eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
20°C
Ankara
20°C
Az Bulutlu
Pazar Açık
22°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Samimiyet ve eğitim

    Harun Reşid, Ramazan ayı nedeniyle iftar vermek ister. Bu nedenle Behlül Dânâ’dan camiye gitmesini, namaz kılanları getirmesini emreder. Behlül Dânâ, akşam ezanı okununca camiye gider ve sadece 10 kişiyle Halifenin yanına gelir. Harun Reşid sorar:

    -Ey Behlül! Ben sana namaza gelen herkesi iftara getir demiştim; ama sen on kişiyle geldin. O kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.

    Behlül Dânâ;

    -Siz, benden camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara getirmemi istediniz. Ben de isteğinizi yerine getirmek için namazdan sonra cami kapısında durdum. Çıkan cemaate hocanın namazda hangi sureyi okuduğunu sordum. Bunu da, sadece getirdiklerim bildi. Camiye gelen çok ama namaza gelenler demek ki bunlarmış.

    Behlül’ün aradığı esasında camiye gelenler değil, samimiyettir. Tıpkı bunun gibi hem okul sayımız hem öğrenci sayımız hem de öğretmen sayımız çok, ama gerçek eğitim alanlar, verenler, görenler çok az. Çünkü Yahudi Maslow’un Tevrat tasavvuruna göre geliştirdiği “ihtiyaçlar hiyerarşisi” gibi kuramlarla, modern hayata uygun insanı yaratmak için oluşturulan psikolojiyle geliştirdiğimiz okullarda samimi bir eğitim yapmak ve samimi insan yetiştirmek neredeyse imkânsız. Bu nedenle içinde bulunduğumuz ahval ve şerait, bizim temel meselemizin samimiyet olduğunu gösteriyor.

    Bir pazarcı, malın benzerini aslı diye satıyorsa sahtekâr, pahalı satıyorsa ahlaksız, daha çok kazanmak için ucuz satıyorsa kurnaz, müşteri sürekli gelsin diye değerinde satıyorsa çıkarcı; ama bir malın değeri neyse ona göre satıyorsa samimidir. Bu metafordan hareketle eğitim, istihdam için, para veya statü kazanmak için, üstün olmak ve hükmetmek için değil, bizatihi insanın yüce değerleri tanıması ve hayatı buna göre yaşaması için yapılmalıdır. Öğretim ise bu tasavvuru oluşturan muhtelif yollarıdır. Hem eğitimden hem öğretimden hem de bunun her ikisinin tecessüm ettiği okullardan beklenen, kurumlaşmış ve hayata yansımış değerlerin insanda inşasıdır. Bu da ancak hakikat üzerine yükselen samimi düşünmek ve yaşamakla mümkündür.

    Samimiyetin bir başka adı ihlastır. Her ikisi de insanın iç dünyası ile dış dünyasının aynı olmasını sağlayan hakikat temelli düşünmek ve davranmak anlamına geldiği gibi bir işi hakkıyla ifa etmek, işe hakkını vermek demektir. Evet, iş, hakkını ister. Nedir işin hakkı? Nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapmaktır. Mesela işiniz öğretmenlikse, öğretmenliğin gereklilikleri olabildiğince yerine getirilmelidir. Bu gerekliliklerin en başında mesleğin vakarını taşımak gelir. Öyle sınıflarda ahkâm kesip, akşamları meyhanelerde olmamalısınız. Yine öğrenciyseniz öğreneceksiniz, bunun için çabalayacaksınız.

    Samimiyetin zıddı ise riyadır. Bu da her ne yapılıyorsa gösteriş olsun diye yapmaktır. Başkalarının hoşnutluğunu kazanmak, akabinde çıkar elde etmek için yapılan riyanın ilginç özelliği ise iyilikte yaşayabilmesidir. Riyada birine iyilik yapılır ama bu iyiliğin amacı çıkardır. Bundan dolayı riyaya “küçük şirk” bile denmiştir. Samimiyet de riya da niyette ortaya çıkar. Niyeti Allah rızası için temellendirmek samimiyeti, kendi çıkarı için temellendirmek ise riyayı inşa eder. Yine insanda yeterlik duygusunu (kendini bilmeyi) geliştirmek samimiyeti; geliştirmemek riyayı güçlendirir. Bunun için şükreden insan olmayı çabalamak gerek. Zira şükredenler için az yoktur, riyakârlar için çok yoktur; samimi insanlar için önemsiz yoktur, riyakârlar için değer yoktur.

    Mesele okul yerine mektep, öğretmen yerine muallim, uygulama yerine talim ve eğitim yerine terbiye kavramlarını kullanmak değil. Ya da öğrenci merkezli eğitim, ters yüz öğrenme veya akredite edilmek de değil. Yahut kendi kavramlarınızı kullanarak öteden beri yapılan işlerin aynısını yapmak değil. Samimiyette esas olan niyettir. Dolayısıyla niyetler sahihleşmeden insanın samimi olması düşünülemez.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.