İnsan, fıtratı gereği akıl ve düşünce sahibi bir varlık olsa da doğumundan itibaren başkalarından yardım almaya, bilgi edinmeye ve terbiye edilmeye muhtaç olarak dünyaya gelmektedir. Sosyal ilişkilerinin güzelliği, yaratıcısını tanıması, Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda kulluk görevini ifa etmesi insanın doğuştan itibaren aldığı eğitim ve terbiye ile doğrudan ilgilidir.
Çocukların eğitim ve terbiyesinden istenilen neticenin alınabilmesi; annelerin, babaların, görev ve sorumluluklarını müdrik “rol model” bir yetiştirici gibi davranmalarına bağlıdır. İslam kültüründe öğretimin karşılığı olarak talim, eğitimin karşılığı olarak ta terbiye kavramı kullanılmaktadır. Fakat terbiye ve eğitim birbirine yakın fakat birbirinden farklı kavramlardır. Korumak, ıslah etmek, sorumluluğunu üzerine almak, yükseltmek anlamındaki (rabv) kökünden türeyen “terbiye”; insanın bedeni, zihni, ahlaki gelişmesini ve olgunlaşmasını ifade eden bir terimdir. Terbiye edene mürebbi veya mürebbiye denir. Yani özel manada terbiyeci anne ve babadır. Dünyada hiçbir cemaat ve teşkilat ananın ve babanın yerini alamaz.
Çocukların terbiyesinde en önemli kural çocukları yakından tanımak, çocukların yeteneklerini ve zafiyetlerini keşfetmek, Ahlaki ve zihinsel gelişimlerine önderlik etmek ailenin tabi ve fıtri sorumluluğudur. Çocuklar çevrelerinde gördükleri davranışları; iyi kötü, doğru yanlış ayırımı yapmadan kopyaladıklarından çocuklar için en etkili terbiye yöntemi onlara iyi bir model olmaktır. Çünkü, çocukların yol haritasını büyüklerin sözlerinden ziyade davranışları belirlemektedir. Hz. Ali’nin: “Anneler, babalar çocukları tarafından taklit ve takip edildiklerini bilselerdi çocuklarının eğitim ve terbiyesinden çok kendi eğitim ve terbiyelerine önem verirlerdi.” Sözü bu gerçeği doğrulamaktadır.
Çocukların yaşadıkları büyüklerin yaşadıklarından başka bir şey değildir. Her çocuk Anasından temiz fıtratla; özü, kalbi, ruhu berrak bir şekilde doğan çocukların kalpleri, zihinleri gerekli ve gereksiz öğretilen şeylerle ile büyükleri tarafından kirletilmektedir. Peygamberimiz (sav) de Hadisi şeriflerde; ” Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Onu Yahudileştiren, Hıristiyanlaştıran ya da Mecusileştiren anne ve babasıdır.” Çocuklar dünya hayatının süsü olduğu gibi aynı zamanda analar babalar için bir imtihan vesilesidir. Çocuğun dünyada ilk gözünü açtığı yer ana kucağı ve baba ocağıdır. Çocuklar isimleri, cisimleri, iyi ve kötü sözleri, olumlu ya da olumsuz davranışları burada öğrenmekte, hayatlarını burada şekillendirmektedir.
Aile ocağı çocuklar için bir okul, anneler ve babalar ise bu okulun ilk öğretmenleridir. Çocukların küçük yaşlarda edindikleri alışkanlar kolay kolay sökülüp atılamayacak şekilde zihinlere yerleşmektedir. Günlük hayatta “huy ve alışkanlık” dediğimiz kişilik özelliklerinin pek çoğunun temeli çocuklukta aileler vasıtasıyla atılmaktadır. Rol model ana-babaların yetişmediği ve yetiştirilmediği toplumlarda çocuklar kötü modellerin etkisi altında kalmakta, dünyaya gözlerini açtıklarında kendilerini ya birbirleri ile çatışan ailenin ortamında, ya da terörün, şiddetin, savaşın, kaosun ahlaki zafiyetlerle boğuşan bir toplumda içinde bulmaktadır.
Bilimsel veriler çocuklarda eğitim ve terbiye temelinin evlilik ile atıldığını, hamilelik ile devam ettiğini ve hayat boyu sürdüğünü, karakterin 0-2 yaş arasında oluştuğunu, hayallerin 3-4 yaşlarında kurulmaya başlandığını, öğrenme temelinin 04-06 yaşlarında atıldığını, dine ve dünyaya ilgilerin bu yaşlarda yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.
0-6 yaş döneminin çocukların gelişiminde zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan çok önemli izler bıraktığı bir altın çağ olduğu, bu yaşlarda çocuğun alması gereken adabı muaşeret kurallarının, temel dini bilgilerin ve ahlaki değerlerin daha sonraki yaşlarda verilmeye çalışmanın çocuklar üzerinde tesirinin yetersiz kaldığı, sadece bilgiyi ders olarak öğrenmiş olmaktan öteye geçmediği ifade edilmektedir.
Gazali; çocuk eğitiminin doğumla birlikte başladığını anne ve babanın sahip olduğu kişiliğin, çocuğun ileride sahip olacağı kişilik üzerinde etkili olduğunu;çocuğun iyi bir kişiliğe sahip olabilmesi için annesinin veya sütannesinin helâl gıda ile beslenmesinin gerektiğini, haram yolla kazanılan süt ile beslenen çocuğun vücut temizliğini kaybettiğini böylelikle kötü işlere meyilli hale geldiğini söylemektedir. İbn Haldun çocuklarının nasıl terbiye edilmesi gerektiğini soran bir babaya; “Ne yaparsanız yapın en sonunda çocuklarınız sizin gibi olacaklardır.” Cevabı son derece manidardır. Çocuklarda görülen iyi ve kötü davranışlar anne ve babaların eseridir. Anne ve babalar nasıl bir çocuğa sahip olmak istiyorlarsa kendileri de öyle olmak zorundadırlar.
” Her çocuk günahsız ve kötülüklerden arınmış olarak doğar, çocuk kötülüğe meylettirilirse o çocuk kötülük üzere, hayır ve edep öğretilirse hayır ve edep üzere büyür.” “Çocukların terbiyesiyle mükellef olan anne ve babalar çocuklarının günahlarına ve sevaplarına da ortak olurlar.” “Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz” (Hadis) “Çocuğun ismini ve terbiyesini güzel yapmak, ana babanın çocuğuna karşı olan görevlerindendir.” Peygamberimiz: “Çocuklarınıza hoş muamelede bulunun ve onları güzel terbiye edin”. Buyururken; Yüce Allah’ımız da: “Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim, 6) Uyarısında bulunmuştur.
Bilindiği üzere ülkemizde anne ve babalar için evlilik öncesinde çocuk eğitimi ve terbiyesi konusunda herhangi bir eğitim alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Çocuklarımız okul öncesi eğitim dediğimiz kreşlere 3 yaştan, anaokullarına ve ana sınıflarına ise 4-5 yaşlarından itibaren kabul edilmektedir. Durum böyle olunca özellikle dezavantajlı bölgelerde 0-6 yaş arasında ki çocuklarımızın sağlıklı eğitim ve terbiye almaları konusunda tam bir fetret devri yaşanmaktadır.
Evlilik öncesi ana-baba eğitimi zorunlu hale getirilmelidir. Anne baba adaylarına doğumdan itibaren çocuk bakımı, eğitimi ve terbiyesi, yeteneklerinin keşfedilmesi ve geliştirilmesi, güzel dil kullanımı, din, gelenek, görenek, adabı muaşeret gibi değerlerin öğretilmesi ve yaşatılması gibi konuları da içine alan konuların programlandığı, aile uzmanlarının görev aldığı “evlilik öncesi” eğitim kursları açılmalı ve bu eğitimi alma zorunluluğu getirilmelidir. Zira aile bir milletin beka meselesi olduğu gibi eğitilmiş gençlikte bir milletin en önemli güç kaynağıdır.
Mevcut okul öncesi okullarda ise çocukların hem fiziksel hem bilimsel açıdan becerilerini ve yaratıcı yönlerini ortaya çıkaracak, sosyal birey olarak yetişmelerini, karakter ve şahsiyet oluşumunu sağlayacak rol model eğitimcilerin sorumluluk üstlendiği aile eğitimini de içine alan kurumlara dönüştürülmelidir.
Şunu ifade etmek isterim ki, her ne kadar eğitim-öğretim işlerinden okul ve öğretmenler sorumlu tutulmuş olsa da çocukların terbiyesinden Allah katında birinci derecede anneler ve babalar sorumlu tutulmaktadır. Çocuğa, Müslümana yakışan güzel bir isim koymak, helal süt ve temiz olan gıdalarla beslemek, talim ve terbiyesini güzel yapmak, gerekli sanat ve becerileri öğrenmelerine yardımcı olmak, namaz kılmaya ve oruç tutmaya alıştırmak, adabı muaşeret kurallarını öğretmek millî, manevi, ahlaki değerlere bağlı, adil, hoşgörülü, merhametli, uzlaşıcı, paylaşımcı bir şekilde yetiştirmek, şahsiyet ve karakterlerini İslam ahlakıyla şekillendirmek ana ve babanın görevleri olduğu gibi çocuğu küfürden, argo sözlerden uzak tutmak, alkol, sigara, uyuşturucu, kumar, şans oyunları, müstehcenlik gibi kötülüklerden korumak ta ana ve babanın sorumluluğudur.
Sonuç olarak, çocukların nasihate değil, kendilerine rol model olacak ebeveyne ihtiyaçları vardır. “Çocukların eğitimi kilden eşya yapmaya benzer. Aile çocuğuna istediği şekli verebilir. Ama yaptığı şey bir kez fırınlandı mı artık değiştirilemez.”
Mustafa KIR
Çok kıymetli bilgiler aktardığınız için öncelikle şükranlarımı arz ediyorum. Ancak son zamanlarda çocuk doktorlarının telkinleriyle ailelerin çocuklarını sınırsız bir özgürlük içinde yetiştirdiği kanaatindeyim.