektedir:

    Kaşın çeğmellenmiş kirpik üstüne

    Havada buludun ağdığı gibi

    Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış

    Yağmurun güllere yağdığı gibi

    Bir de Yozgatlı Karac’oğlan’ın şu manzumesine bakalım:

    Ateşim yanmadan tütünüm tüter

    Havaya bulutun ağdığı gibi

    Yârin bahçesinde gülleri biter

    Ayın on dördünde doğduğu gibi

    Nazlı yâr bize bir name yollamış

    Arif olan sözlerinden anlamış

    Al yanaklar domur domur terlemiş

    Rahmetin güllere yağdığı gibi

    Karac’oğlan der ki başların tacı

    Ayrılık şerbeti zehirden acı

    Kıvrım kıvrım olmuş zülfünün ucu

    Mor menevşe boynun eğdiği gibi

    Belli ki, sürmeli çeşitlemeleri arasında yer alan türkünün aslı bu şiirdir ve zaman içinde yeni zuhuratlara göre değişmiş ve dillenmeye devam etmiştir.

    Bunlar da Yozgatlı Karac’oğlan’a ait diğer manzumeler:

    Kömür gözlüm ben bu yerden gidersem

    Gülen oynan yâran ile eş ile 

    Aralıktan kem haberin duyarsam

    Delen bu sinemi kara taş ile

    Hey ağalar ben bir hata işledim

    Gamı koydum gasâvete başladım

    Elmas diye al yanağı dişledim

    İncitmişim dökülesi diş ile

    Ememedim leblerinden bârimi

    Kim ağlatmış benim nazlı yârimi

    ………………………………………………..…

    Kan doldurmuş gözlerimi yaş ile

    Karac’oğlan bu sevdaya doyamam

    Ak gerdanda çifte benler sayamam

    Can tatlıdır tatlı cana kıyamam

    Meğer ağu yedireler aş ile

    * * *

    Kazâ ne idin de geldin başıma

    Koç yiğitler cılbah doğar anadan

    Aradım da buldum ben bu belâyı

    Müstehaktır bu işleri yaradan

    Kara günde beni doğurmuş anam

    Gam ile yuğrulmuş temelim binam

    Vefâsız ateşe ben nice yanam

    Ayıkmıyor sefil başım belâdan

    Uluların sözlerini tutmadım

    Divane gönlümü hiç terk etmedim

    ……………………………………

    Felek beni alakodu sıladan

    Karac’oğlan der ki vay n’oldu bize

    Yandı ciğerciğim dert oldu size

    Ellerin yüzünden çektiğim ceze

    Bir ben miyim şu âlemi buladan

    * * *

    Gam gasavet hiç gitmiyor serimden

    Ağlayıp da gülmediğim nedendir

    Gece gündüz yalvarırım Mevlâ’ya

    Dileklerim kabul olmaz nedendir

    Hayâl hayâl şu karşıda dağ olur

    Çevre yanım mor sünbüllü bağ olur

    Din günümde yâran ahbap çok olur

    Kem günümde dost bulunmaz nedendir

    Şu gezdiğim Urum mudur Şam mıdır

    Bu çektiğim gasâvet mi gam mıdır

    Kime iylik etsem âhir kem midir

    Bundan da hisse alınmaz nedendir

    Karac’oğlan der ki çileli başım

    Akıttı gözümden kan ile yaşım

    Sıladan çıkınca yamandır işim

    Mevlâ’m ömür vermiş almaz nedendir

    * * *

    Her sabah her sabah çıkar bakarsın

    Bilemiyom ne derdin var yâr senin

    Dertli sinem aşk oduna yakarsın

    Bilemiyom ne derdin var yâr senin

    Bahar gelmeyince güller açılmaz

    Yârsız yaylalara konup göçülmez

    Uykudan mı kalktın gözün açılmaz

    Bilemiyom ne derdin var yâr senin

    Yaz gelince kuru otlar sulanır

    Cahil olanların gönlü bulanır

    Yıl içinde iki bayram dolanır

    Bilemiyom ne derdin var yâr senin

    Karac’oğlan der ki olduğu yerde

    Ciğer püryan olur gördüğü yerde

    Sabah güneşinin doğduğu yerde

    Bilemiyom ne derdin var yâr senin

    * * *

    Kadir Mevlâ’m budur senden dileğim

    Ver bana bir güzel gönlüm eyleyim

    Ellere vermişsin nedir günahım

    Ver bana bir güzel gönlüm eyleyim

    Uzun boylu olsun cansız olmasın

    Gerdanı bir karış bensiz olmasın

    Gayet güzel olsun densin olmasın

    Ver bana bir güzel gönlüm eyleyim

    Tavus kuşu gibi göğsü nakışlı

    Güvercin duruşlu keklik sekişli

    Üsküfün aldırmış şahin bakışlı

    Ver bana bir güzel gönlüm eyleyim

    * * *

    Gönder hey Allah’ım sılaya gönder

    Of çeküp de arkam sıra ağlar var

    Çıkarım bakarım da sılam görünmez

    Yıkılası ara yerde dağlar var

    Karşıdan karşıya yanar bir ışık

    Âşık olan âşık hep bekler eşik

    Bir buğday benizli zülfü dolaşık

    Gitme der de arkam sıra ağlar var

    Geldi m‘ola Arap atın sökünü

    Ciğerime dikti ecel okunu

    Unutman tuz ile ekmek hakkını

    Bizim ilde cana kıyar beyler var

    Karac’olan der ki yârim övmeyim

    Hançer alıp dertli sinem dövmeyim

    Güzel sevme derler nasıl sevmeyim

    Çatık kaşın arasında benler var

    Hasılı:

    Bu toprağın has evlâtlarından olan Karac’oğlan, âşık edebiyatımızın en gür sesi, gönüllerin neş’esi ve ufuklarda dolaşan nefesiyle muhteşem bir geleneğin mâyesidir. Rumelili de olsa, Çukurovalı da olsa, Yozgatlı da olsa, o, Karac’oğlan’dır!..  

    Kaynak: Sadettin Nüzhet Ergun, Karaca Oğlan, Hayatı ve Şiirleri, Onsekizinci Baskı, İstanbul 1948; Mehmet Şakir Ülkütaşır’dır, Yozgatlı Karacaoğlan, Ahali, 29 Ekim 1933, Halk Edebiyatı, Yeni Türk, 4 (48), I. Kânun 1936, 703-710; M. Öcal Oğuz’un “Yozgat’ta Halk Şâirliğinin Dünü ve Bugünü, Ankara 1994; Saim Sakaoğlu, Karaca Oğlan, Ankara 2004; İlhan Başgöz, Karac’oğlan, İstanbul 1977; Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Âşıkları, I, Karacoğlan, Hazırlayan: İsmail Görkem, İstanbul 2016; Mustafa Necati Karaer, Karacaoğlan, İstanbul 2008; Orhonlu, Cengiz, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987; Ahmed Refik, Anadolu’da Türk Aşiretleri, İstanbul 1989; Sakin, Orhan, Bozok Sancağı ve Yozgat, Ankara 2004; S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Bozoknağme, İstanbul 2015.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.