Dindarlık başarıyı getirir mi, aralarında birebir ilişki kurmak mümkün müdür? Genel olarak dindarlığın başarı hikayeleri üzerinde pozitif etkisi olduğu söylenebilir. Lakin bu biraz da dindarlık anlayışına bağlı olarak şekillenir. Batı dünyasında bu çerçevede bir tartışma hala sürüp gider. Neden Katolik dünyası geri kaldı da Protestanlar ileri gitti? Ya da Şekip Arslan’ın ifadesiyle niye diğerleri ileri gitti de Müslümanlar yerinde saydı? Dindarlık himmet ve gayrete sevk ettikçe elbette başarıyı kamçılar! Bu takdirde başarı doruklarına tırmanmak işten bile değildir. Lakin şaibeli dindarlık ise tersini doğurabilir. Arap diyarlarında ‘tenabil-i Abdulhamid’ diye bir deyim vardır. Ya da miskinler tekkesi vakıası! İkinci Abdulhamid’in, tembellere ekmek elden su gölden baktığı rivayet edilir. Onlara dinin şefkat ve merhameti göstermiş onlar da bunu istismar etmiştir. Böylece hem işgücü kaybına neden olurlar hem de başkalarına yük teşkil ederler. Dindarlığa desinler ya da riyakarlık türü manevi hastalıklar bulaşırsa ondan beklenen netice elde edilemez. Kısaca dindarlık ile başarı arasında sanıldığından daha karmaşık bir ilişki türü vardır. Bununla birlikte dindarlık sağlıklı bir biçimde anlaşılır ve sahibini gayrete getirirse umulan neticeyi verebilir.
Cezayir’de resmi sınavlar dönemi kapandığında ve sonrasında her yıl bir tartışma baş gösterir. Mahiyeti şudur: Başarıda dindarlığın bir rolü var mıdır yok mudur? Bu hususta özellikle de başörtülü bayanlar ile hafızlar arasında başarı hanesi ve grafiğinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle de dindarlık ile başarı arasında bir köprü kurulması veya karşılaştırma yapılması itiyat haline gelmiştir. Laik kesimler ise bunu reddetmekte ve başarının kitlesel ve eğilimlerle alakalı olmadığını şahsi olduğunu savunmaktadır. Bununla birlikte son dönemlerde genelde eğitim sektöründe kızların başarılı olduğu bir gerçektir. Lise ve dengi okullarda ve üniversitelerde temsilleri yüzde 60’ı bulmaktadır. Bunlar arasında başarı oranı da yine yüksektir. Kısaca erkeklere nazaran kızlar daha başarılı ayrıca kızlar arasında başörtülüler de aynı şekilde daha yüksek başarı oranını tutturmaktadır. Bu mücerret dindarlıkla alakalı bir durum değildir. Bu dindarlığın domine ve motive ettiği disiplin ve gayretle ve himmetle alakalıdır. Bu anlamda laiklerin nokta-i nazarlarını da ihmal etmemek ve yabana atmamak gerekir. Ayette ‘la tebhusu’n nase eşyaehum’ denilmektedir. İnsanların artılarını eksiltmeyin denilmiştir.
Başarı veya eğitim üzerinden kutuplaşmak doğru değildir. İhmal sonucu zaman zaman birisi alta düşebilir öteki üste çıkabilir. Çekişme yerine arada tatlı bir yarış olabilir.
Bu yarış birbirini köstekleyecek şekilde olmamalıdır. Dindarlık hakkaniyettir bir asabiyet anlayışı değildir. Bu açıdan kimsenin zararına çalışmaz. Dindar insan ve çalışkan insan sadece milleti ve vatanı için değil tüm insanlık ailesi için yararlı olan insandır. Bu anlamda geçmişte Erbakan hocanın sıklıkla tekrarladığı bir ifadeyi tekrarlamak yerinde olur: Hayru’n nas enfeuhum linnas ev men yenfeu’n nas! İnsanların en hayırlısı onlara hayrı dokunandır. Edison Müslümanlar arasından çıksaydı hem dünyasını hem de ahiretini mamur eder, kazanmış olurdu. En azından ahireti için mühim bir rezerv elde edecekti.
Burada tartışmalara nokta mesabesinde olan Mevlana’nın bir sözüyle konuyu kapatalım:
Hiç kimse çalışarak menzi-i maksuduna erişemedi,
Maksadına erenler ise çalışanlar arasından çıktı !
Peygamberimiz kendisine cennette komşu olmak isteyen bir adama nasihati aynı doğrultuda olmuştur: Bana yardımcı ol. Yani güzel amellerinle bu niyetini somutlaştırmaya çalış!
Mustafa Özcan