eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Pazartesi Açık
31°C
Salı Açık
30°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Açık
30°C

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    Bakışta Estetik: Kusuru Görmemek

    İnsan kelimesi Arapça ins kelimesinden türetilmiştir. “Beşer, insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmektedir. İnsana iyilik ve kötülüğü kavrayıp bunlardan birini seçme yeteneği verildiği için kendini sorumlu kılmaya yetecek bir özgürlüğe sahiptir. İnsana doğru yol gösterilmiş, değerlerin bilincine varmasını ve onlardan ahlâk kanununun buyurduklarını, aynı zamanda kendisinin de iyiliğine olanları seçmesini sağlayacak şekilde donatılmıştır. İnsan ayrıca hem nefsine, hem bedenine, hem cemiyete, hem de Allah’a karşı ahlakî mesuliyetler taşır. Dolayısıyla ahlâkî gelişimi içi zaaflarını yenmeyi öğrenmesi gereklidir.

    Yeryüzünde yaratılanlar içinde halife kılındığı bildirilen insan, kendisine verilen akıl sayesinde kendi insanî varlığında da tecelli eden hakikati kavrama gücüne sahiptir ve benliğini aşıp kemale ererek kâmil insan seviyesine ulaşabilir. Kâmil insan, dört unsuru tam olan insandır. Bunlar, iyi sözler, iyi hareketler, iyi ahlak ve iyi bilgilerdir.  Kâmil insan sözün kıymetini bilen insandır. Güzel bakar, güzeli görür.

    “Her şeye mahlûk gözüyle baksan ol mahluk olur;

     Hak gözüyle bak ki bî-şek nûr-ı Yezdân andadır. (Niyâzî-i Mısrî).

    Yûnus’da, sözün kaynağının Allah olduğunu, sözün Allah tarafından kâmil insana bahşedildiğini söyler: “Söz karadan akdan değül yazıp okımakdan değül; Bu yürüyen halkdan değül Hâlik âvâzmdan gelür” der. Kâmil insan, kendini aşan insandır. Kâmil insanın sözleri doğru, işleri iyi, ahlâkı güzeldir; mârifet sahibidir, yani eşyayı güzel görür ve ondaki hikmetleri gereği gibi bilir. Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış olması bakımından ahlâkî kemale sahiptir. Kâmil insan sözü erbabınca dinlenir ve tutulur. İnsan âlemin rûhu, âlem de onun sûretidir. İnsanı kâmil Allah’ın isimlerinin aynasıdır. Yaratılışın gâyesini arayan, varlığının nedeninin bilincinde olan insan, kemâle ulaşmış insandır.

     Yûnus’a göre insan, “kendini aşıp ebedî varlığı bulmak ve onun aşkı ile yaşamak suretiyle hayatına bir mânâ verebilen ve me’sut olabilen insandır”.Mevlâna’da Mesnevî’nin ilk beyitlerinde, içi temizlenmiş olan ney ile mâsivâdan arınan insan-ı kâmili anlatır. Ruhlar âleminden alınıp dünyaya en güzel biçimde halife olarak gönderilen insan, tıpkı kamışlıktan kesilerek asıl yurdundan ayrılan ve ney yapılan kamış misali hep geldiği vatanın özlemini dile getirdiğini belirtir.

    Hakk’ın es-Settâr isminin tecellisiyle diğer insanların ayıbını örten, hüsnü zanda bulunan, güzel bakan kişi, kemale erme sürecinde önemli bir mesafe almıştır. Kusur görmemek bakışta güzelliği hakim kılmak ile mümkün olabilir. Bu şekilde kişi, Allah Teâlâ’nın hikmetinin nakışlarını, kudretinin sanatını seyreden bir göze sahip olur. Manevi tekâmül sürecine girenler, ruhi incelik ve derinliğe sahip olanlar, yaratılmış her canlıya, nesneye hikmet nazarıyla bakanlar her şeyde güzeli görür hale gelir. Bu bakışta görülen her bir şey ilâhî azametin ibaresi haline gelir. Dolayısıyla kusur aramaz, kusur görmez. Peygamberimiz (S.A.V) sahabeleri ile birlikte yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne rast gelir. Sahabelerden bazıları “ne kadar da ağır kokuyor” diyerek burunlarını kapatır ve hızla uzaklaşmaya başlarlar. Peygamberimiz (S.A.V) ise “ne kadar da güzel ve parlak dişleri var” diyerek karşılık verir ve böylece kusur yerine güzeli arayıp görmeyi telkin eder. Bakışında zarafet olan, estetik bakış açısına sahip kişi eşyada kusur görmez. Aksine görecek bir güzelliğini bulur.

    Gördüğü kusuru naif bir şekilde dile getirmeyi de yine Peygamber Efendimizden öğreniyoruz. Karşısındakinde gördüğü kusuru, kendisine galat-ı rü’yet (yanlış görme) izafe ederek “Bana ne oluyor ki sizi böyle yaparken görüyorum!”, “Ben mi yanlış görüyorum” gibi zarif bir biçimde hata yapan muhatabını ince bir üslup ile uyarıyor. Böyle naif ve hikmetli ifadelerle ruhları incitmeden ikazda bulunuyor; muhatabını kıracak söz ve davranışlardan uzak duruyor.  “Ahiret iyiliğini ve dünya bilgeliğini, davranışta ölçülülüğü ve güzel ahlakın tümünü ve bütün erdemleri elde etmeyi isteyen kişi Allah’ın elçisi Muhammed’e(S.A.V) uysun ve mümkün olduğu ölçüde onun ahlakı ve davranış biçimine göre eylemde bulunsun.” (İbn Hazm, el-Ahlâk).

    Atalarımız söze zarafet katmaya, ondan olumsuzluğu ve olumsuz manayı hatırlatacak hususları gidermeye de ayrıca özen göstermişlerdir. Günümüzde gelişigüzel kullandığımız ifadelerin bazıları onların dikkatle kaçındıkları ifadeler olarak yer almıştır. Mesela “lambayı/ışığı yak!” cümlesinde geçen “yak” fiili olumsuzluğu çağrıştırdığı için bunun yerine “ışığı uyandır” ifadesini kullanmışlardır. Benzer mantıkla kapıyı kapatmak yerine “kapıyı sırlamak”, bir şeyin bittiğini/tükendiğini haber verirken de “Hak vere” tabirini kullanmışlar; bu şekilde sözde, davranışta, ahlakta güzelliği işlemişlerdir.

    Bilgelik, merhamet, cömertlik, isâr, ahde vefâ, sevgi ve hoşgörü gibi tüm ahlâkî iyiliklerin sembolü olan insan, kemâle erebilmek için ilim-amel bütünlüğü içinde olgun davranışlar sergileyerek şahsî bir olgunluğa sahip olur.  Güzel sözleri, güzel hareketleri, güzel ahlâkı ve güzel bakışı ile güzel insan olur. İnsan güzel olursa cemiyet de güzel olur.

    Yazarın Diğer Yazıları
    03.04.2023 09:00
    22.08.2022 00:10
    15.05.2023 08:00
    Yorumlar

    1. Zümrüt Yıldız dedi ki:

      Kalemine yüreğine sağlık arkadaşım çok güzel bir yazı olmuş insan başkalarını değil kendini ve kendi iç alemini guzelleştirdiğinde her şey güzel olur ve ne güzel olur….

      1. Nurcan dedi ki:

        Teşekkür ederim güzel yorumun için..