eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Meryem Araz(*): İyiliğe Bilimsel Bakış/Teorik (2.Cilt)

İyilik insanın ruhunda derin izler bırakır.

Hem iyiliği yapana hem de iyilik yapılana şifa olur. (s. 285)

İyiliğe Bilimsel Bakış kitabı, sadece bir akademik çalışma değil; dünyamızın içinden geçtiği zorlu, savaşlarla ve adaletsizliklerle dolu bu dönemde insanlığın ortak vicdanına bir sesleniştir. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin kıymetli iş birliği ile hazırlanan bu eser, iyilik kavramını sadece soyut bir değer olarak bırakmayıp, onu tıptan hukuka, mühendislikten edebiyata kadar hayatın her alanına dokunan bilimsel bir temele oturtuyor.

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi akademisyenlerinden Doç. Dr. Nuran Çetin, Doç. Dr. Ali Soylu ve Arş. Gör. Dr. Hatice Kübra Özcan’ın editörlüğünde hayat bulan bu çalışma, iyilik meselesini sadece teorik bir başlık olmaktan çıkarıyor. Eser, iyiliği hayatın her noktasına dokunan çok yönlü bir gerçeklik olarak ele alırken, bu kıymetli isimlerin editörlük süzgecinden geçerek bütüncül bir bakış açısıyla okura ulaşıyor.

Kitabın kapağındaki ‘Zeytin Ağacı’ figürü rastgele seçilmemiştir. Zeytin ağacı, Kur’an-ı Kerim’de ‘bereketli ağaç’ olarak geçer, güzel sözün köklü bir ağaca benzetilmesini temsil eder ve tüm dünyada barışın evrensel sembolüdür. Kitabın ruhunu ise en iyi zeytin ağacı yansıtmaktadır yani zeytin ağacı gibi iyilikte kökleri inancın ve tarihin derinliklerinde, meyvesi bereketli, gölgesi huzur vericidir ve tüm insanlığı gölgesinde barışla buluşturacaktır.

Akademik derinliği olmasına rağmen oldukça sıcak ve içten bir dille hazırlanan bu eserde gözü yormayan bir yazı karakteri tercih edilmiştir. Akademik dünyada üretilen bilgilerin sadece raflarda tozlanmayıp doğrudan halka aktarılması, bugün her zamankinden daha kıymetli bir adım olarak görülmektedir. Eserin en etkileyici taraflarından biri ise, arkasındaki devasa akademik birikimin tamamen gönüllülük esasıyla bir araya gelmesi ve herkesin rahatça ulaşabilmesi için e-kitap olarak paylaşılmasıdır. Bu durum, kitabın maddî bir kazanç peşinde olmadığının; asıl amacının topluma karşılıksız bir fayda sunmak olduğunun en somut kanıtıdır. Bu anlamda elimizdeki bu kıymetli eser her yaştan ve her meslekten okuyucunun kalbine bir iyilik tohumu ekmeyi amaçlıyor.

Her eserin bir ortaya çıkış hikâyesi vardır bu eserin hikâyesi ise şöyledir; bu üç ciltlik dev eser başlangıçta İlahiyat Fakültesi öğrencileriyle yürütülen bir sosyal sorumluluk projesi iken kısa sürede sınırlarını aşarak Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenlerin gönüllü katılımıyla devasa bir birikime dönüşmüştür. Hazırlanma süreci yaklaşık on ay süren bu titiz çalışma, iyiliğin sadece dinî bir tavsiye değil, insanı, toplumu ve medeniyeti inşa eden kurucu bir değer olduğunu bilimsel verilerle ortaya koymayı hedeflemiştir.

Kitabın temel amacı, günümüzde şiddetin ve bencilliğin normalleştiği bir dünyada iyiliği yeniden gündeme taşımaktır. Editörler ve yazarlar, iyiliğin unutulmaya yüz tutmuş bir nostalji olmadığını, aksine toplumların bağışıklık sistemini güçlendiren, bireyleri ruhsal olarak iyileştiren ve uluslararası ilişkilerde barışı sağlayan en stratejik araç olduğunu savunuyorlar. Kitap o kadar geniş bir yelpazeye sahip ki, okurken ‘İyiliğin bu alanla da mı ilgisi varmış?’ demekten kendinizi alamıyorsunuz.

“İyiliğe Bilimsel Bakış” eseri üç ciltten oluşmaktadır. Birinci ciltte iyiliğin kavramsal boyutuna değinilirken, ikinci ciltte iyilik teorik açıdan ele alınmıştır. Üçüncü ciltte ise iyiliğin pratik boyutuna değinilmiştir. Üç ciltte toplam altmış üç akademisyen ve yazarın emeğiyle, iyiliğin kavramsal, teorik ve pratik olarak nasıl şekillendiğine dair yazılar kaleme alınmıştır. Biz burada bu üç ciltlik dev projenin ikinci cildinin tanıtımını yapacağız.

“İyiliğe Bilimsel Bakış” projesinin yirmi bir bölümden oluşan ikinci cildinde iyilik kavramını hukuktan su jeopolitiğine, tasavvuftan sağlığa, sosyolojiden matematiğe kadar çok geniş ve farklı alanlar üzerinden ele alıyor. Bu zengin çeşitlilik, iyiliğin aslında hayatın her alanına dokunan ne kadar derin ve çok yönlü bir değer olduğunu açıkça kanıtlıyor. Kitapta her makalenin girişinde yer alan kısa ve özlü ‘spot cümleler’ ise okuyucunun konunun ruhunu anında kavramasına yardımcı olarak metinlerin çok daha akıcı ve anlaşılır bir şekilde takip edilmesini sağlıyor.

Kitabın sayfaları arasında bir yolculuğa çıktığınızda, iyilik kavramının ne kadar büyük bir şemsiye olduğunu ve hayatın en ücra köşelerine kadar nasıl nüfuz ettiğini hemen fark ediyorsunuz. Eser, önce hepimizin zihnini kurcalayan o temel soruyla söze başlıyor: Bir insan neden iyilik yapmak ister? Bu noktada Türkiye ve Japonya gibi iki farklı kültürün penceresinden bakıyoruz. Kendi topraklarımızda iyiliğin köklerini daha çok inanç ve tarihsel bir mirasla açıklarken, Japonya’da bu durumun toplumsal huzuru, düzeni ve barışı koruma arzusuyla şekillendiğini görüyoruz. Yani birinde “Allah rızası” ve “yardımlaşma” ön plandayken, diğerinde toplumsal sistemin sorunsuz işlemesini sağlayan tutarlı bir yapı iyiliğe can suyu veriyor.

İyiliğe bilimsel bakış ‘teorik’ kitabında konu daha kurumsal ve hukuki bir zemine oturuyor. Burada özellikle İslam hukukunun iyiliğe olan o kapsamlı bakışı karşımıza çıkıyor. Burada iyilik sadece bir tavsiye değil, bireysel sorumluluklardan toplumsal düzenin korunmasına kadar uzanan bir ilke olarak anlatılıyor. İbadetlerin bile aslında toplumsal bir denge ve ahlakî birer iyilik pratiği olduğu; namazın kötülükten alıkoyduğu, orucun empatiyi geliştirdiği, zekâtın ise sosyal adaleti tesis ettiği vurgulanıyor. Bu bakış açısı, iyiliği soyut bir kavram olmaktan çıkarıp bir yaşam hedefi haline getiriyor.

Eserin en can alıcı kısımlarından biri de halk anlatılarımız ve masallarımız. Burada iyilik, evrenin kilitli kapılarını açan sihirli bir anahtar gibi betimleniyor. Masallarda sadece insanların değil; hayvanların, ağaçların, hatta cansız nesnelerin bile iyiliğe nasıl iyilikle karşılık verdiği harika örneklerle anlatılıyor. Kahramanımız bir aslanın ayağındaki dikeni çıkardığında ya da bir balığı suya bıraktığında, aslında evrenin o büyük adalet terazisini kendi lehine çevirmiş oluyor. Bu anlatılar bize şunu fısıldıyor: Ne ekersen onu biçersin ve iyilik asla karşılıksız kalmaz.

Kitapta şaşırtıcı bir şekilde dikkat çeken bir diğer mesele ise, iyilik kavramının su jeopolitiği gibi kritik bir düzlemde bile kendine yer buluyor olmasıdır. Suyun bir savaş sebebi olmaktan çıkıp, “iyilik odaklı ortaklıkların” ve barışın kaynağı olup olamayacağı tartışılıyor. Kitapta İyiliğin tasavvufun derinliklerine ve görsel hafıza tekniklerine de nasıl yansıdığı konusuna değiniliyor. İyiliğin zihinde nasıl kalıcı hale getirileceği, “İyiliğin Koruyucu Kaleleri” gibi şemalarla anlatılarak sabır, şükür, cömertlik gibi kavramların ruhsal dayanıklılığımızı nasıl artırdığına dikkat çekiliyor.

Filistin ve Beytülmakdis’in o yaralı ama vakur coğrafyasına da bir yolculuk yapılıyor kitapta. Burada iyiliğin anlamı; zulme karşı sarsılmaz bir direniş, ilahi bir bereket ve evrensel bir adalet arayışı olarak tanımlanıyor.

Modern dünyanın karmaşasında kaybolan insan için de çözümler sunuluyor bu kitapta. Fiziksel aktivitenin sadece bedeni değil, ruhu da iyileştiren bir “iyilik hali” olduğu; modern insanın hareketsizliğe karşı verdiği bu sessiz mücadelenin aslında zihinsel bir sağlık reçetesi olduğu belirtiliyor.

Kitapta edebiyat dünyamızın naif yüzleri, klasik şairlerimiz ve Yedi Güzel Adam’ın şiirlerindeki iyilik örnekleri ise içimizi ısıtıyor. İyiliğin gök kubbede bırakılan hoş bir sadâ olduğu, kelimelerin bile ruhu onaran birer merhem vazifesi gördüğü anlatılıyor.

Eserde sağlık alanında da iyiliğin izi sürülmeye devam ediyor. Fizyoterapi ve rehabilitasyon süreçlerinde sağlığın sadece hastalığın yokluğu değil, fiziksel ve ruhsal bir “iyi olma hâli” olduğu hatırlatılıyor. İyilikle ahlakın nasıl bir bütün olduğu; niyetin kalp, eylemin kas, hikmetin ise beyin olduğu bir ‘vücut haritası’ üzerinden açıklanıyor. Pozitif psikolojiyle İslam’ın iyileştirici gücü aynı zeminde buluşturularak, başkasına yardım etmenin aslında yardımı yapan kişinin kendi beyin kimyasını nasıl değiştirdiği ve ona nasıl bir ruhsal şifa sunduğu bilimsel verilerle ortaya konuyor.

Toplumun en hassas noktası olan engelli bireylerin hakları da bu kitapta unutulmamış. İyiliğin onlara sadece ‘acımak’ değil, hak temelli bir yaklaşımla toplumda eşit fertler olarak yer almalarını sağlamak olduğu vurgulanıyor.

Psikolojik olarak mutlu olmanın da ötesinde bir psikolojik iyi oluşun sırları ise; insanın kendi potansiyelini gerçekleştirmesi ve yaşamına bir amaç bulması üzerinden anlatılıyor. Gençlerin değer inşasında inancın rolü, iyiliğin kalıcı bir karakter özelliği haline gelmesi için gereken o manevî iklim de geniş yer tutuyor.

Üç büyük dinin (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam) iyilik paydasında nasıl buluştuğunu ve gerçek dindarlığın aslında bir başkasının hayatına dokunmak olduğunun gösterildiği bu kitapta mezhepler arasındaki farklılıkların bile insanların hayatını kolaylaştıran birer “rahmet” ve ‘iyilik’ kapısı olduğu açıklanıyor. Platon’dan Mevlânâ’ya uzanan o devasa hikmet köprüsünde, ‘iyilik’ kavramının felsefî ve tasavvufî özüne iniliyor; kötülüğü yok etmenin en iyi yolunun onu iyilikle dönüştürmek olduğu belirtiliyor.

Kitap okurlarına genel olarak şu mesajları vermek istiyor: İyilikler yazıldıkça, konuşuldukça ve en önemlisi yapıldıkça artacaktır. İyilik sadece zayıflara acımak değil; adaleti tesis etmek, doğayı korumak, güler yüzle selam vermek, iş yerinde dürüst olmak ve en önemlisi ruhumuzu güzelleştirmektir. Eğer hayatınızda yeni kapılar aralamak, dünyaya daha umutlu ve anlamlı bir pencereden bakmak istiyorsanız, bu üç ciltlik ‘İyilik Hazinesi’ sizin için eşsiz bir rehber olacaktır. Çünkü kitabın da belirttiği gibi, insanlığın kurtuluşu iyiliktedir. İyilik dünyanın bağışıklık sistemidir ve bu sistemi diri tutmak hepimizin görevidir.

Editörler: Nuran Çetin-Ali Soylu-Hatice Kübra Özcan,

 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, 2025, 545 sayfa.

Meryem Araz(*): Aksaray Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi

e posta: meryememine.araz@asu.edu.tr

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.