Sözlükte zerîa kelimesinin çoğulu olarak “yollar, vasıtalar” anlamında kullanılan zerâyi’, İslam hukuku terimi olarak “hukuken yasaklanmış sonuca götüren yollar” anlamında kullanılmıştır. Sedd-i zerîa’ kavramı da “kötülüğe/mefsedete götüren yolların/vasıtaların yasaklanması/engellenmesi” anlamındadır.[1] Yol, mefsedete/hukuken yasaklanmış bir sonuca götürüyorsa daha başından yasaklayıcı tedbirler uygulanıyor ki, kötülük gerçekleşmesin. Böylece kötülüğe giden yolun önüne “set çekilmiş” oluyor. Örneğin, doğal olarak yetişen ve uyuşturucu madde üretiminin hammaddesi olan bir bitkinin üretimi, satılması, tüketilmesi, işlenmesi, yasaklanarak üretene, satana, satın alana, tüketene cezai müeyyide uygulayan kurallar konulabilmektedir. Amerika, Avrupa ülkeleri Türkiye vd. pek çok ülkede uygulama alanı bulan bu uygulama İslam hukukunda “sedd-i zerây’i” adı ile uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısı ile daha uyuşturucu madde üretilmeden üretilmesine giden yollar devlet yaptırımı ile hukuken kapatılmış olmaktadır.
Bir kısım fiiller mahiyeti itibariyle mefsedete/kötülüğe götürür; bir kısım fiiller de mahiyeti itibariyle hukuken/şer’an caiz/meşru fiiller olmakla beraber hukuken yasak olan bir sonuca aracılık eder. Örneğin, haksız yere adam öldürmek, zina etmek mahiyeti itibariyle kötülüğe yol açar ve bunların yasak oluşunda İslam hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Ancak yukarıda örneği verilen, uyuşturucu madde yapımında hammadde olarak kullanılan hint keneviri bitkisi yetiştirmek uyuşturucu madde üretimine vasıta olabileceği gerekçesi ile yasaklanmıştır. Seddi- zerâyi’ kapsamındaki bu yasaklanan fiiller bu ikinci kısımda yer alır. Yani, hukuken yasak sonuca yol açması sebebiyle aslen caiz olan fiillerin yasaklanmasıdır.[2]
Aslen caiz bir fiilin zarara yol açmasının yanında faydasının da olması söz konusudur. Örneğin üzüm, içki/viski yapımında kullanılabildiği gibi pek çok faydalı işte de kullanılabilmektedir. Bir fiilin faydası çok olsa bile zarar verme ihtimali de olduğu için mutlaka yasaklanmalı mıdır? Cevap: hayır. O halde zararı olmasının yanında faydası da olan bir fiilin hukuken yasaklanmasında ölçü/kriter ne olmalıdır?
İslam hukukçuları, hukuken kötü sonuca yol açması bakımından caiz fiilleri üç kategoride değerlendirmiştir:
Yukarıda verilen örneklere ek olarak günümüzde iktisadi alanda sedd-i zerâyi’ delili ile de ilgili olarak değerlendirilebilecek yasaklara diğer örnekler:
Sedd-i zerâyi’ İslam hukukçularının tamamının esas aldığı delillerden biri olup uygulamada farklı görüşleri benimsemişlerdir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve verilen örnekler dikkatlice incelendiğinde; sedd-i zerâyi’nin “maslahat-ı mürsele” delilinin bir türü olarak değerlendirilmesinin daha isabetli olduğu görülür. Zira, sedd-i zerâyi’ temelde, “maslahat” delilinden doğmuş olup “def-i mefâsid celb-i menâfiden önce gelir” prensibi ile uyumlu olarak uygulama alanı bulmakta; hakkında kesin olarak ilga edildiğine dair ya da itibar edildiğine dair delil bulunmayan konularda kamu yararını önceliklemektedir. Sonuç olarak kuralları koyma yetkisini kullanan güç, kamu yararını gözeterek, topluma zarar vermeye vasıta kılınan bazı caiz fiilleri, bu delili kullanarak yasaklayabilir.
Gelecek yazımıza İslam iktisadının ikincil kaynaklarından “şer’u men kablenâ” delili ile devam edeceğiz inşallah…
Selam ve duâ ile… (06.01.2026)
[1] Zekiyüddin Şâban, İslam Hukuk İlminin Esasları, çev. İbrahim Kâfi Dönmez (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 30. Basım, 2018), 269.
[2] Şâban, 270.
[3] Şâban, 271.