eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Açık
31°C

Biz ve hayattaki kahramanlarımız

Biz ve hayattaki kahramanlarımız

DERYA GÜLTEKİN

İlkokul birinci sınıfımın ilk hafta sonuydu. Bir cumartesi…

Dış kapının kulpuna asılarak ‘Bugün okul neden yok?’ diye ağlayışım şimdi gibi aklımda. Annemin beni ikna etmeye çalışırken ki çabasını hep buruk bir gülümsemeyle hatırlarım.

Okula olan o sevgimin her geçen yıl artarak büyümesinde, bugün daha iyi anlıyorum ki ailem kadar karşılaştığım öğretmenlerimin de rolü çok büyüktü.

Eğer o günlerde öğretmenlerimin sıcak elleri yüreğime dokunmamış olsaydı belki bugün mesleğimi, değerlerimi bu denli yaşayamamış olacaktım.

Neydi beni bağlayan?…

Kim bilir belki; derste üşüdüğümü fark eden Muammer öğretmenimin üzerinden çıkararak küçük bedenime sardığı dirsekleri deri kumaştan kahverengi ceketindeki sıcaklıktı…

Kim bilir belki; altıncı sınıftayken  dersteki durgunluğumu fark eden RAUF VAROL hocamın,  teneffüste bir baba şefkatiyle beni anlamaya çalışan gözleriydi… Babamla birlikte okuduğum kitaptı, annemin şefkatli ellerinden aldığım beslenmemdi… Çok şeydi.

Ve sonrasında anladım ki; bir insana anlam yükleyen çocukken ona verilen değerdi, sevgiydi, ilgiydi, özveriydi… İnsanı insan kılan gönüle dokunmak değil de ya neydi?

Ne yazık ki; duyarsız ellerde sevgisiz, ilgisiz, değersiz büyütülen çocuklar birer yıldız gibi kayıp  gitmekte ellerden…. Kimi sokağa, kimi silaha kimi  haplara tutundu hiç yoktan. Kim bilir kaç çocuk birilerinin  nefis sapkınlığı, ben-sen kavgası yüzünden bozulup gitti zamandan… Kaç çocuk? Kim bilir?…

Kazanmak lazım ve  kazandırmak…

Duvarları öğretilerle örülecek binanın  temelini değerlerle kurmak lazım ki  sağlam olsun; insan bedeninde insanlık, güzellik vuku bulsun. Toplum kurtulsun.

Sen yaparsın, sana inanıyorum, sana güveniyorum, senden ilerde iyi bir  ….olur.

Sen her şeyden önce iyi bir insansın. Seni seviyorum. Bizim için  çok kıymetlisin. Yanında bil beni!’ iltifatlarını gönül reçetesine kazımak  lazım. Bunları duyan çocuk değer temellerinde örülen  duvarlarına  pencere  açmasını illa ki  bilecektir. Bu dokunuşa  hele ki bu günlerimizde ne çok ihtiyacımız var.

Uzaktan uzağa eğitmek çabasında  camdan cama değil de candan cana olabildiysek ne mutlu bize. Bu sadece  eğitim-öğretim için  söz konusu değil elbette.

Herkesin büyük  bir sınavdan  geçtiği, kimsenin birbirine bir metreden  yakın durmaması gerektiği bu dar boğazda çocuklarımız kadar olmasa da gençlerimizin ve yaşlılarımızın kısaca hepimizin ne çok  ihtiyacı var gönülden dokunuşa… Hele bir de söz konusu  çocuklarsa!

Kırmak, dökmek ne kolay! Hor görmek, küçümsemek…

Oysa  o küçümsenen bedenlerden  ne dâhiler çıkar, çıkar da o kimseler akıl erdiremez. Şaşkın olan çocuk mu yoksa onu öyle  sanan öğretmeni mi, bilemez.

Yeri gelmişken, yedi yaşında başladığı okuldan üç ayı bile tamamlamadan ‘algılama  güçlüğü  sorunu’ nedeniyle uzaklaştırılan Thomas Alva Edison’u  anlatmadan geçemedim.

 Dâhiyi öğretmenleri  anlayamıyor. O gün  eve geldiğinde  annesine elindekini uzatırken “Bu mektubu  öğretmenim gönderdi ama  sadece sana vermemi tembihledi.” Annesi okuldan gönderilen  mektubu gözyaşları  içinde oğluna sesli olarak okudu.

“Oğlunuz  bir dâhi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek  yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”

Sonrasında anne oğlunu okuldan alır  ve  evde eğitimini  kendisi verir. Annesi vefat ettiğinde ise  o bir dâhidir.  Ve bir gün çekmecede  öğretmeninin annesine gönderdiği mektuba rastlar… Okur… Gözyaşlarını  tutamaz…

“Oğlunuz şaşkın (akıl hastası) bir çocuktur. Artık onun okulumuza  gelmesine  izin vermiyoruz.”

Bu yazılanları okuyan Edison saatlerce  ağlar ve  günlüğüne  şu notu düşer: “Thomas Edison kahraman bir anne tarafından, yüzyılın  dâhisi  haline getirilmiş ‘şaşkın’ bir çocuktu.”

Eğer bizim de  gönlüne  sevgi tohumunu işlediğimiz çocuklarımız olduysa biz de bir kahramanız demektir;  onlar da bizim dâhimiz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.