eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Derya GÜLTEKİN

Erzincan Tercan doğumlu… İlkokulu Tercan’da, ortaokul ve liseyi Erzurum İmam Hatip Lisesi'nde tamamladı. Erzurum Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı ile Türkçe öğretmenliği yaptı. 2014-2015 yılında başladığı okul müdürlüğü görevinde devam etmektedir. Şiire olan merakı çocuk yaşlarda başlayan yazarımızın çeşitli gazete ve dergilerde ķöşe yazısı ve şiirleri bulumaktadır. İki çocuk annesi olan yazarımızın Simeranyalı Sevdam (şiir) ve Damlada Derya Olmak(deneme) adlı iki kitabı bulunmaktadır.

    ‘Coğrafya kaderdir. Kaderimizi yaşayarak öğrendiğimiz en güzel yer ise sahnelerdir.’


    ‘Coğrafya kaderdir. Kaderimizi yaşayarak öğrendiğimiz en güzel yer ise sahnelerdir.’

    Beklenen gün gelmişti. Seyirci, heyecanlı bir şekilde yerlerini almaktayken perde kıpır kıpır… Sesler fısıltılı… Merak uyandıran bekleyişler gezinirken etrafta; kral fon sesinde sanki yağmurlar çiseliyordu salona. Perdenin gerisinde neler olup bittiğini merak eden bakışların arasında son hatırlatmalar…

    Yaşlı ve dirayetli Saltuklu Bey’i rolünde Kubilay, şöhretli, yakışıklı bir o kadar da onurlu baş mimar Mufaddal rolünde Safa, Bey’in oğlu Nusrettin Muhammed Yunus, Mamahatun’un çok sadık cariyesi Gülniyaz rolünde Kübra, Mamahatun’un sağ kolu bilgili ve mantıklı olan Beşir Ağa rolünde Kayhan, İmaretçi Başı Emirhan… Taş ustaları, muhafızlar ve en başta  Bey’in orta yaşlarında, çok zeki, otoriter kızı Mamahatun rolünde Gülşah… Artık herkes hazırdı. Duygu Öğretmen, tüm öğrencilerin alnına birer birer güven öpücüğü kondururken ‘Heyecandan artık bir şey soramaz oldun sanki Gülşah’ım!’ deyip tatlı bir tebessümle tam inerken sahneden,

     ‘Öğretmenim! Mamahatun da Mufaddal’ı çok sevmiş bence. Keşke kabul etseymiş değil mi? Sultanlar sevemez mi ki?

    ‘ Bilmem! Mamahatun olan Sultan olan sensin. Sahne senin! Karar senin…’

    Bu tatlı esprinin ardından yüzlere yayılan gülümsemeyle her şey hazırdı ve son üç… iki… bir… Perde açılır:

    Sahnenin tam karşısında, Anadolu’da kurulan İlk Türk Beyliği olan Saltuklu dönemine ait yaklaşık yirmi metre eninde, iki metre boyunda temsilen yapılmış Kervansaray  vardı. O haliyle bile gerçekteki görkemini, mimarının ustalığını dile getirir gibiydi.

    Kervansarayın tam orta yerinden yukarda, mavi beyaz rengiyle engin bir denizin serinliğini ve ona sonsuzluk hissi katan gökyüzünü andıran asaletiyle bir Saltuklu bayrağı duruyordu. Sahnenin sağ köşesinde ise; sultan tahtına benzetilmeye çalışılmış kumaşlı eski bir salon koltuğu… Ve onun üzerine kurulmuş a bordo hşap bir taçtan yere kadar yine aynı renkte bir tül, gelin duvağı edasında yere serpiliyordu. Yerde de Saltuklu döneminde dokunmaya başlandığı bilinen günümüzde ise unutulmaya yüz tutmuş bir kilim türü olan ‘Bardız kilimi’ sahnede çiçek bahçesi gibiydi. Kim bilir o kilime, hangi kadın hangi türküyü söylemişti.

    İzzettin Saltukhan yatak kıyafetiyle yatağında oturur vaziyette, karşısında oğlu Nusreddin Muhammed, sol yanında kızı Mamahatun el pençe divan durmakta iken arka fondan bir ses Mamahatun Çiçeği ‘ni okur

    Ve böylece

    Memduh Gültekin”in kaleme  aldığı bu şiir ve bu güzelim beş perdelik eser Mamahatun Çiçeği, açmaya başlar.

    Derler ki;

    Kervansarayın Köroğlu taşına bakan duvarının üstünde, her mayıs ayında bir çiçek açar. Yaprakları ıslanırcasına ağlar… Güz gelmeden boynunu büker, kurur ve duvardan aşağı savrulur…

    Derler ki;

     O çiçekten, dünyanın başka hiçbir yerinde bitmez. Sevda çiçeğidir o…akınında hiçbir kuş ötmez. Çiçeğin renginde matem vardır; kokusunda acı, kurumasında keder…

      O çiçeğe ‘Mamahatun Çiçeği’ derler.

                                                                             İzzettin Saltukhan:

    -Yıllardır semaya bakmaya doyamadım. Gündüz olsun, gece olsun… Ne zaman gözüm takılsa dalar giderim. Dalışım dalgınlığa değil, düşüncelere… Bazen yıldızların her biri, bir asker olur gözlerimde. Bir ordu olur..

    Mamahatun:

    -Saltuklu ordusu…

    (İzzettin Saltuk Han, hasta bitkin bir halde yatağına oturmuş pencereden ay ışığına bakarak bunları söylerken Nusreddin Muhammed el-pençe divan ayakta durmuş babasını dinlemektedir.)

    Yıldızları, güneşi artık cansız gördüğünü dile getirirken İzzettin Saltuk Han,  hal diliyle vedalaşır gibidir. Onun bu hali karşısında

    Mamahatun,

    -Benim dualarım sanadır, gözlerinedir babam… Sen bu hasta yatağında bile ülkemizin kalkanı, ulusumuzun güveni bizim de baş tacımızsın. Allah seni bizim başımızdan eksik etmesin.

    İzzettin Saltukhan,

    -Sağ ol yavrum!  Ölüm tüm yaşayanların son geçitidir. Elbet biz de er-geç o geçitten geçeceğiz. Ne var ki gözüm arkada kalmayacak. Geri de senin gibi bir akıl, Nusrettin Muhammet gibi bir yürek bırakıyorum. İkisi bir araya geldiğinde neler olmaz ki?

    Baba ve kızı arasında geçen bu onur verici konuşmalardan içten içe rahatsızlığını beli eden

    Nusrettin Muhammet,

    -Şunu itiraf etmeliyim ki ne Moğol’a yakılıp yıkılmaktan ne de Bizans’a yağmalanmaktan korkuyorum. Ama senden korkuyorum.

    Nurettin Muhamöet’in bu dözleri karşısında Mamahatun,

    -Bana güvenmelisin Nusreddin can.  Benden her zaman mertlik göreceksin. Senden her zaman mertlik bekleyeceğim, diyerek olgunluk gösterir.

    İzzettin Saltuk Han ölmeden kardeşler arasındaki kuşkuları yenmelerini, soylarına ve topraklarına yaraşır olmalarını, kendinden sonraki yönetimde düşündüklerinin ne olduğunu bilmek ister.

    Bunun üzerine Mamahatun, beyliğe sahip olmak için değişik yerlerde durup daha etkili olmaya çalışılmasını… Birinin Oltu’da birinin İspir’de ya da Pasin’de birinin de Tercan’da olmasını… İkisinin ruhunun da Erzurum’da olması gerektiğini dile getirir.

    Nusreddin Muhammed, İzzettin Saltuk Han tarafından sultanlığın kendi dururken – bir kadına-  Mamahatun’a, Sancak Beyliği’nin de kendisine layık görülmesini yediremese de gücenmiş bir şekilde ablasına ‘hayırlı olsun’ temennisinde bulunur. Mamahatun ise kardeşine, 

    ‘Babamızın buyurduğu gibi ikimiz olacağız. Sen dediğim yerlerin birinde, ben de Tercan’da…  Çünkü Tercan, çocukluğumdan beri beni çeker. Toprak çekermiş derler ya! Belki de kabrim bile Tercan da olur.’ Diyerek derin ve bir o kadar kısa bir sessizlikten sonra sözlerine devam eder.

    ‘Akıllıca verdiğin her kararda yetkini sınırsız bil. Tereddüt duyduğun her konuyu bana duyur. Gerçek bey kendini say. Sikkelerde bile senin mührün kazanacak. Ama Erzurum’un sahibesi ben olacağım. Ben senin korktuğun değil olmayan anamızın yerini dolduracak müşfik ve sadık biri olarak nöbeti sana tamamen teslim edeceğim günü bekleyeceğim. Belki yakın bir zamanda, ‘Al! Her şey senindir.’ diyeceğim. Haydi! Şimdi git hazırlan. Yarın Erzurum’dan çıkıyorsun gözümün nuru.’ diyerek sultanlığına yaraşır bir edayla gönlünü açar.

    Nusrettin Muhammet duyduğu bu sözler karşısında hoşnut olur ve ‘Saltuklu soyuna rahmet okutmalıyız. Biz bizimle var olmalıyız.’ diyerek ablasını destekler.

    Mamahatun’dan ilk perde böylece tekrar açılmak üzere kapanır.

    10 Mayıs 2005

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.