Necip Fazıl Kısakürek’in Hayatı ve Kişiliği:
25 Mayıs 1983, Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in vefat tarihidir. Vefatının 43. Yıl dönümünde kendisini bir kere daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz, mekânı cennet-i a’la olsun. Necip Fazıl Kısakürek, 1904 yılında kültürlü ve aristokrat bir ailede, üstün bir zekâ ve yetenekle dünyaya gelmiştir. Bu üstün zekâ ve yeteneğin yanında özellikle dedesi M. Hilmi Efendi başta olmak üzere ailedeki insan ilişkileri ve yetişme/yetiştirme tarzı, gerekse gittiği örgün eğitim kurumları ve bu kurumlardaki eğitimsel yaşantıları, öz-güven, onur ve öz-yeterlik sahibi bir insan hatta bir lider olmasında çok önemli bir yer tutar. Daha ergenlik döneminde, kendine güvenen; kendisini, çevresini ve zamanını kontrol eden, ilgi ve merakı gelişmiş, çevresindeki büyükleri gibi olmayı hatta birçoğunu geçmeyi düşünen Necip Fazıl Kısakürek, o dönemde önemli edebiyat dergilerinde şiirlerini yayımlamaya başlamıştır. Bu dönemde kalıcı dünya görüşü bağlamında ilk kıvılcımları almışsa de o kıvılcımlar bu ruh çağlayanını tam tesiri altına almaya yetmemiştir. Pek çok mütefekkir ve dâhinin hayatında olduğu gibi, Necip Fazıl Kısakürek’in de orta ve yükseköğretim hayatının çok düzenli ve çok sistemli geçtiği söylenemez. Bu durumun, bu üstün yetenekli, öz-güven, onur ve öz-yeterlik sahibi insanı doyuracak eğitim ortamlarının olmamasından kaynaklandığı düşünülebilir. Gerçi ülkemizde ve ülke dışında (Fransız-Sorbonne Üni,) okuduğu okullar itibariyle, öyle herkesin ulaşabileceği eğitim kurumları değildir. Bununla beraber O, örgün eğitim dünyasında bulamadığını, yaygın eğitim dünyasında edebi ve ilmi çevrelerde, basın yayın dünyasında ulaşarak kendisini yetiştirmiş ve çağının dehası olmuştur. 1934 yılına kadar, artık yetişkin bir insan olan Necip Fazıl Kısakürek, hem aristokrat çevrelerin dünyevi zevklerini yaşıyor, hem de ciddi anlamda bir arayış içerisindedir. Yine de bu dönemde, her biri ayrı bir ses getiren üç önemli şiir kitabını yayınlamış ve bunların kazandırdığı şöhretle, ait olduğu dünyasında önemli bir sosyo-kültürel ve edebi statü kazanmıştır. 1932 yılında eski ve yeni şiirlerinin bir karışımını barındıran Ben ve Ötesi adlı eserini bastırır. Bu kitabın özellikle son şiirlerinden Necip Fazıl’ın bu dönemde metafizik sancılar çekmekte olduğunu ve uçlar arasında müthiş bir dalgalanma yaşadığını anlamak mümkündür. 1934 yılına gelindiğinde buhranları artar ve çektiği fikir ıstıraplarıyla boğuşmaktan kaçmak için kayıt dışı zevk ve eğlenceye kendisini iyice atar. Fakat bu tercihin de kendisini düşünce sancılarından kurtarmadığını, her şeyin daha da kötüye gitmeye başladığını anladığı bir sırada, bindiği bir vapurda karşısına oturan ve kendisine Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni adres gösteren, ilginç bir insanla karşılaşır ve daha sonra “kurtarıcım” diyeceği Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni ziyarete gider. Bu hadise, onun hayatındaki en önemli dönüm noktasıdır. Bu ana kadar çevresinde neredeyse mitleştirilen Necip Fazıl Kısakürek, arayış buhranlarından büyük ölçüde kurtulacak, kimliğini ve kişiliğini artık bulmuş bir ‘dava insanı’ olarak ortaya çıkacaktır. NFK, keskin kalemini İslam davasına adayarak inandığı davada çığır açacak, O’nu temel direkleri üzerinde yeniden sistemleştirecek; onun en büyük savunucusu, edebi ve fikri temsilcisi haline gelecektir. Ve biz, bugün onunla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapacağız: Necip Fazıl Kısakürek, Milletçe yüzyıllar boyu yaşadığımız büyük bir entelektüel fetret döneminin ardından, belki de en büyük fikir, sistem, aksiyon ve sanat adamı olarak yetiştirdiğimiz ‘bizim yetiştirdiğimiz’ büyük bir mütefekkirdir. O, tam bir ‘Mücahit’, Selçuklu dedelerimizin tabiriyle de büyük bir ‘Alp Eren’dir. Üstat Necip Fazıl Kısakürek, İmam Gazzali kumaşından yaratılmış bir mütefekkir, aksiyon adamı ve kurucu liderdir.
Devam edecek.
25. 05. 2026 Prof. Dr. Ömer ÖZYILMAZ , İst. Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi