Prof. Dr. İsmail Aydoğan yeni eseri hakkında şu açıklamayı yaptı:
Eğitim meselesi uzun zamandır mahiyetinden kopuk bir çerçevede ele alınıyor. Ders saatleri, müfredatlar, sınav sistemleri ve uluslararası sıralamalar etrafında dönen bu tartışmalar, meselenin yalnızca görünen yüzüne temas ediyor. Oysa asıl soru hâlâ sorulmuş değil: Eğitim kimin, neyin hizmetindedir ve nasıl bir insan yetiştirmeyi amaçlamaktadır? Bir Medeniyet Meselesi Olarak Eğitim, tam da bu sorudan hareketle, eğitimi teknik bir düzenleme alanı olmaktan çıkarıp onu insan, toplum ve medeniyet ekseninde yeniden düşünmeye davet eden güçlü bir entelektüel muhasebedir. Bu kitap, pedagojik bir metin olmaktan çok, bir medeniyet sorgulamasıdır. Eser, modern eğitim anlayışının iki yüzyıldır tekrar ettiği temel iddiayı mercek altına alır: “Çağa uygun insan yetiştirmek.” Peki, çağ nedir? Kimin çağındayız? Ve bu çağın istediği insan tipi gerçekten bizim insanımız mıdır? Kitap, bu sorular üzerinden ilerleyerek modern eğitimin görünmeyen arka planını, yani onun kültürel, ideolojik ve ontolojik dayanaklarını açığa çıkarır. Bu bağlamda kitap; Eğitimin yalnızca bilgi aktarma süreci olmadığını, bir insan inşa etme faaliyeti olduğunu, Modernleşme ve Batılılaşma süreçlerinin eğitimi nasıl bir zihinsel bağımlılık aracına dönüştürdüğünü, Okulun, müfredatın ve pedagojik yaklaşımların aslında bir medeniyet tasavvurunun taşıyıcıları olduğunu, Ahlak, edep ve hayânın eğitimden çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan şahsiyet krizini, Üniversitenin, öğretmenin ve eğitim kurumlarının yaşadığı kurumsal ve anlam krizini, derinlikli ve felsefi bir dille analiz eder. Kitap boyunca dikkat çekici bir şekilde gösterilen temel gerçek şudur: Eğitimdeki kriz, aslında bir yöntem krizi değil; bir anlam ve yön krizidir. Bu kriz, yalnız bireysel düzeyde değil; şehirlerin mimarisinden toplumsal ilişkilere, kültürel üretimden siyasal yapılara kadar hayatın bütün alanlarında kendini göstermektedir. Çünkü insan nasıl yetişiyorsa, şehir de öyle kurulur; kurum da öyle işler; medeniyet de öyle şekillenir. Eserin merkezinde yer alan “kültür temelli eğitim” yaklaşımı, bu krize karşı geliştirilen kurucu bir teklif niteliğindedir. Ancak bu yaklaşım, sıradan bir pedagojik model önerisi değildir. Aksine, insanı yeniden tanımlayan, ahlakı merkeze alan ve kültürü sürekliliğin taşıyıcısı olarak gören bütüncül bir medeniyet tasavvurudur. Bu tasavvura göre: Kültür, bir toplumun hafızasıdır; Ahlak, bu hafızanın yön verdiği iradedir;
Eğitim ise bu ikisini insanın şahsiyetinde birleştiren kurucu zemindir. Dolayısıyla eğitim, yalnızca meslek kazandırmaz; insanı anlamla buluşturur. Yalnızca beceri üretmez; yön verir. Yalnızca birey yetiştirmez; medeniyet kurar. Kitap, okuyucuyu şu temel sorularla yüzleştirir: Başarılı ama köksüz bir insan mı, yoksa köklü ve şahsiyetli bir insan mı? Küresel rekabette yer alan bir birey mi, yoksa kendi medeniyetini taşıyan bir özne mi? İstatistiklerde yükselen bir eğitim sistemi mi, yoksa insan yetiştiren bir eğitim anlayışı mı? Bu sorular, yalnız eğitim politikalarının değil; bir milletin varlık yönünün ve geleceğinin belirleyicisidir. Bir Medeniyet Meselesi Olarak Eğitim, hazır çözümler sunmaz; daha derin bir şey yapar: Okuyucunun zihnini ve bakışını dönüştürür. Eğitim üzerine düşünmeyi, teknik bir tartışmadan çıkarıp ontolojik, ahlaki ve kültürel bir zemine taşır. Bu kitap, eğitime dair ezberleri bozmak isteyenler için bir metin değil; bir davettir. İnsanı yeniden düşünmeye, kültürü yeniden hatırlamaya ve eğitimi yeniden kurmaya çağırır. Çünkü nihai hakikat şudur: Bir medeniyet, ancak kendi insanını yetiştirebildiği ölçüde vardır.