‘Coğrafya kaderdir. Kaderimizi yaşayarak öğrendiğimiz en güzel yer ise sahnelerdir.’ Beklenen gün gelmişti. Seyirci, heyecanlı bir şekilde yerlerini almaktayken perde kıpır kıpır… Sesler fısıltılı… Merak uyandıran bekleyişler gezinirken etrafta; kral fon sesinde sanki yağmurlar çiseliyordu salona. Perdenin gerisinde neler olup bittiğini merak eden bakışların arasında son hatırlatmalar… Yaşlı ve dirayetli...
-Menekşe! -Mendilim düşe! -Bizden size kim düşe? -Kim düşe? -Kim düşe ???? Bahçede oynayan çocuk cıvıltılarını duyduğunda daha dün gibi kulaklarında çınladı ismi. Kıpraştı yüreği, takıldı gözleri… Bir atmaca gibi beklerken, ismini duyar duymaz ok gibi fırlaması, gözüne kestirdiği kolları ayırmaya koşması, hele bir de ayırabilmişse takımına iki kişi olarak...
Ahmet Kutsi Tecer’in, “Orda bir köy var, uzakta, / O köy bizim köyümüzdür. / Gezmesek de, tozmasak da / O köy bizim köyümüzdür…” diye başlayan, hatta okul şarkısı olarak da bestelenen şiirini çoğumuz biliriz. Şair, babasının köyü olan Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Apçağa’dan esinlenerek yazdığı bu beş kıtalık şiirle 1930’lu...
Deprem Türkiye’nin gerçeklerinden; bu amansız gerçek kendini unutturduğu bir anda, yeniden baş gösteriyor. Biz de her defasında şaşırmış gibi yapıyoruz. 1939 Erzincan depremi, şehri haritadan silmişti. Bugün Erzincan’a gidenler, o tarihî şehirden neredeyse hiçbir şey bulamazlar. Arada bazı küçük veya orta boy hatırlatmalar sayılmazsa, 1999 Adapazarı depremi yine 60 yıllık...