Beklemek; hayat, zaman ve mekân tünelinde akıp giderkenbekleneni zihnin ve kalbin yegâne odağı hâline getirmektir. Beklemek, zamanı ve mekânı beklenende durdurmaktır. Bazen bir tren istasyonunda tren sesini beklemek, bazen bir hasta yatağında şifayı beklemek, bazen bir yerlerden gelecek müjdeli bir haberi beklemek, bazen baharın gelmesini vetoprağa atılan tohumların filizlenmesini beklemek…
Beklemek zannedildiği gibi bir eylemsizlik hâli değildir,bilakis hayatı beklenenle anlamlandırmaya yönelik derin bir varoluşsal eylemdir. Hele bir de beklenen beklemeye en layık olansa… Kadim hikmet mekteplerinde ve tasavvuftabeklemenin ayrı bir önemi vardır. Beklemek atalet değildir; ruhun hakikate hazırlanma sırrıdır. Zamanı bilinçsizce tüketmek değil; zamanın içinde pişmek, çile ve sükûnetle demlenmektir. Kalbi sabrın sularıyla yıkamaktır. Zira Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinde “Tespihlerin ruhu sabırdır. Sabır, başlı başına bir tespihtir. O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabırlı ol. Sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Sabır, sırat gibi insanı cennete ulaştırır.” der. Ne mutlu hakikatin eşiğinde sabırla bekleyenlere…
Alexandre Dumas Monte Cristo Kontu romanın en sonunda, “Tanrı’nın insanlara geleceği açıklamayı lütfedeceği güne kadar, insanoğlunun bütün hikmeti şu iki kelimede özetlenebilir: Beklemek ve umut etmek.” der. Alexandre Dumas’ın insanlığın hikmetine dair bu tespitine kısmen katılsam da bir noktada daha farklı düşünüyorum. Bana göre beklemenin 2 temel rüknü vardır: Sabır ve Ümit…Beklemek umut etmeyi kapsar. Beklemenin özünde umut etmek vardır. Çünkü insan yalnızca ümitvar olduğu bir şeyi bekleyebilir. Bir şeyin gerçekleşmesinden ümidini yitirmişse onu bekleyemez, o bekleyiş artık bitmiştir.
Bekleyen insan ne kadar ümitvar olursa olsun sabretmek zordur, sağlam bir irade gerektirir. Beklemek; zamanı olduğundan çok daha uzun, mekânı olduğundan çok daha içinden çıkılmaz kılar. Fuzûlî’nin “Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir / Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat”mısraları ne güzel anlatır bekleyenin hâlet-i ruhiyesini…Müneccimler ve muvakkitler en uzun geceyi çeşitli hesaplamalar yaparak ölçebilirler; ancak zamanın gerçek ağırlığını ve uzunluğunu, ancak bir ümit ve sabrı iç içe yaşayan kederli bir gönül tartabilir. Bir gece vakti şiddetli bir ağrıya müptela olan bir hasta için sabah nasıl da fersah fersah uzaklardadır… Hep hayalini kurduğu işe alınıp alınmayacağı ertesi gün belli olacak heyecanlı bir genç için o gece uyumak ne kadar da zordur… Bir tren garında sevdiklerinin geleceği treni bekleyenler için kavuşma vaktine erişmek ne kadar da zordur…Üstad Necip Fazıl, beklemenin o içsel ağırlığını “Beklenen” şiirinde muhteşem ifadelerle dile getirmiştir:
“Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.”
Modern zamanda tüm güzelliklerin ve erdemlerin kirlendiği ve sığlaştığı gibi beklemek de kirlenmiş ve sığlaşmıştır. Zygmunt Bauman’ın da ifade ettiği gibi, “Beklemenin kirli bir kelime hâline geldiği çağda yaşıyoruz.” Modern zamanda beklemelerin yerini çoğunlukla beklentiler almıştır. Modernitenin pragmatist yaklaşımı insani ve ahlâki bir erdem olan “beklemek” eylemini de kendi tornasından geçirmiş, ortaya “beklenti”yi çıkarmıştır. Beklemek karşılıksızdır, beklenti ise şartlara ve karşılıklara bağlıdır. Modern zamanda bir karşılığı olmadan insana ve eşyaya vakit ayrılmaz. Modern zaman insanlara kalbimizde ve aklımızda yer vermeye imkan tanımaz; sadece karşılıklı bir menfaat ilişkisi kuracak kadar zaman ayrılmasına fırsat tanır. Derinlemesine bir bağlanmayı ve hesapsız bir bekleyişi asla kabul etmez.
Oysa beklemek; hesaptan, kitaptan ve çıkarlardan azade, asil bir ruh halidir. Her şeyin baş döndürücü bir hızla tüketildiği, aceleciliğin marifet görüldüğü bu çağda; hasbi olarak, ümitle ve sabırla bekleyebilmek başlı başına bir direniş ve eylemdir.
Selam olsun modern zamanda Yusuf’un kokusunun geldiği iklimlerden haber bekleyen Yakup’lara…
Selam olsun en zor zamanlarda bir mağara oyuğunda sessizce Hakk’ı zikreden sadık dostlara…
Selam olsun en asil ve hasbi bekleyişlerle dikenli zamanları gül devri kılanlara… Dr. Mahmut Esad Durmuş
Kıymetli hocam çok güzel bir yazı ben çok beğendim Allah razı olsun ilminizi artırsın dünya ve ahiret makaminiz Ali olsun inşallah selam ve muhabbetlerimle