Son dönemde gündemimizi meşgul eden uyuşturucu kullanımını doğru tartışmıyoruz. Zira konu uyuşturucu bağlamında değil, onu kullanan medyatik kişiler bağlamında tartışılıyor. Tartışmaya katılanlar öyle bir üslûp kullanıyorlar ki “uyuşturucu madde kullanımı aslında bizi ilgilendirmiyor, o kadar korkunç, kötü bir şeyde değil, bizi şaşırtan taraf, uyuşturucuyu medyada yöneticilik, sunuculuk görevleriyle öne çıkmış (kanaat önderi, örnek alınan, özenilen mevkide) kişilerin kullanmasıdır” demeye gelen bir dil kullanıyor bir tavır geliştiriyorlar. Böylece; bakın biz de meşhuruz, medya mensubuyuz, önemli konumdayız, paramız da var fakat bu tür olaylarla gündeme gelmiyoruz, rahatlığı ile konuşuyorlar. Yani başkalarının açığa çıkan günahları, kötülükleri, yasa dışı işleri, ikinci, üçüncü kişilerin iyiliği, fazileti oluyor. Hayır, başkalarının kötülüğü sizin iyiliğinizi, ahlaklı olduğunuzu göstermez. Şimdilik, o muhite karışmadığınızı gösterir. Eğer olayı kişilere endeksli olarak ele alırsak bu yanıltıcı olur. Ortam bu şekilde devam ederse tehlike şimdilik size gelmese bile yarın aile fertlerinize, akraba ve arkadaşlarınıza gelecektir.
Dikkat ettiniz mi, uyuşturucu tek başına kullanılan bir şey değildir. Onu kullanmak için imal edenlere, satanlara, yer sağlayanlara salimen ulaşmanız gerekir. Her yerde kullanamıyorsunuz bunun için özel mekânlar gerekiyor. Bir kerelik bir şey olmaz ile başlayan kullanım bir zaman sonra hayati bir bağımlılık oluyor. Çünkü bu aynı zamanda pahalı bir zevk. Bundan para kazananların sürekli müşteriye (devamlı kullanıcı) ihtiyacı var. Bu bir kısır döngüdür. Alıştıkça daha çok ihtiyaç duyarsınız. Görüldüğü gibi olay sadece polisiye bir olay değildir. Polisiye, adalet, hukuk tarafı en kolay tarafıdır.
Uyuşturucu olayı tek taraflı değildir dedik. Bunun uluslararası, mafyatik yönü vardır. Rüşvet, silah kaçakçılığı, adam öldürme gibi başka suçların ortaklığı da söz konusudur.
Derler ki hiçbir uyuşturucu imalatçısı uyuşturucu kullanmaz. Aile efradını da bundan uzak tutar. Çünkü o, uyuşturucu kullanımının ne büyük bir sağlık, güvenlik, ahlak sorunları açacağını bilir, en iyi o bilir. Hiçbir meyhaneci, zengin de olsa en ‘iyi’ en devamlı müşterisine kızını vermez. Ama onu hep hoş tutar, kredi açar, onu dinler fakat kızını vermez. Zira içki müptelası kimdir onu iyi meyhaneci bilir.
Devletin görevlileri arasında vatandaşın akli, ruhi sağlığını korumak da vardır. Bundan dolayı devlet, uyuşturucu ile mücadele eder, etmek zorundadır. Akli dengesini uyuşturucuya teslim etmiş vatandaşlardan asker, millet olmaz, sadakat beklenmez çünkü. Uyuşturucuya tutulmuş kişilerinmeydana getirdiği toplumda asayiş olmaz vs. Devlet, ekonomik kayba sebep olduğu için de uyuşturucu ile mücadele eder.
Uyuşturucu toplumu içeride çürütür. Ahlakı yozlaştırır. Çünkü utanma, ar, haya duygusunu ortadan kaldırır; aklı devre dışıeyler zira. Son olaylar dolayısıyla uyuşturucu ile birlikte anılan toplu cinsel ilişkiyi böyle düşünmek gerekir. Evli, çoluk çocuk sahibi, kültüründe din, iman, gelenek, ahlak olan insanların bu ‘engelleri’ aşması için başvurabilecekleri en etkili yol, uyuşturucu kullanmaktır. Aklı, imanı, utanma ve sorumluluk duygusunu bertaraf etmeden böyle bir ortama giremezsiniz. Bunun için insana ait temel değerlerin devre dışı olması gerekir. Uyuşturucu da bu işe yarar. Fakatuyuşturucunun tesiri gidince yani akıl başa gelince bu kez suçluluk duygusu, günah ve kendinden utanmak, başkalarının yüzüne bakamamak duygusu kendini hissettirir. Bu duyguları da bastırmak için gene uyuşturucuya başvurulur. Aslında bu bir çıkmazdır. Bunun sonu daha çok uyuşturucudur. Onun yetmediği yerde delirmek, intihar gibi durumlar görülür.
Tekrar başa dönelim. Uyuşturucu olayını yanlış tartışıyoruz. Medyatik kişilerle sınırlı, o kişiler üzerinden birtakım siyasetçilere, iş adamlarına zarar verebilir miyiz duygusu ve arayışı ile bu sorunu çözemeyiz. Polisiye ve hukuki cezalarla zaten çözülmez.
Olaya manevi boyutuyla bakmak zorundayız. Bu olayları son dönemdeki inanç erozyonu, deizm, ateizm, LGBT, ekonomik özgürlük, yapay zeka, cinsiyet değişimi gibi olgularla birlikte düşünmek gerekir.
MEB özelinde söylersek; bir zaman okul girişlerine kadar nüfuz eden bonzai olayını unutmamalıyız. Sigara kesmiyor artık gençleri. Hatta okullarda sigara en masum alışkanlık haline geldi diyebiliriz.
Bol harçlık, kötü çevre, internete bağlı cep telefonu, özenti, geleceğe güvenle bakamamak, sınav stresi, sosyal medya, özel yayın yapan internet kanalları el birliğiyle çocuklarımızı tehdit etmektedir. Bu kaotik durumdan günah, yasak, ayıp, suç kavramlarından fayda umarak çıkamayız. Topyekun toplum ve kurumlar olarak seferberlik ilan etmeliyiz.