eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Dr. Mahmut Esad DURMUŞ

Kocaeli’de dünyaya geldi. İlk, orta eğitimini Ağrı’da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İç Hastalıkları alanında ihtisasını tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren edebiyat, kültür, sanat ve düşünce alanlarında çalışmalar yaptı, çeşitli edebiyat dergilerinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Şiirleri ve denemeleri çeşitli dergilerde yayınlandı.

    Yeter Bize Vefa Elbiseleri

    Merhum Mehmet Akif İnan’ın şiirleri; medeniyet hafızasını, metafizik duyarlığı ve insanın iç dünyasındaki direnişi aynı potada eriten güçlü ve derin şiirlerdir. Onun dizelerinde yalnızca bireysel bir hüzün değil; aynı zamanda unutulmuş şehirlerin, yorgun kalplerin ve kaybolan insanlığın sesi duyulur. Bu yüzden Akif İnan’ın şiiri çoğu zaman bir ağıt kadar içli, bir çağrı kadar sarsıcıdır. Bu içli ve sarsıcı sesin, bende silinmez izler bırakan parçalarından biri de işte şu mısralardır:

    “Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri…”

    Bu mısralar uzun yıllardır zihnimde ve kalbimde yankılanır; her okuyuşumda beni farklı düşüncelere, duygulara ve insanın hakiki anlamına dair derin sorgulamalara sürükler. Çünkü bu mısralarda estetik bir söyleyişin ötesinde; modern insanın ruhsuzlaşmasına ve gösterişle büyüyen fakat manen eksilen çağımıza karşı yükselen güçlü bir ahlâkî itiraz vardır.

    Akif İnan, eşyanın ve maddenin ağırlığı altında ezilen modern zaman insanına bir çıkış yolu gösterir. Onu yeniden hakikate, ruha ve özüne dönmeye davet eder. “İdrakimize giydirilmiş deli gömlekleri”nden sıyrılmayı; ruhumuzun üzerine çöken kasveti, suniliği ve yabancılaşmayı aşarak yeni bir nefesle dirilmeyi teklif eder. Çünkü insanı tüketen şey yoksulluk veya yalnızlık değildir; insanın kendi özünden uzak düşmesi, ruhunu örten sahte elbiselerin içinde kendisini unutmasıdır. Bu yüzden bu mısralar sadece bir yakınma değil; aynı zamanda insanı yeniden kendisine, hakikate ve kaybettiği iç huzura çağıran derin bir diriliş çağrısıdır.

    Vefa yalnızca bir duygudan ibaret değildir; aynı zamanda insanın ahlâkını, sadakatini ve iç dünyasındaki olgunluğu gösteren bir ölçüdür. Bir bakıma vefa, insandaki tekâmülün nişanesidir. İnsan Rabbine karşı vefalıysa iyi bir kul, anne babasına karşı vefalıysa hayırlı bir evlat, eşine karşı vefalıysa güven veren bir yol arkadaşı, hocasına karşı vefalıysa gerçek bir talebe olur. Çünkü vefa, insanın yalnızca hatırlama biçimini değil; bağ kurma biçimini de gösterir. SørenKierkegaard’a göre insan, zamanın yıpratıcılığına karşı verdiği sözü koruyabildiği ölçüde karakter sahibi bir şahsiyete dönüşür. Kadim medeniyetimizde ve tasavvuf geleneğinde de vefanın kaynağı, insanın yaratılış öncesindeki hakikatle kurduğu bağa dayanır. Bu dünyada Ahd-i Elest’iunutmayanlar; hakikate, emanete ve özüne sadık kalanlar gerçek anlamda vefa elbiselerine bürünen insanlardır.

    Vefanın yeryüzündeki en mücella tezahürü, şüphesiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz’dir. Onun ömrü, sadakat ve vefanın bizzat hayat bulmuş hâlidir. Bunun en zarif misallerinden biri, Mekke’nin Fethi günü yaşandı. Doğduğu şehre yıllar sonra muzaffer bir fatih olarak girdiğinde, kendisine konaklaması için şehrin en güzel evleri arz edildi. Fakat o, görkemli konakları istemedi, çadırının Cennetü’l-Muallâ yakınlarına kurulmasını istedi. Çünkü orada, hayatının en fırtınalı günlerinde kendisine siper olan, herkes sırtını döndüğünde elini tutan Hz. Hatice annemiz medfundu. Bir zamanlar onun hakkında, “Allah’a yemin olsun ki Allah, bana ondan daha hayırlısını vermemiştir, insanlar küfrederken o bana inandı. İnsanlar beni yalanlarken o beni tasdik etti. İnsanlar mahrum ederken, malıyla beni o destekledi. Ve Allah, onun vesilesiyle beni evlâtla rızıklandırdı” buyuran Efendimiz, fethin gücünü elinde bulundurduğu zafer anında bile, ruhuna giydiği o ilk vefa elbisesini asla çıkarmamıştır.

    Vefa, sarsılmaz bir sadakat köprüsüdür. O, sonradan hatırlamak değil; muhatabını hafızanın en mutena köşesinde saklayıp hiç unutmamaktır. Bugünün dünyasında insanlığın en büyük hastalıklarından birisi de, şüphesiz derin bir unutma krizidir. Elbette insanoğlu tarih boyunca nisyan ile malul bir varlıktı; fakat bu çağda insan hakikate, erdeme ve güzelliklere dair tarihin en sert hafıza tahribatına uğradı. ZygmuntBauman’ın ifadesiyle ilişkilerin “akışkan” hâle geldiği, arkadaşlıkların menfaatin ömrüyle sınırlandırıldığı bir çağda yaşıyoruz. Hepimiz, illüzyonlarla bezenmiş bir hız ve haz tünelinin içindeyiz. Bu tünelin sahte ışıkları, bize kendi hakikatimize dair ne varsa unutturuyor. Modern hayatın albenisine kendimizi öyle kaptırıyoruz ki; bir de bakıyoruz annemizle, babamızla, kardeşlerimizle haftalarca bağımız kopmuş; eşimizle, evlatlarımızla karşılıklı oturup samimi bir kelamın sıcaklığını paylaşamaz olmuşuz. En yakın dostlarımızın hâlini hatrını sormayı aylarca erteliyoruz. Bu karanlık tünele girerken, bizi biz yapan ne kadar mukaddes değerimiz varsa, hepsini kapının eşiğinde bırakıyoruz.

    Oysa bizler, kökü mâzide olan bir vefa medeniyetinin evlatlarıyız. Alvarlı Lütfi Efe’nin mısralarında, “Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zîşân’ı incitme” dediği gibi; biz her dem Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) yâd eden ve O’nun, bizim hayatlarımızdan haberdar olduğu bilinciyle nefes alan bir idrakin mirasçılarıyız. İnsana kendisini dahi unutturan bu çağda, Efendimiz’i incitmeyen bir hayat sürmek, vefa elbisesini kuşanmanın ilk şartıdır.

    İbn Haldun, Mukaddime’sinde “asabiyet” kavramına derinlemesine yer verir. Asabiyet; bir topluluğu ortak bir kader idealinde birleştiren, fertleri birbirine bağlayan görünmez mukavemet duygusudur. İbn Haldun’a göre bu bağ gevşediğinde, insanlar sadece kendi konforunun peşine düştüğünde medeniyetler çökmeye başlar. Çünkü toplumu diri tutan şey; sadakat, güven ve ortak hafızadır. Nasıl ki asabiyet toplumun harcıysa vefa da asabiyetin harcıdır. Vefa kaybolduğunda, asabiyet çözülür; asabiyet çözüldüğünde ise geriye sadece dağılmaya mahkûm bir kalabalık kalır.

    Ahlaki deformasyonun ve bireyciliğin bu denli şedit olduğu bir çağda toplumumuzun birçok erdeme ve güzelliğe dair ahlâkî refleksleri zayıflamış, hatta yer yer felçleşmiş olsa da,bu toprakların özünde var olan vefa refleksinin en derinlerde hâlâ çok canlı bir damar olarak varlığını sürdürdüğüne inanıyorum. Nitekim Kahramanmaraş depreminde milletimizin asrın felaketine karşı tek bir yürek hâlinde ortaya koyduğu insani tavır; vefa refleksimizin ne denli diri olduğunun en bariz örneklerindendir. O zor günlerde Anadolu insanı, acıya ve kardeşliğe olan vefasını tırnaklarıyla kazıyarak göstermiştir. 

    İşte bu yüzden, toplumumuzun medeniyetimize ait kadim öğretilerle ve ahlâkla yeniden dirilişinin, yine bu köklü vefa duygusu temelinde gerçekleşeceği kanaatindeyim. İnsanı insan yapan marka değil hatır, şıklık değil sadakat, gösteriş değil samimiyettir. Günün sonunda insanoğlu modern dünyanın kendisine sunduğu bütün suni elbiseleri kaybetse bile, onu her türlü soğuktan koruyacak tek bir kumaş kalacaktır. Ruhun çıplaklığını örtecek, bizi bu çağa ve kendimize karşı savunacak yegâne zırh budur.

    Yeter bize vefa elbiseleri…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. İSMAİL AKCA dedi ki:

      Konuyu o kadar güzel işlemişsinizki Sayın hocam Allah razı olsun vefa ahde söze eskiye büyüğe küçüğe özellikle Allah Resulü Sevgili Peygamberimizin eşi Hz. Haticeye vefası konuyu inşallah ben de derslerinde işleyeceğim Allah ilminizi artırsın üstadım selam ve muhabbetlerimle