BALKAN’DAN ÇANAKKALE’YE-11:
“Şerefü’l-mekân, bi’l-mekîn!” demişler söz demini bilenler…
Yani bir mekânın şerefi, orada bulunanlardan, orada ikâmet edenlerden, orada kıyâmet gününü bekleyenlerden gelir.
Sadece orada hâlihazırda yaşayanlardan değil! O beldede önceden hayat sürmüş, aldığı nefesin hakkını vermiş, bir mefkûre uğruna canını ortaya koymuş insan-ı kâmiller, o toprağı şerefli kılar.
Dahası bu kişiler, o beldeyi “vatan” kılar…
Siz o diyarda o kişinin kabrini görürseniz “Bedeli ödenmiştir!” dersiniz içinizden…
“Bu vatanın bedeli ödenmiştir!…”
İşte “Küçük Konya” yani Konçe için de, Evrenosoğlu ailesinden İsa Bey, bu bedeli ödeyenlerdendir…
Evrenosoğlu ailesi ki; Malkoçoğulları, Turahanlıoğulları, Mihaloğulları, Pehlivanoğulları gibi şanlı akıncı ailelerindendir… Bilinen en eski ataları “Boz Oklu Han” olan bir Türkmen ailesidir.
Bu aileden İsa Bey, Balkan topraklarını “mübarek vatan toprağı” hâline getirecek ve Konçe (Küçük Konya) yakınlarında “serden geçecek”tir…
İsa Bey’in şehadet şerbetini içtiği, mahzun türbesinin olduğu, işte böyle kutlu bir beldede, Konçe yakınlarındaki Lubnitsa köyünde doğdu Sait Yaşar…
Her yıl “rûz-ı Hızır’dan rûz-ı Kasım’a” (bahardan kışa) kadar, Tuna boylarına bir koşu tutturan akıncıların yüzyıllarca yatağı olmuş bir kutlu beldede doğmuş olmak, Allah vergisi coşkun bir ruh hâliyle doğmaktı zaten…
“Tuna boylarında sıra selviler
Tanyeli estikçe sessiz ağlarmış
Gül bahçelerinde baykuşlar öter
Şu viranelikler eski bağlarmış…”
Edebiyat tarihi üstadı Mehmed Fuad Köprülü’nün de belirttiği “eski bağların viranelik olmaya başladığı” yıllarda doğdu Konçe’li Sait Yaşar…
Cetleri Anadolu’nun bağrından nasıl kopup geldiyse, öyle gitti Çankkale’ye…
Komutanları hangi cepheye göndermiş ise oraya…
1 erkek 1 kız… İki çocuğunu, iki ciğerparesini bırakıp gitti…
Kaderde gâzîlik var ise dönüp köyünde hasret giderecekti yavrularıyla, eğer şehitlik var ise de rûz-ı mahşer’de…
“Kahrı da hoş, lütfu da hoş!… N’eylerse güzel eyler!…” dedi ve gitti…
Emr-i Hak vâki’ oldu… Konçe’li Sait Yaşar şehit oldu…
Yıllar sonra hemşehrileri, şehitler arasında yazılı ismini görünce haberdar oldular şehadetinden…
Gurur dolu yakınlarına şehitlik belgesi verildi…
Öyle bir gurur ki… 3 neslin ismi “Sait” Yaşar… Dede, baba, torun…
Yıllar sonra bile “Sait” ismindeki torunu, dedesinin silah arkadaşı “Seyit Onbaşı”ya benzetilerek anılıyorsa ne mutlu o aileye!…
Hangi mirasla ölçülebilir bu şanlı ismin değeri?…
“Bozulan bağların üzümü acı;
Âsî köle kesmiş eski haracı;
Yine yedi kıral giymişler tacı…
Şahin yuvasını kargalar sarmış!
Haydi eski ozan, al sazı ele,
Düşmanlar içine düşsün velvele.
De ki: Hor bakmayın bu durgun sele;
O, yetmiş bir kavme akın çıkarmış!”
Bugün Konçe köyü, Konçe köylüsü, Mehmed Fuad Köprülü’nün de belirttiği gibi, “Yetmiş bir kavme akın çıkarmış!” İsa Bey’in torunu olmaktan da, Konçeli Şehit Sait (Seyit) Yaşar gibi onlarca kahramanın hemşehrisi olmaktan da gurur duyar…
SUAL: “Şerefü’l-mekân, bi’l-mekîn!” mi “Şerefü’l-mekîn, bi’l-mekân!” mı?
Yani bir mekânın şerefi, orada bulunanlardan, orada ikâmet edenlerden, orada kıyâmet gününü bekleyenlerden mi gelir? Yoksa bir mekân mı içinde ikâmet edenlere şeref katar?
CEVAP: Eğer “mekân”dan kasıt ecdâdın “i’lâ-yi kelimetullâh” şiarıyla fethettiği Balkanlar ise ve yine “mekîn”den kasıt büyük bir vefâ ile Balkanlar’dan Çanakkale’ye koşanlar ise cevap; “Her ikisi de!” olacaktır…
Vesselâm…
Ertuğrul KARAKUŞ
Eline ve gönlüne sağlık değerli Hocam.