Kalıcı bir eğitim politikamız ve eğitim felsefemiz olmadığı için; eğitim sistemine sürekli siyasi, ideolojik ve hatta keyfi müdahaleler yapılmaktadır. Bırakın farklı iktidarları, aynı siyasi iktidara mensup bakan değişikliklerinde bile sisteme müdahale edilmekte, yönetici değişikliklerine gidilerek geleceğimizin teminatı çocuklarımız kobay gibi kullanılmaktadır. Öğretmenler; kadrolu sözleşmeli, ücretli gibi kategorilere tabi tutularak eğitimde birlik ruhu zedelenmekte, öğretenlerin motivasyonu bozulmaktadır. .
Eğitim, öğretim, öğretmen ve okul kavramlarına çok farklı bakabilen Merhum Nurettin Topçu: “Felsefesi olamayan bir milletin mektebi olmaz” tezinden hareketle mekteplere; kişide kimlik, kişilik kazandıran, müspet düşünme ve doğru algılama biçimi oluşturan, karakteri şekillendiren, milli manevi ve ahlaki değerler kazandıran, vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda imiş gibi yaşamayı telkin eden mekânlar olarak işlev görmelidir. Mekteplerimizde akademik ve teknik eğitimden önce ahlak, maneviyat ve karakter eğitimi verilmelidir. Diploma avcılığı yerine ilim yolculuğu öğretilmelidir. Aksi takdirde mektepler bilimsel olmayan hayatın gerçekleri ile bağdaşmayan, “kaldır at” bilgilerin genç dimağlara yüklendiği, faydalı bilgilerin ötelendiği her türlü kötülüklerin öğrenildiği ve öğretildiği yozlaşmanın ve yabancılaşmanın tetiklendiği modern görünümlü, binalar olmaktan öteye geçemeyecektir.
Eğitim; bir ülkenin geleceğini kurgulayan en önemli inşa eylemdir. Eğitim; yetişmiş neslin yetişen nesle bilgi, görgü ve kültürünü aktarma; davranışlarda istendik değişimler meydana getirme sistemidir. Eğitim bireysel gelişmeyi ve toplumsal kalkınmayı sağlayan ve demokratik toplum bilincini oluşturan en önemli faktördür. Eğitimin niteliği ile demokratik toplum bilinci ve toplumsal kalkınmışlık arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Ülkemizin de yer aldığı gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alamamasının ana sebebi uygulanan eğitim sisteminin, bilimsellikten yani hayatın gerçeklerinden uzak olmasından, ahlak, maneviyat ve terbiyeden soyutlanmasından kaynaklanmaktadır.
İnsan; akıl, ruh, kalp ve nefis taşıyan, doğumundan itibaren bilgi edinmeye ve terbiye edilmeye muhtaç bir varlıktır. Eğitim faaliyetinde eğitilecek varlığın tanınması; biyolojik, psikolojik ve manevi yapısının dikkate alınması önemlidir. Son yüz yılın insanlığa yaptığı en büyük kötülük insanın etten, kandan ve kemikten ibaret bir varlık kabul edilmesi, fıtri konumunu ruhi yapısını dikkate almadan uygulanan bir eğitim sistemiyle meşgul edilmesidir.
Öncelikle eğitim nefsi terbiye eden, ruhu olgunlaştıran ve bireyi şahsiyetli hale getiren bir edim olarak ele alınmalıdır. Terbiye C. Hakkın Rabb sıfatından türeyen; ilim, ahlak edep, haya, maneviyat kültür ve medeniyet değerlerini içine alan bir kavramdır. İnsan eğitiminde bilgi ile birlikte karakter eğitimi, nefis terbiyesi, akla, ruha ve gönle hitabın öne çıkarılması zaruridir. Zira aklın bilgiye, ruhun maneviyata, nefsin terbiye edilmeye ihtiyacı vardır.
Aristo: “Bir insanı akıl yönünden eğitip de ahlak yönünden ihmal ediyorsanız toplumun başına bela hazırlıyorsunuz demektir. Böyle bir açıdan değerlendirdiğinde eğitim; bireyde olumlu anlamda zihniyet ve karakter değişikliği yapan, düşünme, algılama, sorgulama, soruşturma ve araştırma bilinci oluşturan insan yetiştirme sanatı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eğitim öğretimimizin amacı; evrensel değerlere uygun olarak ahlaki açıdan temiz, bilgi yönünden donanımlı, seciye bakımından karakterli, milli ve medeniyet değerlerine bağlı; önceliği bilgiyi, ekonomi ve teknolojiyi üretecek ve onu insanlığın hayrına sunacak tarzda insan yetiştirme şeklinde belirlenmelidir. Eğitimcinin öncelikli çabası da sadece bilgiyi, ekonomiyi ve teknolojiyi öğreten değil, bunları insanlığın hayrı için kullanacak ruh ve karaktere sahip nesil yetiştirmek olmalıdır. Eğitimde bilgiden başka bilgilere ulaşma, katma değer üretme, öğretilenleri yaşam biçimine dönüştürme hedeflenmelidir. Çünkü maddi güç, ancak eğitilmiş insanların elinde bir değer ifade edebilir. Aksi halde bütün uğraşlarımız insanlığın hayrı için çalışacak insanı değil, yaptığı işlerde sorumluluk taşımayan kişisel kazanç hırsıyla toplumu sömüren gözü, gönlü, ruhu aç insanlar yetiştirmek için heba edilecektir.
Çağımızda çocuklarımız kötü modellerin etkisi altındadır. Eğitimde hedeflenen amaca; eğitimli anne baba”, “nitelikli eğitimci”, “sorumluluk taşıyan devlet bilinci ile ulaşılabilir. Hayat okulunda; anne baba ailenin, öğretmen okul çağındaki gençlerin, devlet büyükleri ise halkın öğretmenidir. Bu durumda, herkes kendi mahiyetindekilerin öğretmeni, yetiştiricisi, terbiyecisi olduğu gibi, öğrenim alanlarının çeşitlendiği, bilim ve teknolojinin ışık hızıyla yayıldığı çağımızda herkes birbirinin ya öğretmeni ya da öğrencisi konumundadır. İnsan bir alanda birine bir şey öğretirken bir başkasından başka bir şey öğrenme ihtiyacı duymaktadır. Durum böyle olunca; herkes mahiyetindekilerin çobandır yükümlü oldukları kişilerin eğitim ve terbiyesinden sorumludur.” Gerçeğinden hareketle toplumda sorumluluk üstlenen her birey bir başka birey için “rol model” bir yetiştirici olarak örnek davranış sergilemek zorundadır.