‘Coğrafya kaderdir. Kaderimizi yaşayarak öğrendiğimiz en güzel yer ise sahnelerdir.’ Beklenen gün gelmişti. Seyirci, heyecanlı bir şekilde yerlerini almaktayken perde kıpır kıpır… Sesler fısıltılı… Merak uyandıran bekleyişler gezinirken etrafta; kral fon sesinde sanki yağmurlar çiseliyordu salona. Perdenin gerisinde neler olup bittiğini merak eden bakışların arasında son hatırlatmalar… Yaşlı ve dirayetli...
Sahneye günler kala, hazırlıklar devam ederken… Mimar başı rolündeki Safa’nın: -Bizim memleketimizin hikâyesi, Mamahatun Çiçeği… Ne güzel değil mi öğretmenim? Tatlı bir tebessümle: -Evet, Safa’m. Çok güzel! Memleketimizin en taze ve en güzel çiçekleri de sizlersiniz. Siz ki; Anadolu’nun tarihini, kültürünü dünden yarına taşıyacak bugünün en büyük varislersiniz. Bu yüzden...
‘İnsan düşerse canı çok acır mı öğretmenim?’ Böylesi bir merakla karşılaşan bir öğretmen, bu soruya ne cevap verebilirdi ki! Gülşah’ın o üzüm karası gözlerini her gün okuduğu için, bu soruyu da boşa sormadığını anlamış ve bir şüphe tohumu atmıştı yüreğine. ‘Acır… Acır elbet Gülşah; ama nereden nasıl düştüğüne de bağlı...