Kendisiyle sosyal medya üzerinden tanıştık. Tanışmanın ardından telefon numarası alışverişinde bulunduk, sıkça görüşmeye başladık. Karşımda oldukça sosyal, geniş ufuklu, genel anlamda toplumun, özel anlamda bireylerin sorunlarıyla yakından ilgilenen genç bir imam hatip vardı. Kendisini camisiyle, cemaatiyle, resmi göreviyle sınırlandırmamıştı. Sorunlu değil sorumlu bireylerin yetişmesi için çocuklarla, gençlerle, ailelerle ve cemaatiyle iyi bir iletişim kurmuş; aşk ve şevkle çalışıyordu. Tam bir okuma ve okutma sevdalısıydı. Çalışmalarını ve düşüncelerini hayranlıkla dinledim.
Ziyaretime geldiğinde veya telefon görüşmelerimizde pek çok konuda fikir alışverişinde bulunduk. Öğrencilerine okutmak için kitap listesi talep etti. Bu tür bir isteği yerine getirmek benim için tarifsiz bir saadetti. Kitap fuarlarında beni yalnız bırakmadı. Onun gösterdiği yakın alakayı kendi camiam ve çevremden görmedim desem mübalağa yapmış olmam. Görev yaptığı camide kendi eseri olan “İhsan Buluşmaları” adlı okuma etkinliği kapsamında gerçekleştirilen bir okur-yazar söyleşisinde yirmi beş kadar öğrencisiyle bir araya geldiğimizde kandil programlarını bu öğrencilerle birlikte icra ettiğini söyleyince gayriihtiyari “Hangi imam hatip lisesine gidiyorlar?” diye soruverdim. Aldığım cevap beni şaşırtmıştı. Çünkü içlerinden sadece birisi imam hatip ortaokulu öğrencisiydi, diğerleri farklı lise ve ortaokullarda okuyordu.
Diyanet camiasına mensup bu genç din adamımız, kız ve erkek öğrencileriyle oluşturduğu okuma gruplarında kitaplar okutuyor; okuttuğu kitaplarla ilgili söyleşiler, değerlendirmeler, hatta yarışmalar düzenliyor, öğrencilerini ödüllendiriyordu. Bu çalışmalarını güzel bir iletişim kurup iş birliği yaptığı cami cemaatinin, esnafın, sivil toplum kuruluşlarının destekleriyle yürütmekteydi. Okuttuğu kitaplar ahlak ve maneviyatı önceleyen, öğrencilerin şahsiyet gelişimine, düşünce dünyasına katkı sağlayacak kitaplardı. Pek çok tanınmış yazarı da bu etkinlikler kapsamında öğrencileriyle buluşturmuştu.
“Hoca’m, çalışmalarımızda ‘İki günü birbirine eşit olan zarardadır.’ hadisini referans aldık. Mabedin gölgesinde mektep ortamı oluşturmaya çalıştık. Okuma, okutma çalışmalarımıza imam odasında başladık. Yetmedi, cami meşrutasının bir kısmını okuma salonu ve kütüphane hâline getirdik. Orası da yetmedi, caminin hemen yanında tefriş ettiğimiz bir mekânda devam ettik. Şimdi bu hizmetlerimizi Esenyurt Müftülüğü Kıraç Muhacir Mahallesi Diyanet Gençlik Merkezi olarak sürdürüyoruz.” diyen genç arkadaşımız, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin değerlerine bağlı bir şekilde yetişmeleri için kendisi gibi adanmış bir eğitimci kadrosuyla birlikte çalışmalarına devam ediyor. Nasıl? Bire beş, on katarak. Kapsamlı değerler ve beceri eğitimlerinin yanında Cemil Meriç’in “Okumadığın gün karanlıktasın.” sözünü esas alan bir anlayışla gençlerimize okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırıp okutarak. Niçin? Gençlerimizin ruh dünyasını ve geleceğini aydınlatıp kişisel gelişimlerine katkı sağlamak, duygu ve düşünce dünyalarını geliştirmek, donanımlı şekilde geleceğe hazırlamak ve ülkemizin geleceğine güç katmak için. Biliyor ki, “Okuyan insan düşünür. Düşünen insan yorumlar. Yorumlayabilen insanın buluş gücü artar, sorun çözme becerisi gelişir. Buluş gücü artıp sorun çözme becerisi gelişen insan hayatta başarılı olur.”
Sorumlusu olduğu, okuma etkinliklerinin yanında atölyelerin, akademik eğitimlerin ve gençlerimizin gelişimine destek olacak pek çok faaliyetin yapıldığı Gençlik Merkezine kapasitenin iki üç katı başvuru oluyor. Ön başvuruların ardından yapılan kayıtlar sonrası yüzlerce genç sürekli, diğerleri de fırsat buldukça bu çalışmalardan istifade ediyor. Herhangi bir zorunluluk olmadığı hâlde muhteşem bir teveccüh! Şu hâle bakar mısınız?
Gençler, aylık temalı faaliyetlerden yararlanırken hem mabet havasını teneffüs ediyor hem okul sonrası boş vakitlerini değerlendiriyor. Böylece olumsuz etkilerden de korunmuş oluyorlar. Okuma etkinlikleri ve değerler eğitimleri dâhil tüm eğitim ve atölyeler bir program dâhilinde, tam bir disiplinle yapılıyor.
Okuma etkinlikleri kapsamında her ay bir kitap okunuyor ve sonrasında okur-yazar buluşması gerçekleştiriliyor. İkramlar eşliğinde yapılan tahlil ve söyleşinin ardından bir sonraki kitap ve yazar buluşması iple çekiliyor. Burada müthiş bir teşvik ve isteklendirme var. (Bu arada yıllarca “Camiye gelen çocuklara kitap hediye et” tavsiyemi azim ve kararlılık içinde “Okumazlar” gerekçesiyle kulak ardı eden, şimdilerde emekli olan imam hatip yakınımın kulaklarını çın çın çınlatıyorum. Mesele ufuk meselesi!)
Kendisiyle bir araya geldiğimizde bazen “Diyanet İşleri Başkanlığı sizin kopyalarınızı çıkartıp yurdun dört bir yanına göndermeli.” diyerek espri yaptığım oluyor. O tebessüm ediyor, mütevazı şekilde “Vazifemiz Hoca’m. Gayret bizden, tevfik yüce Rabbimizden.” diyor. Bu latifemin sebebine gelince; ben bu genç kardeşimizde samimiyet gördüm, gayret gördüm; vefa, çalışkanlık, fedakârlık, azim ve kararlılık gördüm. Kocaman yüreğiyle -yediden yetmişe- insana iyilik ve güzellik ulaştırmaya çalışan, her dem bunun için çırpınan, bunları yaparken kitaba ve okuma kültürüne büyük önem veren gönül dostu genç bir din adamı gördüm. Gönüllerinde ve zihinlerindeki manevi doyum, öğrenmenin ve yaşamanın güzelliği yüzlerine aksetmiş öğrencilerini gördükçe sevindim, ümitlendim.
Kimden bahsettim? Hedefine “Mabedin ve mektebin gölgesinde bir gençlik” yetiştirmeyi koyan, Diyanet camiamızın güzide mensubu Muharrem Dikici’den. Tanıştığımızda Esenyurt Kıraç Muhacir Mahallesi Camii İmam Hatibi idi. Şimdilerde Esenyurt Müftülüğünde Din Hizmetleri Uzmanı (Yanlış hatırlamıyorsam bu unvan ilk defa kendisine verildi.) olarak görev yapıyor. Hem de hiç eksilmeyen, her geçen gün artan aşk, şevk, azim ve gayretle… Bizim elimizden ise “Rabbim, sayılarını artırsın.” temennisinden, duadan ve fırsat buldukça karınca kararınca destek olmaktan başka bir şey gelmiyor.
Okuyanlar bilir. Victor Hugo’nun 1862’de yayınlanan Sefiller adlı romanının kahramanlarından piskopos Myriel, toplum ve yasalar tarafından büyük bir suçlu olarak görülen romanın başkahramanı Jean Valjean’ın iyi insan olmasında kesin ve etkili rol oynar. Hugo’nun model olarak kitabına taşıdığı Myriel aslında o dönemde Digne Piskoposu olan Bienvenu de Miollis’tir. Hugo, romanının henüz başlarında bir din adamı olan Myriel’e şöyle bir söz söyletir: “Bir tabibin kapısı asla kapalı olmaz. Bir rahibin kapısı ise daima açık bulunmalıdır.”[1] Belki bu cümle, Myriel’in Jean Waljan’ı olumlu manada etkilemesindeki en önemli faktördür ve mesuliyet sahibi bir din adamında bulunması gereken temel bilinci ortaya koyar. Başta doktorlar ve din adamlarımız olmak üzere bu cümleden bizim de “meslek grupları ve toplum olarak” çıkarabileceğimiz pek çok ders ve alacağımız ilhamla yapabileceğimiz pek çok iş vardır.
Hayranlık uyandıran kitap okuma-okutma meselesine gelince, “Kitap, cepte taşınan bir çiçek bahçesidir.” Afrika atasözüne göre kitap, bir çiçek bahçesi ise ondan nektar ve polen toplayıp bal yapacak arılar olmalı değil mi? O arıları çiçek bahçesiyle buluşturan ya da arılar için çiçek bahçeleri hazırlayan bir de bahçıvan. Yani caminin gölgesinde çiçek bahçesi kuran Muharrem hocalar…
Yazımıza misafir ettiğimiz, mesuliyetini müdrik (sorumluluğunun bilincinde) genç din adamımız, bir din adamında olması gereken hususiyetleri taşıyan bir gönül insanı. Öncülük ettiği “kitap okuma-okutma faaliyetleri” başta olmak üzere yaptığı pek çok çalışma ise örnek, yapılabilir, etkili ve sağlıklı sonuçlar alınabilir nitelikte. Yeter ki onun gibi inanılsın, iyilik ve güzellikle bakılsın, azim ve gayretle meselelere el atılsın.
Mustafa USLU
[1] Sefiller, c. III, s. 39 (Ötüken Yayınları)
Sayın hocam, kaleminize ve yüreğinize sağlık. Gerçekten Muharrem Hocamızı da canı gönülden kutluyor, tebrik ediyorum. Rabbim sayılarını artırsın ki daha çok gencimize bu sevgi ve muhabbet, okuma – okutma aşkı yayılsın. Keyifle okunacak, örnek alınacak bir şahsiyeti tanıttığınız için çok teşekkür ediyor, saygılarımı her ikinize gönderiyorum.