eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Sezai Karakoç ve eğitime dair

Sezai Karakoç ve eğitime dair
21.11.2021 08:30
0
A+
A-

Büyük adamlar, kavramlar inşa ediyorlar ve insanlar bu devasa kavramların yanına geliyorlar, bir çınarın gölgesinde serinler gibi, bu kavramlardan besleniyorlar. Necip fazıl için Büyük Doğu, Nuri Pakdil için Kudüs, İsmet Özel için İstiklal Marşı ve Sezai Karakoç için Diriliş’tir bu kavram. Elbette bu kavramların anlamı ve manası bir medeniyet tasavvuru temelinde oluyor. Medeniyet tasavvuruna bağlı olarak bu “büyük kafaların” eğitim üzerine spesifik görüşler serdettiği de olmaktadır. Bu bağlamda Sezai Karakoç’un vefatı nedeniyle kitaplarında eğitime dair kavramları ve bunlar hakkındaki görüşlerini hatırlamak iyi olacaktır.

Üstadın eserlerinde eğitimle ilgili geçen kavramlardan biri okul kavramıdır. Sezai Karakoç eğitim sistemini ve bu sistemdeki mevcut okul düzenini eleştirir. Tanzimat’tan itibaren okul sistemimizin ruhsuz olduğunu belirtir. Buna hem örnek hem de çözüm olarak; sınıfların, özellikle edebiyat, tarih, din ve ahlak gibi sosyal derslerin sınıflarının alana özgü olarak donatılmış sınıflar olması gerektiği belirtir. Böylelikle eğitimin ruhunun oluşumunda bu gibi şartların etkisini ortaya koyar. Tıpkı kimya, biyoloji gibi derslerin laboratuvarı olduğu gibi. Ayrıca özellikle klasik liselerde medeniyet tarihinin tüm eserlerinin okutulmasını da önerir.

Ders, Karakoç’un kimi kitaplarında spesifik olarak geçer. Ona göre ders, bir hayat deneyidir. Ders kitabı müracaat el kitabı, öğretmen kılavuzdur. Öğrenci turist; ders kitabı bu turiste verilen bir kent haritası; öğretmen turist rehberi; ders kenti gezmek; öğretim kentin tümünü gezmiş, görmüş, yaşamış olma; öğrenme kentten ayrılırken kişide kalandır.

Karakoç’a göre öğretmen bir sanatçıdır. Özellikle ders işlerken sürekli görünen öğretmeni önermez. Öğretmenin derste ara sıra ortaya çıkmasını, öğrenci kendini konuya verince ortadan çekilmesini, arkadan izlemesini; gerektiğinde tekrar ortaya çıkmasını önerir.

Okulun, dersin ve öğretmenin yaptığı iş öğretimdir. Ancak Karakoç’ta öğretim, bir “sır yolculuğu”dur. Bu nedenle verilecek bilginin çocuğun kişiliğinin oluşumunda bir yapı taşı olduğu bilinmelidir. Bu yüzden öğretimde, örneğin tarih öğretiminde, olaylardan önce kişilerden, kahramanlardan bahsedilmelidir. Ayrıca önce eskileri (mesela ilkçağ tarihini) öğretip sonra günümüze gelmemeliyiz; bunun tam tersi olan, önce günümüzü öğretip ardından eskilere gitmeliyiz. Misal önce günümüz edebiyatı, ardından divan edebiyatı verilmelidir. Tarih dersinde önce bulunduğu ilin tarihini; edebiyatta kendi ilinin edebiyatını sonra Türkiye’nin tarihi ve edebiyatı öğretilmelidir. Bu yöntemle çocuk / öğrenci sır yolculuğuna çıkarılmalıdır.

Üniversite, Karakoç’un üzerinde en çok durduğu bir eğitim kavramıdır. Dönemin çalkantılı ikliminin de etkisinin görüldüğü üniversite yazılarında hem eleştiri hem de öneriler yer alır. Ona göre Üniversite devlet için gerekli olan üst düzey kadroları yetiştirir; bilim, sanat ve teknoloji ilerlemelerini sağlar; doğruluk, güzellik ve iyilik ideaların, yani ahlakın, yetişen aydın kesimin ruhunda kökleşmesini sağlar. Daha doğrusu sağlamalıdır. Ne var ki artık bunların sahtesini üretmenin bilimi yapılmaktadır. Bu noktada üniversiteler yeni nesillerin düşünme, değerlendirme, ölçme, karşılaştırma melekelerini geliştirmelidir.

Ancak Tanzimat’tan bu yana üniversitelerimiz batı mağduru olan, batının iğfal ettiği aydınlar eliyle bin yıllık gelenek ve tecrübeden uzaklaşmıştır. Üniversite tekrar ülkenin beyni, toplumun hafızası, düşüncenin yuvası olmalıdır. Üniversitenin düzelmesi, ortaöğretimin düzelmesine bağlıdır. Ortaöğretimin düzelmesi de üniversitenin düzelmesine bağlıdır. Bu fasit daireden ancak, bir yandan ortaöğretimin diğer yandan üniversitenin düzeltilmesiyle çıkılabilir. Üniversiteler, devlet ve toplumun ihtiyacı olan kişileri yetiştirmek, yetişenleri yetiştirmek ve bilim yapmak diye üç amacı olmalıdır. Bu anlamda üniversitenin yapısı bu üç amaca göre düzenlenmelidir. Buna göre en geniş daire ülkenin ihtiyacı olan ihtisas sahipleri dairesi; ikinci daire bunların öğretimini yapacak kişilerin dairesi; en küçük daire ise sadece bilim çalışması dairesidir. Birinci grup mevcut kurumlarla ilişkili olmalıdır. Aksi takdirde üniversiteyi bitirip de işsiz kalanlar çoğalacaktır. Nitekim öylede olmaktadır. Sadece bilim yapacak kişilerde, derse girme, sınav yapma, kâğıt okuma gibi işlerden uzak tutulmalıdır.

Elbette Üstad Sezai Karakoç dar anlamda bir eğitimci değildi. Bu nedenle eğitime dair spesifik kitabı yok. Ancak, dava sahibi büyük insanların, bir medeniyet davasını güden insanların her hâli eğitimdir. Bir çınarın varlığının gayesi insanları gölgesinde serinletmek değildir, ama insanlar gelir, oturur dibine ve serinlerler. Büyük insanlar da çınar gibidir, nasibi olan ona gelir, oturur dizinin /kitabının dibine ve kısmetini alır. Bu “büyük çınarlarda” eğitimin kendisi var ama adı yok; modern aydınlarda / batıcı akademisyenlerde ve günümüz okullarında ise eğitimin adı var ama kendisi yok.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.