Bizim gibi, başkasına ait bir elbiseyi giymek zorunda kalan ülkelerde, yapılan iyi denebilecek türdeki bazı düzenlemelerin bir işe yaramayacağı belirtildiğinde, iyi niyetli bazı insanlar bu eleştirenleri haksız bularak zamanla her şeyin düzelebileceğini savunuyor. Onlara göre, eleştirmek yerine herkesin bu tür iyi işleri desteklemesi ve katkıda bulunması gerekir.
Ancak bu iyi niyetli bakış açısının gözden kaçırdığı kritik bir nokta vardır: Toplum, bir organizma gibidir ve her parçası birbiriyle ilişkilidir. Eğer bütüncül ve köklü bir düzenleme yapılmazsa, tek tek gerçekleştirilen iyileştirmeler, organizmadaki hastalığı iyileştirmede yetersiz kalır. Örneğin, eğitim sisteminde yalnızca müfredatı ve öğretmen yetiştirme süreçlerini değiştirmek, ancak üniversite yapısını, kapitalist paradigmayı, sınav düzenini, zorunlu eğitimi ve okul sistemini olduğu gibi bırakmak, eğitimin kalitesini artırmaz. Toplumda ahlaksızlık, yozlaşma ve liyakatsizlik devam ederken; okullarda yalnızca değerler eğitimi vermek, bütüne yönelik bir dönüşüm sağlamaz. Devletin içinde bulunduğu genel ahlaki çöküşü ve ekonomik yapıyı (liberal sistemi) değiştirmeden sadece yolsuzluk yapan yöneticileri cezalandırmak da meseleyi çözmez. Çünkü yozlaşmış düzen devam ettiği sürece, gelen yeni kişiler de sistemin dinamiklerine uyum sağlayarak benzer hataları tekrar edebilir.
Bunu bir göl örneğiyle açıklayabiliriz: Eğer bir gölde yalnızca belirli bir bölgeyi temizlerseniz, diğer bölgelerdeki kirlilik zamanla temiz alanı da etkiler ve sistem eski haline döner. Toplumsal değişim de böyledir: Bütüncül bir reform yapılmazsa, tekil iyileştirmeler zamanla bozuk sistemin içinde eriyip gider. Unutmayalım ki eğitim sistemi, sadece öğrencilerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin toplamından ibaret değildir; aksine, bunlar birbirine organik olarak bağlı unsurlardır. Bu yüzden, yalnızca müfredatı değiştirmek ya da öğretmen yetiştirme süreçlerini iyileştirmek, eğitim sisteminin bütüncül olarak düzelmesini sağlamaz. Sistemik bir bozukluğun içindeyken yapılan tekil değişiklikler, zamanla büyük yapının kuralları tarafından emilir ve kendisine benzetilir.
Bu konu tarihsel düşünürler tarafından da ele alınmıştır. Farabi (Erdemli Şehir) ve İbn Haldun (Mukaddime), yalnızca bireyleri ıslah etmenin yeterli olmayacağını savunur. Çünkü bireyler, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik sistemin kurallarına göre hareket ederler. Bu nedenle, devlet ve toplum düzeni sağlam olmadıkça bireysel çabalar kalıcı olmaz. Bunu günümüze uyarlarsak: Ahlaki çöküş yaşayan bir toplumda yalnızca camilerde vaazlar vermek, bu çöküşü durdurmaz. Çünkü ekonomik sıkıntılar, yozlaşmış medya veya kötü eğitim sistemi, bireyleri ahlaki prensiplerinden uzaklaştırabilir.
Özetle, eğer bir toplumda kötülük yayılmışsa, o toplum yalnızca bireylere öğüt vermekle düzelmez; kötülüğün kaynağı olan sistemler de değiştirilmelidir. Örneğin, kumar, faiz ve haksız kazanç toplumu yozlaştırıyorsa, yalnızca bireylere “bu haramdır” demek yeterli olmaz; ekonomik sistem de bu tür kötülükleri teşvik etmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Ahlaki yozlaşma medya aracılığıyla yayılıyorsa, sadece ailelere “Çocuklarınıza sahip çıkın!” demek yetersizdir; medya düzenlemeleri ve eğitim reformları da yapılmalıdır.
Sonuç olarak, toplumsal düzenlemeler kökten ve bütüncül olarak gerçekleştirilmelidir. Bunun yolu; tek tek değişiklikler yapmak değil, sistemi adaletli hale getirecek büyük reformlar yapmaktır. Aksi takdirde, gerçekleştirilen düzenlemeler zamanla sistemin eski hastalıkları içinde kaybolur.
Sözü İbn Haldun’un şu ifadesiyle bitirelim:
“Eğer bir toplumsal hareket, güçlü bir asabiyet (bağlılık ve örgütlülük) oluşturamazsa, bireysel iyileşmeler zamanla sistem tarafından yok edilir.”
Buna güzel bir örnekle katkıda bulunayım, Amerika ve Avrupa ya seyahat eden bir abimiz her dönüşte bana şu soruyu soruyordu, hocam aynı ben niye orda kurallara uyuyorum da Türkiye’ye gelince uymuyorum …
Kaleminize sağlık meseleler ve çözüm önerileri