Tevfik İleri’nin vefat günü 31 Aralık 1961.
Öğretmenevinden “Tevfik İleri Bilgi Şöleni” için Recep Tayyip Erdoğan Kongre Merkezi’ne vardık. Salon tam kapasite doluydu. Trabzon’daki Tevfik İleri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri de salondaydı. Merhum Tevfik İleri de muhterem zevcesi Vasfiye Hanım da Rizeliydi, Hemşinli… Tevfik İleri konuşulacaksa ve anılacaksa evvelâ Rize’de konuşulmalıydı.
Salonun sahnesindeki görselde Tevfik İleri’nin fotoğrafıyla birlikte baştan başa “Memleketini yâr, yârini memleket gibi seven adam!” yazılıydı. Yâr ve memleket… Bu duygulu cümle evvelâ Azerbaycan’ın İkinci Karabağ Savaşı’nı yaşadığı günlerde, daha çocuk yaşta olan Kenan Bayramlı’nın Şuşa’nın yüksek dağları ve kayalıkları eşliğinde söylediği “Bayat-ı Şiraz”ı aklıma düşürdü:
Göynümün sevgili mehbûbu menim,
Vetenimdir, vetenimdir, vetenim.
Veteni sevmeyen insan olmaz,
Olsa da ol şahısta vicdân olmaz…
(veten=vatan)
1911 doğumlu Tevfik İleri tam da Türkiye’mizin yeniden memleket ve yurt kılınmaya başlandığı dönemin tanıklarındandı. O dönem edebiyatçılarımızdan “memleket” sevdasını hikâyelerinde, şiirlerinde ele almayan neredeyse yok. Nazım Hikmet memleket aşkı “Davet” şiiriyle öne çıkar:
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Açılış konuşmalarına kadar geçen sürede gözümü ve zihnimi mıh gibi üzerine çeken “Memleketini yâr gibi sevmek” sözüyle kendimi Faruk Nafiz’in o muhteşem “Sanat” şiirinin mısralarını mırıldanırken buldum.
Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken,
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolumuz.
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken,
Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz!
“Doğumunun 114. Yılında Tevfik İleri Bilgi Şöleni”, Sayın Memiş Okuyucu’nun açılış konuşmasıyla başladı. Okuyucu beklediğimden uzun süren açılış konuşmasında Tevfik İleri’nin eğitim, kültür ve siyaset hayatımızdaki yerinden bahsederken “Günümüzde Tevfik İleri yaşasaydı eğitim ve kültür hayatında neler yapardı?” sorusunu yöneltti salona. Bu soru, aslında genel manada “anma” programlarının, geride kalmış bir hikâyeyi, hikâye anlatıcısı gibi tekrarlamak olmadığını vurgulaması açısından önemlidir.
Birçok büyük dava adamının, mazlum münevverin ölümü veya öldürülmesi kendisini ve fikirlerini daha çok yaşatmıştır. Mana ikliminde buna da öldükten sonra yaşamak diyebiliriz. Tevfik İleri de davası, fikirleri, şahsiyeti ve mücadelesiyle öldükten sonra daha diri yaşayan isimlerden olmuşken onu yargılayanların, 1960 Darbesini yapanların, Yassıada zalimlerinin, yargı tiyatrosu kuranların, dönemin kaba kuvvetine sahip olanların isimleri bugün kimin aklında?
Demokrat Parti döneminin Milli Eğitim Bakanı olup Türk eğitim sistemini Anadolu insanın ruh kökleriyle yeniden kurumsallaştırmaya çalışan ve 1960 Askerî Darbe ve yargı tiyatrosu ile Yassıada’da cezaevine konan, daha sonra gönderildiği Kayseri Cezaevi’nde hastalanıp 31 Aralık 1961’de vefat eden merhum devlet ve siyaset adamı Tevfik İleri’nin doğumunun 114. Yılında memleketi Rize’de düzenlenen bilgi şöleninin açılış konuşmasında Rize Valisi Sayın İhsan Selim Baydaş’ın şu cümleleri “anma” programlarının ruhunu ve felsefesini vermesi açısından mühimdi:
“Neden Tevfik İleri’yi konuşuyor, anma programı düzenliyoruz? Çünkü kendi maarif modelimizi inşa etmeye, milli ruh kodlarımıza dönmeye ihtiyacımız var, tarih şuurumuzu tazelemeye ihtiyacımız var. Tevfik İleri yaşadığı çölde bir vaha oluşturmaya, o vahaya ulaşacak yol haritasını ortaya koymaya çalışan şanlı şerefli ve millî bir devlet adamımızdır.”
Programın başlangıcı olan 09.30’dan programın tamamlandığı 18.30’a kadar gün boyu salonda bulunup tüm konuşmaları dikkatle dinleyen, misafirlerle yakından ilgilenen Rize Valisi Sayın İhsan Selim Baydaş ile Rize Belediye Başkanı Sayın Rahmi Metin’in millî meselelere olan hassasiyetleri her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerini kutluyor, zât-ı âlîlerine şükranlarımı arz ediyorum.
Rize Valimizin “Neden anma programları yapıyoruz?” sorusuna en güzel cevabı, İslam Alimler Vakfı Başkanı Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu yöneticisi olduğu açılış oturumunda “Anmak, Kur’ânî bir iştir.” diyerek yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’den (Meryem suresinden ve Sâd suresinden) ayetlerle verdi:
“Bu kitapta İbrâhim’i de okuyup an! Kuşkusuz o, özü sözü doğru bir insan, bir peygamberdi.” (Meryem, 19/41. ayet)
“Bu kitapta Mûsâ’yı da okuyarak an. Gerçekten o ihlâslı biriydi, elçi-peygamberdi.” (Meryem, 19/51. ayet)
“Bu kitapta İsmâil’i de okuyup an. O gerçekten sözüne sadıktı; elçi-peygamberdi.” (Meryem, 19/54. ayet)
“Kitapta İdrîs’i de okuyarak an. Hakikaten o, pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi.” (Meryem, 19/56. ayet)
“Sen, onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla! Yönü hep Allah’a dönüktü.” (Sâd, 38/17.ayet)
“Güçlü ve basîretli kullarımız İbrâhim, İshak ve Ya‘kūb’u da an.” (Sâd, 38/45. Ayet)
Evet muhterem Nasrullah hocamızın hatırlattığı gibi; din ve diyanet için, vatan ve millet için, Allah için hayırlı insanları yâd etmek, anmak, hatırlamak Kur’ânî bir davranıştır.
Anmak, Allah’ın kendi ruhundan üflediğini anmak… Sırat-ı müstakim üzere olan şahsiyeti anmak… Çürüyen bedenleri değil, o bedenlerle dünya misafirhanesinden geçen şahsî manevîyi anmaktır. Anmak, mutlak hakikate sadakattendir.
Torunu AK Parti Ankara Milletvekili Ömer İleri, dedesini “Her şeyden önce bir sevgi insanıydı.” sözleriyle andı: “Sevmeyi bilen bir insandı, ailesine ve milletine karşı sevgi doluydu. Ama hepsinden önemlisi Allah sevgisiyle doluydu. Başarısının en önemli sebeplerinden biri onun sevgi üzere yaşamasıdır…. Rahmetli babam, vefat etmeden önce dedemin Yassıada sürecinde elinden düşürmediği Kuran-ı Kerim’i bana emanet etti. Bize ve ailesine şerefli bir isim ve aile bıraktığı için Allah ondan razı olsun.”
Zaten sahnede de öyle yazmıyor muydu:
“Memleketini yâr, yârini memleket gibi seven adam”
Milletvekili Ömer İleri, dedesinin 1960’ta projesi tamamlanmış Boğaziçi Köprüsü’nün maketi önünde basın açıklamasıyla köprünün müjdesini vermesine rağmen 1960 darbesinin köprünün yapımını 14 yıl geciktirdiğini, köprünün ancak 1974’te yapıldığını hatırlatarak darbelerin ülkemize nasıl da yıllar kaybettirdiğine dikkat çekti.
Torununun anlattığına göre Tevfik İleri, okuduğu her kitabın ilk sayfasına çocukları için kitabın özeti mahiyetinde notlar almış. Mütefekkir ve mutasavvıf yazar merhume Samiha Ayverdi’nin Tevfik İleri ile sohbetinden aktardığı tespit mühimdir sanıyorum. “Beni almaya gelen darbecilerin askerlerinin bir kısmı sırtıma vurarak beni evden çıkarıyorlardı. Ben sırtıma yediğim yumrukları bile seviyorum.” Tam bir “nebevî” duruş.
1960 ihtilalini gerçekleştiren darbeciler kendi “yargı tiyatroları”nın propagandaları için o dönem “Düşükler Yassıada’da” film bile çekmiş. Hayır, Tevfik İleri mağdur ve mağlup değildi, düşük hiç değildi. Onun şahsî manevisi her daim muzafferdi.
Açılış oturumunun diğer konuşmacısı “İmge Kitabevi” yayınlarından çıkan “Türkiye’nin Siyasi Tarihi / Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960’a” kitabının yazarı Prof.Dr. Zehra Arslan ise Yassıada fotoğrafları, mahkeme tutanakları, mektuplar gibi döneme ışık tutan resmî belgelerin arka planlarını anlattı. O döneme ait belgeler ve yaşanmışlıklar salonu duygusal bir atmosfere soktu.
Yazar Sadık Yalsızuçanlar ise merhum Tevfik İleri’nin kronolojik hayatını ve düşünce dünyasını anlattı. Tevfik İleri’nin oğlu (Cahit) ve kızıyla (Cahide) son dönemlerinde tanışmış, ziyaretlerine gitmiş ve birçok hatırayı kendilerinden dinlemiş biri olması Sadık Yalsızuçanlar gibi bir edebiyatçının anlattıklarını şüphesiz daha değerli kılıyordu.
Açılış konuşmalarından ve ilk oturumdan sonra öğle yemeğine, ardından öğle namazına geçildi. Öğle namazını Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi yerleşkesindeki Sayın Cumhurbaşkanımızın muhterem babasının adını taşıyan Ahmet Erdoğan Camisi’nde kıldık. Cami 12 Şubat 2021’de ibadete açılmış. Küçük camilerin kubbeli değil de Anadolu’nun birçok yerinde, meselâ Hacı Bayram Veli Cami’nin örtüsü gibi bir mimariyle yapılması camiyi daha şirin gösterdiğine inanıyorum. Bu seyahatimde namaz kıldığım İkizdere Cami de Ahmet Erdoğan Cami de böyleydi, çok beğendim. Kubbeli, yüksek kubbeli camilerin daha büyük, bilhassa selatin camilere yakıştığını ifade etmeliyim.
Öğleden sonraki oturumda Prof.Dr. İsmail Aydoğan “Tevfik İleri’nin Eğitim Hayatımızdaki Yeri”, Prof.Dr. Mustafa Başaran “Tevfik İleri’nin Türkiye’nin Dil Eğitimindeki Yeri”, Prof.Dr. Ömer Akbulut “Tevfik İleri, Mesleki Eğitim, Öğretmen Okulları”, Prof.Dr. Ahmet Yıldırım da “Nizamülmülk’ten Tevfik İleri’ye Düşünce ve Eğitim” başlıklı konuşmalar yaptılar. Bu oturumda Prof.Dr. İsmail Aydoğan Hoca’nın o bilinen “Gemi Metaforu”nu Türk eğitim ve kültür hayatı için ifade etmesi salondan büyük iltifat gördü. Batı’ya doğru giden bir gemide Doğu’ya doğru yürüseniz, koşsanız ne değişir ki? Türkiye’deki “eğitim ve dil meselesi” Batı’ya odaklanmış, yani bizi sömürenlere doğru dümeni kırmış, onların limanına yanaşmış millîlik davası gütmemiz çokça tutarsızlık olmuyor mu? Gemi içinde kendi kendimize tartışıp duruyoruz. Dil meselesini “zihin işgali” olarak değerlendirip görsellerle ve kendine has üslubuyla anlatan Mustafa Başaran da ilgiyle takip edildi. Prof.Dr. Ömer Akbulut hocamız Tevfik İleri’nin 1950-60 arasında ilki 2 yıl 8 ay, ikincisi 7 ay, üçüncüsü 5,5 ay olmak üzere toplamda 3 yıl 9 ay 26 gün Millî Eğitim Bakanlığı yaptığını, bu kadar sürede eğitim sisteminde ve okullarda gerçekleştirdiği çalışmaların ancak bir dava ruhuyla, vatan sevgisiyle açıklanabileceğini söyledi. (Ahmet Hocamın sunumunda salon dışındaydım.)
Diğer oturumda, Prof.Dr. İbrahim Baz, Zihni Yıldız, Mustafa Özcan ve Selim Cerrah’ın değerli sunumlarında bilhassa Zihni Yıldız’ın hem Tevfik İleri’nin Bakanlık dönemini hem darbe günlerini anlatan dönemin gazete kupürleri oldukça mühim tarihi vesikalardı. Mustafa Özcan tarihte; ölümü hayatından daha çok hizmet edenleri hatırlatarak, Tevfik İleri’nin eğitim alanında yaptığı işlerin Anadolu’nun insan kaynağının ruh inşasında halâ etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
Bilgi Şöleni Prof.Dr. Yılmaz Geçit’in yönettiği Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu’nun, Prof.Dr. Hacı Yusuf Acuner’in ve Ali Türkoğlu’nun katıldığı “Değerlendirme Oturumu”yla tamamlandı. Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu bu oturumda Kur’ân’da ilk ayetin genel doğruyu anlattığına dikkat çekti: “Oku, ne okursan oku Allah’ın adıyla oku! Mesleği ve meşguliyeti ne olursa olsun Tevfik İleri millî kimlik peşinde koştu. Onun yaptığı her işte millet sevgisi, aile sevgisi, vatan sevgisi ve Allah sevgisi öne çıkıyordu. Tevfik İleri tarihî ve millî kimliğimizin rotasını değiştirmemiz gerektiğini bildi ve bize gösterdi. Tek parti döneminde dinin her tarafına dokunmuşlardı: ezana, kıyafete, eğitimine, edebiyatına, diline… Ancak Tevfik İleri gibi Adnan Menderes’in oğlunun hocası da olan Mahmut Celalettin Ökten Hoca, Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Hamdi Akseki, Ali Fuad Başgil gibi muhterem isimler millî kimliğin yeniden kazanılması için çok gayret ettiler.”
Üstlendiği üç bakanlıkta da “millî kimlik” uğrunda ihya ve inşa devrimi gerçekleştirdi, o hem “Tevfik” hem “İleri”ydi. Mekânı cennet olsun.
Oldukça verimli geçen bilgi şöleninin kahramanlarından biri de misafirlerin ulaşım, konaklama vb. işlerini tertip eden, programın arka plandaki koordinasyonu sağlayan, misafirlerle oldukça yakından ilgilenen, muhteşem bir ev sahipliği yapan Rize Vali Yardımcısı Sayın Abdullah Kurt’tu. Bir valinin elini güçlü kılan muhakkak ki ekibidir. Bir münevver şahsiyet, Bilgi Şöleninin Onursal Başkanı Rize Valimiz Sayın İhsan Selim Baydaş başta olmak üzere emeği geçen kişi ve kurumlara her şey için çok teşekkür ediyoruz.
Çay ve turizm şehri Rize’mizin kıymetli yöneticilerinin, her biri sahasında yetkin panelistlerin ve heyecanlı ve çalışkan tertip heyetinin samimiyeti Tevfik İleri Bilgi Şöleni’ni çok verimli hale getirdi. Rize’den memnun ayrılıyoruz. Umuyorum ki Rize de yapılan Bilgi Şöleni’nden memnun kalmıştır.
31 Aralık Çarşamba