Henüz ortaokul yıllarında kopya vermeyen, kütüphanelerde ansiklopedilerden sayfalarca yazıp hazırladığı ödevi paylaşmayan arkadaşların bencillikle itham edildiğini; itham edilenler arasında şahsımın da olduğunu daha dün gibi hatırlıyorum.
Günümüzde, bazı aklıevvellerin, sözüm ona uyanıkların -namıdiğer açıkgözlerin- başkasına ait kitaplardan aldığı bir bölümü kaynak belirtmeden kendi yazısıymış gibi yayımlaması; sosyal medyada başkasına ait metinleri ve resimleri kendi ürünleriymiş gibi paylaşmaları -maalesef- insanı hayrete düşürüyor.
Hayatımızın her döneminde çalışmayıp duygu sömürüsüne yönelenlerin, başkasının sırtından geçinmeye çalışanların, çalışmadan kazanmanın ya da az çalışıp çok kazanmanın hesaplarını yapan insanların sayısının, özellikle günümüzde azımsanmayacak rakamlara ulaştığını görüyoruz.
Tembelliği kendisine vazife belleyen bu kimseler; ne yazık ki çalışmaktan, gayret etmekten, araştırmaktan, yazmaktan, sorumluluklarını yerine getirme zahmetine katlanmaktan imtina ediyorlar. Alın teri, el emeği, göz nuru onlar için pek anlam taşımıyor. Planlarını başkalarının sırtından geçinmek üstüne kuruyorlar.
İş üretmek yerine dedikodu, hasetlik, fesatlık, kıskançlık üreten bu kimseler; aile içinde, akrabalar arasında, toplumda ve çalışma ortamlarında huzursuzlukların başoyuncusu olarak karşımıza çıkıverirler. Gariban, mazlum görünmekten; bir o kadar gaddar, acımasız, hatta zalim olmaktan çekinmezler.
Cafer-i Sâdık’ın “Çalışıp kazanarak ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir derdi olmayan kişide hayır yoktur.” sözü bu özelliğe sahip kimseleri çok iyi anlatıyor olsa gerek. Hz. Ömer ise bu konuda, “Çalışmak zahmetse boş durmak da fesatlıktır.” diyor. Hacı Bektaş-ı Velî’nin “Çalışan insan, kötülük düşünmez.” ve Hz. Ali’nin “Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar; çalışmayanlar ise kendilerini kötülükten kurtaramazlar.” sözleri, üzerinde derin düşünmeye değer sözler.
Çalışmak; “öğrenmek, emek vermek, meydana getirmek, yapmak, oluşturmak, iş, görev, sorumluluk, vazife, çaba, gayret, ceht, mücadele, el emeği, alın teri, göz nuru…” gibi pek çok fiili ve mefhumu ihtiva eden bir kelimedir. Bir başka söyleyişle çalışmak; öğrenmektir, meydana getirmektir, yapmaktır, oluşturmaktır, sorumluluğu yerine getirmektir, vazifeyi ifa etmektir, çabadır, gayrettir, cehttir, mücadeledir, el emeğidir, alın teridir, göz nurudur…
Çalışmak; çalışan insan için huzurdur, mutluluktur, berekettir, şereftir. Yorulsa da kalbin, zihnin, bedenin mutmain olmasıdır. “Kendin kazan, kendin ye; kimseye minnet etme.” diyerek çalışmayı telkin eden atalarımız, “İşleyene iş yetmez, işlemeyenden kaygı gitmez.” sözüyle çalışmamanın insana huzursuzluk verdiğini ifade etmişler ve çalışmanın önemi üzerinde çok kıymetli sözler söylemişlerdir.
“Çalışan, mesut olur.” diyen Cenap Şahabettin’in “Dikkat ediniz: İş görürken hiç kimse çirkin görünmez; çirkinliği meydana vuran, boş oturmaktır.” sözü bu konuda söylenmiş mühim sözlerdendir. L. Morris, “Hayat hareket, hareketsizlik ölümdür.”; A. Maurois, “Çalışmak; sıkıntıyı, kötülüğü ve yoksulluğu giderir.”; Tolstoy, “Çalışmak, hayatın en önemli şartıdır. İnsanlık, mutluluğa ancak bununla ulaşacaktır.”; Voltaire, “Çalışmak bizi şu üç büyük beladan kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk.” sözleriyle çalışmanın ruh ve beden sağlığına, bireyin ve toplumun huzuruna katkısını dile getirmektedirler.
Kimya alanında Nobel ödülü alan bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar; “Başarı, zekâ kadar çalışmakla elde edilir. Sebat lazım, inat etmek lazım ve çalışmak lazım.” sözüyle başarının ancak çalışmakla elde edilebileceğini ifade ediyor. Binden fazla patentin sahibi olan mucit Thomas Alva Edison, Sancar’ın bu sözünü âdeta yıllar önce tasdiklemiştir: “Hiçbir başarımı tesadüfe borçlu değilim, buluşlarım da tesadüfün değil çalışmalarımın eseridir.”
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa adlı kitabında çalışma konusunda -özellikle gençlere- mühim hatırlatmalarda bulunur: “Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.” ve “Çalış, genç arkadaşım çalış! Namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir.” sözleri bu hatırlatmalardan sadece ikisidir. Alman şansölyesi Bismarck da, yine gençler için şu meşhur öğüdünü dile getirir: “Gençliğe üç öğüdüm var: Çalış, çalış, çalış.”
İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Âkif’in pek çok şiirinde çalışmanın önemini vurgulayan mısraları görmek mümkündür:
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol.
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”
“Bekâyı hak tanıyan, sa’yi bir vazîfe bilir;
Çalış, çalış ki bekâ sa’y olursa hak edilir.”
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “İki günü eşit olan, aldanmıştır.” hadisleri ve Kur’an’daki “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 39) âyeti çalışma konusunda akıllardan çıkarılmaması gereken temel düsturlardandır.
Kaleminize, gönlünüze sağlık Sayın Müdürüm. Özellikle yeni nesil öğrencilerimiz için ders niteliğinde. Allah razı olsun.
Mustafa Hocam yazınızı keyifle okudum. Elinize kolunuz sağlık. Çalışma eylemi üzerine gerek yazdıklarınız gerek alıntılarınızın hepsi birbirinden kıymetli. İstifade etmek isteyenler için derin manalar içermektedir.
Herkes kendince mutlaka birçok yaşanmışlıklarını anımsamışlardır. Bende anılarımı uyandıran Voltaire’in “Çalışmak bizi şu üç büyük beladan kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk” sözü oldu.
1992 yılı Yozgat’tayız. Oğlan Anadolu İmam Hatip Ortaokulu İngilizce hazırlık sınıfında okuyor. Haftada 23 saat İngilizce dersi görüyorlar. Bir gün İngilizce çalışıyor. Hangi kitapsa artık bir diyalog metni idi.
Muhâverede çocuk “Baba canım sıkılıyor” dedi.
Babası “Öyleyse bir şeyler yap” demişti.
O anı hiç unutamıyorum.
Demek ki kimin canı sıkılıyor?
Bir şeyler yapmayanların.
Hem sizin yazınızdan hem bu anımdan hareketle halk arasında gönül ve kalp ferahlığı veren sûre olarak bilinen İnşirah Sûresi 5-7.nci ayetlerini hatırlamak isabetli olacaktır. Bir diğer ifade ile sizin bu yazınız adeta mezkûr sûrenin mezkûr ayetlerini tefsir eder niteliktedir.
“Elbette her güçlükle beraber bir kolaylık vardır: (Evet unutma) Kesinlikle her zorlukla beraber, elbette bir kolaylık (rahatlık) vardır. O halde bir iş ve ibadetten boşaldın mı; ikinci bir işe ve ibadete başla ve yorul.”
Kolaylık ve rahatlık görmek istiyorsak, bir başka anlatımla bedenen zinde, aklen berrak, rûhen sükûnet ve sekînet içinde kalmak istiyorsak iş ve ibâdet üzre olacağız. Hem de aralıksız.
Bize beyin fırtınası yaptırdığınız için size ne kadar teşekkür etsek az olur Mustafa Hocam.
Sıhhatiniz ve kaleminiz dâim olsun.
Yüreğinize sağlık hocam. Çalışanın değil reklamını yapanın ön plana çıktığı emeğe saygının azaldığı bu dönemde ilaç gibi bir yazı olmuş.