eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Açık
31°C

Zihni YILDIZ

1963 yılında Yozgat'ta doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Ortaokul ve liseyi 1982 yılında Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Lisesinde tamamladı. 1986 yılında A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl basın dünyasına adım attı ve TRT'de kameraman olarak çalışmaya başladı. 1990 yılından itibaren özel televizyonlara geçti ve yönetim kadrolarında çalışmaya başladı. Toplumcu bir anlayışla ve eğitimci gözlemleriyle denemeler yazmakta. Cami fotoğrafçılığı ve camileri tasvir eden yazılarına da devam etmektedir.

    Bir Chester Projesi var idi

    Zihni Yıldız

    İki bin yirmi bir yılının Nisan ayının onuncu gününde; durup dururken -üstelik ülke gündemi ağzına kadar dolup taşmış iken- Chester denen Amerikalı emekli amiralin projesini tarihin tozlu raflarından çıkarmamın elbette bir sebebi var.

    Çok alametler belirdi zira. İsteyen tarihin cilvesi, isteyen tekerrürü, isteyen tamamen tesadüf(!) desin.

    Bu coğrafyada cereyan eden hadiseler zamanın akışında anlaşılmaz bir şekilde adeta kendini tekrar ediyor. Üç aşağı-beş yukarı, bu tekerrür yaklaşık 100 yılda 1’e denk geliyor, diyebiliriz.

    Yaklaşık 100 yıl önce, Lozan görüşmelerinin çıkmaza girdiği günlerde, ülkemizde ılık bir meltem havası estiren “Çestır Procesi” konusuna girmeden önce 100 yıl sonrasına; yani günümüze bir göz atalım: Ortalık çalkalanıyor adeta. 3. Dünya Savaşı ha çıktı, ha çıkacak.

    Sosyal medyadan öğrendiğimize göre Amerika Birleşik Devletleri savaş gemilerini Karadeniz’e geçirmek istiyormuş. Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye’ye 15 gün öncesinden bilgi vermiş.

    Zaten kaç gündür Montrö ile yatıp Montrö ile kalkıyorduk. Cumhurbaşkanı’nın iptal yetkisi var mı, varsa iptal eder mi, Kanal İstanbul Montrö’ye zarar verir mi? Lozan’ın gizli maddelerinin zamanı geldi mi? Batı ile aramıza kara kedi mi (İstanbul Sözleşmesi) girdi? Eyvah(!), Amerika’dan beklenen telefon bir türlü gelmiyor. Rusya, göz göre göre komşularının (Ukrayna, Gürcistan) topraklarını tırtıklıyor, ya sıra bize de gelirse?

    Avrupa’nın bu duruma ses çıkarmamasına ne diyeceğiz? Filmin sonunda Amerika ile Rusya’nın karşı karşıya gelirse… Caaanım ülkemin (yine/yeniden) iki arada bir derede kalırsa. Kader bize “Rus ayısı mı, Amerikan domuzu mu?” diye sorarsa; kırk katırı mı, kırk satırı mı tercih ederiz?

    Yoksa üçüncü bir yol mu buluruz? Vay anam vay! Ne çileli bir coğrafya burası?

    Gelelim Chester Projesi’ne: Geçmişi Osmanlı dönemine (1908) kadar dayanan bir ayrıcalık planı bu. Amerika-Kanada ortaklı şirketin (OADC) ülkenin doğusunda demiryolu hatları inşa etmesi karşılığında bu topraklarda inanılmaz imtiyazlara sahip olmasının projelendirilmiş hali. Araya harpler ve karışıklıklar girmiş, Osmanlı döneminde Amerikalıların hevesi kursaklarında kalmış.

    Aradan yıllar geçmiş; İstiklal Savaşımızı zaferle taçlandırmışız, Lozan’da barış görüşmeleri yapıyoruz, yeni devletimizi henüz ilan etmemişiz. 1923 yılı başında, Amerikalı leş kargası Mistır Çestir gene kapımızı çalmış. İstanbul’da gerçekleştiremediği projesini Ankara’da toplanan Meclisin gündemine aldırmayı başarıyor sonunda.

    Tarih 8 Nisan 1923. Lehte ve aleyhte görüşlerin gölgesinde 9 Nisan (bir rivayete göre 10 Nisan) günü oylanıyor ve ezici çoğunlukla (185 kabul, 21 ret) meclisten geçiyor.

    Düşünebiliyor musunuz, meclisimiz daha cumhuriyeti ilan edilmeden Amerika ile anlaşma yapmak durumunda kalıyor. Tabi ki o zamanın şartlarına göre değerlendirmek lazım. Tabi ki peşin hükümlü olmamak lazım; ama ortada meclisin kabul ettiği böyle bir anlaşma var.

    Chester Grubu ile Nafia (Bayındırlık) Bakanı Feyzi Bey arasında görüşülüp Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanan anlaşmaya göre; Türkiye’nin doğusunu ve Musul-Kerkük bölgesini Akdeniz ve Karadeniz’e bağlayan 4400 km’lik bir demiryolu inşası ile üç liman tesisinin yapımı bu şirkete verilmiştir.

    Bununla birlikte demiryolu hattı üzerindeki 40 km’lik şeritler içinde kalan petrol ve diğer değerli madenlerin işletme hakkı 99 yıl için aynı şirkete verilmiştir.

    Daha bir çok detayı var, merak eden internete girip öğrenebilir.

    Özeti: Amerikalılar, şehit kanları ile sulanan vatan topraklarının 4400×40= 176.000 kilometre karelik bölümünde 99 yıllığına söz sahibi oluyor. Hadi bir bölümü sonradan Irak topraklarında kaldı diyelim, 150.000 km2’den daha fazla bir alan yeraltı ve yerüstü zenginliği coninin talanına bırakılıyor.

    Tabi biz bugünden bakınca “talan” olarak değerlendiriyoruz ama o günün şartlarında bu anlaşma bir başarı olarak görülmüş. Avrupa’lılara karşı ABD ile anlaşmaya varılması, Amerikalıların ülkenin geri kalmış bölgelerine yatırım yapmayı vaad etmeleri, iktisaden zor durumda olan ülke ekonomisine Amerikan sermayesinin gelme ihtimali, anlaşmanın Lozan’da bir koz olarak değerlendirilmesi… vb. nedenlerle bu anlaşma ülke idarecileri tarafından hararetle savunulmuş.

    Başvekil Rauf Orbay, Nafia Vekili Fethi Bey ve İktisat Vekili Mahmut Esat projenin nimetlerini anlata anlata bitirememişler. Bir sonraki Nafia Vekilinin şu sözü her şeyi izah ediyor: “Projenin bir kusuru varsa, o da çok iyi olmasıdır.” Tabi ki Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi ve onayı olmadan bu anlaşmanın meclisten geçmesi mümkün değildi.

    Sonra ne oluyorsa oluyor, Avrupalılar bu plana itiraz ediyorlar, Amerika ile Avrupalılar aralarında anlaşamıyorlar, Musul-Kerkük sınır dışında kalınca ABD hükümetinin ve senatonun konuya ilgisi gittikçe azalıyor.

    Sonunda ABD hükümeti anlaşmayı desteklemekten vazgeçiyor, senatodan geçmeyen Çestır Projesi başlamadan bitiyor. Yıl sonuna doğru bizim hükümet de bu anlaşmanın feshedildiğini ilan ediyor. Ben, “iyi ki de olaylar bu şekilde gelişmiş, iyi ki de Amerikalılar ülkemize ayak basmamış” diyenlerdenim. “Ya anlaşma ABD tarafından da kabul edilseydi” diye düşündükçe kan beynime sıçrıyor.

    Bugün 10 Nisan 2021. Chester Projesinin Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilişinin 99. yıldönümü. (İtiraz istemem. Parmak hesabı ile saydım. 1923’ü sayarsak 2022’de 100 yıl doluyor. Dolayısı ile bu sene 99 yıl geçmiş oldu.) Şayet Chester Projesi uygulansaydı bu günlerde ülkemizin dört bir tarafında coşkulu kutlamalar yapılıyor olacaktı. 99 yıl sonra ülke topraklarının tamamında söz sahibi olmamızı kutlayacaktık. Amerikan imtiyazlarının (talanının) sona ermesini kutlayacaktık. Allah saklamış.

    Son olarak Annan Planı musibetini de hatırayarak yazıya son verelim. Yıllar sonra bu sefer Kıbrıs’ta direkten dönmüştük bildiğiniz gibi. Biz planı kabul ettiğimiz halde karşı tarafın reddetmesi sonucu yürürlüğe girmemişti Annan’ın Planı. Gene aynı noktadayım: İyi ki de girmemiş.

    Bunun ülkemiz hakkında ne kadar hayırlı olduğunu şu günlerde çok daha iyi anlıyoruz. Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz kapışmasında Kıbrıs’sız bir Türkiye’yi düşünebiliyor musunuz? Her seferinde Allah bu necip milletin yardımcısı oluyor çok şükür.

    Vesselam…

    Yazarın Diğer Yazıları
    10.02.2022 16:12
    07.06.2021 21:52
    27.01.2022 01:30
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.