eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Pazartesi Açık
31°C
Salı Açık
30°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Açık
30°C

Memiş OKUYUCU

1965 Yozgat doğumlu. İlkokulu Yiğitler köyünde okudu. Ortaokul ve liseyi 1982 yılında Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Lisesinde tamamladı. 1985 yılında Denizli Eğitim Yüksekokulunu, 1998 yılında da H.Ü. Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Eser Yayın: Yozgat ve Orta Anadolu Bölge Ağzında Yaşayan Kelimeler, Deyimler ve Atasözleri, Maarifimiz ve Geleceğimiz, Türkiye'de Şehirli Dindarlık ve Maarifin Seyir Günlüğü adlı eserlerini yayınladı. Yazıları, Şehir ve Kültür, Vuslat, Denizli Hizmet, Polatlı Postası, Arkadaş Çocuk (Batı Trakya) Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim (MEB)dergilerinde yayınlandı. 1996 yılından sonra TYB bünyesinde icra edilen millî kültür, millî tarih ve millî kimliğimize dair pek çok faaliyeti bir mektep formunda yirmi yıl kadar süre ile takip ve tedris etti. Öğretmenlik, Maarifimiz ve Geleceğimiz başlıkları ile muhtelif kurum ve kuruluşlarda konferanslar verdi. TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda, Öncü Eğitimci Portreler programlarını hazırlayıp sundu. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yatılı Okul Günlüğü: Tarihte Kalan İzler: Hocalarımız

Yatıl Okul Öğrencisi ve Hocalarımız

Sahne Alan Bizler ve Tarihte Kalan İzler

Sene 1976. Biz yatılı okula Pazarören Mimar Sinan Öğretmen Lisesi’ne başladık ve 1982’de bitirdik. Her birimiz Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş öğrencilerdik. Okulumuzun öğrenci ağırlığı Yozgat, Kırşehir ve Kayseri’den gelmekteydi. Ayrıca Doğu Anadolu bölgemizden arkadaşlarda vardı. Tek tek te olsa başka vilayetlerden gelenler de bulunmaktaydı. İlk aylarda öğretmen okulu günlüğü üst başlığı ile o dönem yaşadıklarımızı yazıp yayınladık ve çok büyük alaka gördü. Bunun üzerine devamını da yazmaya başladık. Bu arada bir şey fark ettim. Nasıl ki insan bir arazi de yürüdükçe geride bıraktığı izler, uzaklaştıkça küçülüp ufalmakta. Belli uzaklığa erişince de hayal meyal şeyler oluvermekte. Giderek gölgeleşen izler halini almakta.

İnsan da böyle bir şey. Aradan geçen kırk bir sene de yaşanılan pek çok hatıra öncelikle tarihte sadece bir iz olarak kalmakta. Sonra da silik gölgelere dönüşerek tarihe karışıp gitmekte.

Hayat rolümüzü oynamak, bir insan olarak imtihan olmak üzere dünyaya gelen bizler, hayat sahnesindeki rollerimizi oynayarak en sonunda tarihte izlere dönüşmekteyiz. Bu izlerin gelecek nesillere intikal edebilmesi için de yaşadıklarımızı kayda geçirip gelecek nesillere miras bırakmanın en doğru yol olduğuna inandık. Bunun için yaşadıklarımızı yazıp, kayda geçirmeye karar verdik.  

Böylece gelecek kuşaklara bir devrin Enderun Ruhlu insanları öğretmen okulu mezunlarının en gerçek mirasını bırakmış olacağız. Özellikle eğitim öğretim şartları, yaşadıkları, hangi ellerde ne tür öğretim metotlarıyla yetiştikleri başlı başına kıymetli bir belge niteliği taşımakta. Gerçi bu alanda pek çok hatırat kaleme alınmış durumda. Ancak bizim denediğimiz tarzda bir hatırat denemesi sanırım ilk defa kaleme alınmakta.

Öğretmen okulu hayatımızın ana figürü hocalarımızdı. Bu nedenle öncelikle zihnimizi meşgul eden ‘’hoca’’ kimdir sualine cevap aramalıyız.

Makedonyalı İskender; ‘’Tanrı beni gökten yere indirdi, hocam beni yerden göğe yükseltti’’ der. Gerçekten bir nesli de, bir milleti de yükselten de, düşüren de öğretmenlerdir. 

O dönemde hocalarımızın ortak özellikleri idealist olmalarıydı. Bunun yanında mizaç farklılıkları, şahsiyet özellikleri, pedagojik yaklaşımları, siyaset anlayışları, dönem ruhunu yansıtan bakış açıları,devrin şartlarını yansıtan davranış örnekleri,talebe terbiyesinde benimsedikleri farklı metodolojiler de bizim hayatımıza yön vermekteydi. Çünkü harici uyaranların sınırlı olduğu o devirde öğretmenlerimiz ana belirleyici uyaranlar konumundaydı.

Öğretmen okulu öğrencisi  olarak bizlerin bütün hayatını etkileyen en derin izler bırakan altı yıllık leyl-i meccani denilen yatılı dönemde yaşayış ve şahsiyetimize yön veren ana terbiye odağımız hocalarımızdı. Şahsiyetimiz büyük ölçüde hocalarımız marifetiyle renk ve şekil bulmaktaydı. Bu nedenle bu yazımızda her bir hocamızdan, yetişme şartlarımıza tesir eden  ipuçları mahiyetinde yaşantı örneklerine yer vermeye gayret ettim.

Her bir hocamızın biz öğrencilere yaklaşımı farklı farklıydı. Elbette hepsinin fedakârca görev yapan, sevgisini, emeğini esirgemeyen ‘’fedakarlık numunesi’’ öğretmenler olduklarını hassaten belirtmeliyim. O dönemde şiddeti bir terbiye yöntemi olarak benimseyen öğretmenlerimiz de vardı.    

Elbette ki her bir öğrencinin yaşadıkları ayrı bir tecrübe ve ayrı bir değerdir. Ben kendi yaşadıklarımı ve kendi penceremin bana armağanı olan hayat sahnesinden çehreler, portreler ve hoca numuneleri sunuyorum. Yaşadıklarımı ibret aynasından çehreler saikiyle kaleme almadım. Bilakis ülkemizin, eğitim sisteminin bir devrine ışık tutmak, okuduğumuz devrin hocalarına ayna olmak yoluyla bir devri ve psikolojisini anlayıp anlamlandırmak için bir kaynak oluşturmak üzere tarihe not düşmek için yazdım. Kimi hocalarımızdan iz, bir kısmından söz ve bir kısmından da insanın cevheri diyebileceğimiz öz mahiyetinde şahitliklere müracaat ettim. Hocalarımızdan kırıntılar, sızıntılar sezgiler ihtiva eden diyaloglar ve davranış örneklerine yer vermeye gayret ettim. Hafızamın el verdiği tüm izlere ulaşmaya gayret ettim. Ayrıca mezunlar günü buluşmalarında arkadaşlarımın şahitliklerine de müracaat ettim. Sonuç da elinizdeki bu çalışma çıktı ortaya.

Hocalarımızdan Bir Demet:

Kazım Usta

Artvin Şavşatlı tarih hocamızdı. Birden altıya kadar A şubedeydim ve tam altı sene tarih derslerimize o geldi. Bir umman ı derya idi. Ele aldığı bir konu ile bazen bir dersi bitirdiği olurdu. Hatta bir keresinde sinema salonunda üç dört hocanın konuşmacı olduğu konferans, Kazım Hoca ile açılışını yaptı. Merhum Hoca, konuşmasını Mete Han’dan başlatınca diğer hocalara sıra gel/e/meden konferans bitmek zorunda kalmıştı!. Okuldaki çeyrek asra varan görev süresince hemen her öğrenci ile bir hikayesi olmuştu. Tarih şuurumuzun temellerini atan Kazım Hoca’dır. Okuldan milli görüş köklerinin de sevdireni idi. Hilal dergisini bize verir, okuturdu. Favori öğrencisi Hacı Murat’tı. Sınıfımızda Malatya Polat kasabasından Sait Ayhan vardı. Onun nezdinde sınıfa sıraların arasında sahabelerden Sait Bin Cübeyr’in Haccac-ı Zalim ile olan ve ‘’Allah’ım benden sonra onun kimseye zulmetmesine izin verme’’ dua/beddusıyla biten hikayesini anlatırdı. En son turda Sait Ayhan arkadaşımızın yanına gelir ve: ‘’ama sen o Sait olamazsın’’ diyerek konuyu noktalardı. Mustafa Böyükata’nın merhum hocanın ekolu bir sesle yazılı sorularını yazdırma ses taklidi, bire bir modundadır. Yukarıdan aşağı düşen bir ses tonuyla: ‘’Soru bir… soru bir… soru bir…’’ Okulda Mahmut Kılıçaslan arkadaşımızın diline yakışan ‘’Kazımın oğulları’’ benzetmesi oluşmuştu. Bendenizi de o taifeden görürlerdi.

Ali Tuncer Özarslan

Namı diğer Oba. O zaman ki ‘’oba’’ makarna reklamında oynayan oyuncuya benzediği için bir arkadaşımızın keşfi ya da buluşu idi bu isim. Halende öğrenciler nezdinde üzerine yapışıp kalmış bir isim. İstisnasız hemen her öğrencide ya bir hediyesi ya da bir hatırası olan okulun efsane hocalarından biriydi. Bana o zaman tarz bir kalem olan Sheaffer kalem hediye etmişti. Yukarıdan yeni bina dersliklerden bakınca saha civarlarında kümelenmiş bir grup öğrenci görüyorsanız kesinkes ortasında bir projesini anlatmakta olduğu öğrenciler ve etrafında Ali Hoca vardı. Bizimkisi okulda en ses getiren idi. 1982 nisan ayı idi. ‘’Oğlum şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’’ dedi. Ne yapacağız hocam dedik. ‘’Erzincan’a Abdürrahim Efendi’ye gidip ders alacağız.’’ Dedi. Yedi sekiz kadar öğrenci ve kendisi ile gün ayarladık ve cumadan çıktık yola. Aklımda kalan isimler ben, Zihni Yıldız, Mustafa İlter ile Erzincan’a vardık. Dersimizi aldık. Şehri kısa bir tur attık. O zamandan 19 Şubat çarşısı aklımda kalmış. 1939 yılındaki büyük depremin günü imiş. Aynı gün dönüş yolunda Sivas’ta kendisini ve Zihni’yi ekipten kaybettik. Tren kalkınca her iki başa gittiysek de kendilerine ulaşamadık. Yoktular. Adeta yer yarılmış içine girmişlerdi. Durum pazartesi anlaşılacaktı. Sivas’a köyü yakın olan Zihni, Ali hocayı alınan trenden indirmiş. Gidişin ters istikamette yürütmüş. Tren gidince de ‘’hocam önemli değil bizim köye gideriz’’ diyerek birkaç günlük bir tatil arası vermişler. Tabi Zihni Ali Hocayı köyde bir güzel ezmiş. Ali hocam orada süt dökmüş kedi olmuş. Okula gelince altta kalır mı başladı Zihni’den rövanşı almaya. Sınıfta her yazılılar okunurken herkesi okur. Sıra Zihni’ye gelince ‘’Zihni evladım sen hiç mi ders çalışmadın. Otur sıfır’’ derdi. Sonra da dönem sonunda on ile sınıf geçme notu verirdi.  Ali hoca bir tek müfettişlerin geldiği gün ders yapardı. Dersleri genellikle şamata ile geçerdi. Orbitallerin adını da öğrenmiştik kimyada. Bir de beni evinde ders çalıştırdı. Hafta içi sözlüye kaldırdı. Çalıştırdığı konulardan sordu. Soru bir cevap bir, soru iki cevap iki.. böylece beş cevap. ‘’Oğlum iyi çalışmışsın sen, on. Otur.’’ dedi. Sonra sınıfa döndü başka sözlü olmak isteyen var mı deyince kalktı biri. Soru bir cevap sıfır, soru iki cevap iki, böylece beş soruda cevap sıfır. ‘’Oğlum otur sen hiç çalışmamışsın, sıfır.’’ Dedi. Başka var mı sözlü olmak isteyen deyince sınıfta bir sessizlik!..

İbrahim Ethem Avcıoğlu

Pazarören’de 1975-1977 yıllarında görev yapmış hocalarımızdan(FKB Hocası) İbrahim Ethem Avcıoğlu. Halen Nazilli’de yaşıyor. Okulda yayın kolu başkanıydı. Müzik hocasının olmadığı o yıllarda, okulda çalan ve hafızamızda kalan kahramanlık türkülerini, mehter marşlarını hatırlayan var mı arkadaşlar? İşte o kahramanlık türkülerinin kahramanı Hocamız. Hafızası o yıllara yolculuk yapacak arkadaşlarımız, 47 sene kadar geriye gidecek olanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Her ne kadar yıllar olgunlaştırsa da okulumuzun yakışıklı hocalarındandı… Halen de öyle. Şu anda Nazilli’de ailesiyle birlikte emeklilik hayatını sürmekte. 

Sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz Hocamıza.

Mehmet Zengin nam ı diğer Kemikkıran

Başlık bile tüylerinizi diken diken edebilir. Okula başladığımız sene müdür başyardımcımız idi. Babayiğitçeydi. Adana Kadirlili’dir kendisi. Soy ismi ile müsemma bir idarecimizdi. Okul koridorunun başından itibaren ya da bahçede gördüğü her öğrenciyi bir sebeple kuvve-i ameliye uygulayabilirdi.  Açıkçası dövebilirdi. O sebeple okulun bir yerinde onu gören öğrenciler, yolunu değiştirirlerdi. Yahya Tümtürk kendi çözümünü geliştirmişti: ‘’Kemikkıran’ı gördüğünde çöp toplar gibi yapıyordum ben. O zaman bana karışmazdı’’ Ben hiç hışmına uğradığımı hatırlamıyorum.

İşin doğrusu öğretmenliğini bilmiyorum ama bizde o yıllarda bıraktığı algı bu şekildeydi.2016 yılında bir iş icabı Adana’ya yolum düştü. O zaman telefonunu buldum. Kendisine telefonla ulaştım. Biraz havadan sudan sohbet ettik. Bu şöhretini hatırlattım Mehmet Hoca’ya. Bana: ‘’Yaptığımız cahillikti’’ diye mukabelede bulundu. O yıllarda yaptığından nadim olmuştu.

Kemal Bayraktar

Din kültürü öğretmenimizdi. Aynı zamanda güreş hocamızdı. Kayseri’ye müsabakalara götürdü bizi. Hacı Usta Kebap Salonunda bir kebap yedirdi. Tadı damağımızda kalmıştı. Yıllar sonra öğrendik ki bu yemekleri cebinden ödermiş.  Halen görüşürüz. Harun Dinç’e göre o ‘’spordan sorumlu devlet bakanı yahut din işlerinden sorumlu spor bakanıydı’’ Ayrıca voleybol ve diğer bilumum spor branşlarında takım çalıştırırdı. Okulu 19 mayıs hareketlerine  o hazırlardı.

Nizamettin Telis

Pınarbaşılı’ydı. Din Dersi hocamızdı. Kayseri Yüksek İslam sonra ilahiyat mezunu idi. Benim için gerçek bir güzel ahlak rol model ve nümunesiydi. Okulun spor salonunda yaptığı artistik basket hareketleri bu sporla uğraştığını göstermekteydi. Öğrencilerin ilgisini de çekmekteydi. Hiçbir öğrenciye sesini yükselttiğini hatırlamıyorum. Ama kendisine saygı duyduran bir tarzı vardı. En son Pınarbaşı İmam Hatipten emekli olmuş. Bir kaç kez telle görüştük. Bir mezunlar gününde de yüz yüze görüşmüştük. Sağlıklı uzun ömürler diliyorum kendisine. 

Süleyman Çayırdağ

Fen Bilgisi öğretmenimizdi. Kırşehirliydi.  Ahirete irtihal etti(31.12.2014). Rahmet olsun. Babayiğit ve babacandı. Hiç unutmam orta ikide muzip kelimesini, ‘’bir öğrenci sıra taşırken diğeri de muziplik olsun diye karşıdan ittirmiş’’ şeklindeki anlatımıyla kendisinden öğrenmiştim. Ve bir şiirin her tarafından okunmasıyla aynı mısraları verdiği, bana ilk şiir zevkini aşılayan selimnameyi de ilk kendisinden dinlemiştim de aklımda yer etmişti.

Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur

Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur

Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur

Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur

 Kibar bir hocamızdı. Düzgün giyinirdi.

Nuh Çakır

Matematik hocamızdı. Yüzünün pek güldüğünü hatırlamam. Derslerini çok ciddi anlatırdı. Kızdığı bir öğrenciye söylediği ve replik haline getirdiği ’’lan iiit, lan köpeeek’’ sözünü bizim Yusuf Genç aynı tonda taklit ederdi.

Mehmet Özger

Dersimize hiç girmedi. Babayiğitçe idi. Risale-i nur talebelerine yakındı. Köprü dergisini talebelere okuturdu.

İsmail Zamantılı

Coğrafya hocamızdı. İlk dönem sonunda 1978’de CHP döneminde okulumuza gelmiş ve derslerimize girmişti. ‘’Ben ne çekineceğim sosyalistim’’ lafını ondan sınıfta derste duymuştum. Türkiye hangi yıllardan geçmişti. Ne fırtınalı badireli yıllardı o seneler, hatıramda kaldığı kadarıyla dile getirdim.

Muammer Volkan

1978’de CHP’nin meşhur Güneş Motel pazarlıklarıyla kurulan hükümet döneminde gelen idari ekipteki müdür yardımcısıydı. Hanımı da öğretmendi: Melda Volkan. Kısa boylu ama elinde hep uzun bir sopa ile dolaşırdı. Kendisini okulun öğrenci yapısını değiştirmekle görevli saymaktaydı. O nedenle öğrenci arkadaşlarımız bir taleple kendisine gitmeye cesaret edemezlerdi. En talihsiz olanı da ayrılma sahnesiydi. 1979 ekim ara seçimlerini 5-0 kaybeden CHP hükümetten istifa etmiş. 12 Kasım 1979’da Kurulan AP azınlık hükümeti de hemen teşkilatları değiştirmeye başlamıştı. Bizim okul idaresi de hemen değişti. Muammer Volkan’ın da gittiği yeri hatırlayamıyorum. Ama ayrılık sahnesi pek trajikti. Evini taşıma günü öğrencilere bir şekilde haberdar edilmişti. Lojman önünde toplanan öğrenci kalabalığının arasından fırlayan Adnan Uyar ağzının üzerine yumruğu indiriverdi. O anda Muammer Volkan’ın ön  dişlerinin döküldüğünü gördüm. Kendisi ‘’jandarmaaa’’ diye bağırabildi. Ama gelen giden yoktu. Öğrencinin biriken bir öfke patlamasıyla toplanıp hocasını dövmesi olacak şey değildi. Ama oldu!. Bir buçuk yıl süreyle okulda , dövmeler, kovmalar, gözü kör edilen öğrenciler, okul futbol sahasında futbolu bahane edip kovalamacalar, arkadaşı arkadaşa kırdırmalar… Kısacası bir cinnet dönemiydi adeta. O meşum, o uğursuz dönemin faturası adeta Muammer Volkan’a kesilmişti, öğrenciler tarafından.

Bense bu olanları pasif bir seyirci olarak bir kenardan izlemekle yetindim. Her iki dönemde de ne hocalarıma karşı ne de öğrenci arkadaşlarıma karşı fiili bir hareketin içinde asla bulunmadım.

Nuri Akpınar

Matematik hocamızdı. Sertti. Derslerinden iyi notlar alırdım. Yazılıdan sonra rulo yaptığı yazılı kağıdını bana verir. Evinin anahtarını da vererek evde tarif ettiği yere bırakmamı isterdi. Bende bana verdiği yazılı kağıtlarını evinde istediği yere bırakırdım. Bana karşı böyle güveni olan bir hocamızdı.  Şu an Kayseri’de yaşadığını öğrendim. Hiç görüşemedim. Geçirdiği bir hastalıktan sonra iyileştiğini öğrendim. Uzun ömür ve sağlıklar dilerim kendisine.

Hasan Arda Beden Eğitimi öğretmeniydi. Çalıştırdığı okul futbol takımında top istop etmeyi kendisinden dikkatle seyretmiş, öğrenmiştim. O cesaretle şortumu giyip okul takımının oynadığı alana gittim. Orhan Örgün ‘’Ha.. İlyas ile Memiş de top oynamaya gelmiş!.’’ diyerek sesli tepki gösterince biz de futbola ebediyyen veda edip güreş takımına gitmeye karar verdik!. Hanımı Ayla Arda’da okulda öğretmendi.

Yılmaz Çalışkan

Fen Hocasıydı. Hacı Mehmet Yürekli ile voleybol sahasında ‘’Hocam bak  git’’ türü tartışmasıyla hafızamda yer etmiş.

İsmail Bozkurt 1975’ten sonra Ayvaz Gökdemir’in genel müdürlüğü sonrası okul müdürü olmuştu. İlk okul müdürü olarak onu tanıdık. Gırtlaktan konuşan, otoriter bir yapısı vardı. İstiklal Marşı törenleri İsmail Bozkurt Hoca’nın nutuk resitallerine dönüşürdü. Onu dinlerken zihnimde bir devlet algısı canlanırdı.

Cemal Günal.

Çok düzgün ütülü ve bakımlı elbisesi hafızamda yer etmiş. Bir de yemekhanede metal yemek tabağını yemekten sonra parlamış, masamıza geldi ve o kendine has sesiyle ‘’ooomm tabağı böyle yapacaksınız’’ hiç yemek kalmayacak dedi. Böylece tabağın artık bırakılmadan tertemiz edilmesi gerektiği o tarihte orada bulunan benle birlikte diğer öğrencilerin de  zihnine kazındı.

Mehmet Batmaz, efendi meşrep hiç öğrenciye kızdığını görmediğim hocalarımızdandı. Çoğunlukla etrafında bir grup öğrenciyle sohbet halinde görürdüm. Bir Kayseri Kolej ile okulumuzun tarihi hezimet ile biten basket maçının hocalarındandı. Kayseri’ye basket maçına giden arkadaşlar dönüşte sonucu bir türlü söylemiyorlardı. Sanki aralarında yemin içmişler. En sonunda öğrendik: 113-08. Gerisi Batmaz hocadan: Maç başladı. Zembereği boşalmış gibi gelip gelip atmaya başladılar. Fark kırkı geçince hakem yaklaştı; ‘’Hocam bari orta sahayı geçinde hiç olmasa faul çalayım’’ demeye başladı. Hatta fark daha da açılınca Kolej seyircisi bizim lehimize tezahürata başladı. Öyle hale geldik ki,hiçbir taktik ve strateji kar etmiyordu. Hiçbir çaba  bu elim yenilgiden bizi kurtaramadı. Anlaşılan odur ki, hiçbir motivasyon bizim okul takımını o yılların meşhuru Sihirbaz Mahbubi’nin elindeki top haline düşmekten kurtaramamış.

Mehmet Bilgin matematik hocamızdı. Rahmetli arkadaşımız Sıddık Çetin sınıfta matraklıklar yaptıkça ‘’güldürme beni Sıdık, güldürme beni Sıdık’’ sözleri bir replik halinde hafızamda kalmış. Mezuniyet sonrası kendisinden hiç haber alamadım. Yaşıyorsa selam olsun. Hürmet ederim kendisine.

Ali Rıza Türkdönmez, Mehmet Solmaz hatırımda kalan diğer okul müdürlerimizdi. Perihan Türkdönmez(müdür beyin hanımı)

Tarım hocası Halit hoca, İbrahim Gülsu, Mehmet Gülsu, Cumali Olgun, Bedrettin Sungur, Vedat Özdemir, Suat Yaşar Bostancı, Ali Değerli, Beden Eğitimi hocalarımız: Burhan Çumralıgil, Ali Gök. Mustafa Güney, Ömer Güney kardeş hocalar, Nazlı Kaynarkan müzik hocamız, Sevgi Cin, Fatih Nurani Baykal, Mustafa Çelik, Hüseyin Cenk Fransızca hocamızdı. Adı Aziz Özmen olan kısa boylu bir Fransızca hocamız daha oldu ‘’küçük kemik kıran’’ derdik. Elinde çubuk her hata edene vururdu. Ragıp Mercimek, Hidayet Kılıçarslan. Bir de 19 aralık 1978’de başlayan Maraş Olaylarında, okulda grev yapan öğretmenlere katılmayan tek öğretmen Hayrettin ya da Hayrullah olacak adını tam çıkaramadığım bir hocamız daha vardı. Gökmen Teke, Osman Teke, Hacı Kılıç, Ahmet Özhan, Ömer Koca, Fethi İrteni. Bütün hocalarımızın emeklerine saygı ve minnetlerimi sunuyorum. Yaşayanlara sağlık ve afiyet, ölmüş olanlara da Cenabı Mevla’dan rahmet niyaz ediyorum.

Bildiklerimi bildiğim kadarıyla yazdım. Bazı gerçeklerin  bilinmesi, bazı hakikatlerle yüzleşilmesi tarihin doğru tahakkuk etmesi açısından elbette şart. Gelecek nesillerimize sağlıklı bir insan mirası bırakabilmek hakikatlerin olduğu gibi tecellisi ile mümkündür.

Sağlıcakla kalın.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Levent Çağıran dedi ki:

    Hacı Kılıç tarım hocası olup güreşçi idi. Çarşı da komünistler saldırdığında bir kaç kişiyi yıkmıştı. Tarım derslerinde çok çalıştırırdı.
    Osman Teke, Almanca hocamızdı. Bekardı. Bizim sınıfla çok iyi anlaşırdı.
    Ali Tuncer Özaslan , Osman Teke bazen belden aşağı sohbetlere girer, gülmekten kırılırdık.
    Nuri Akpınar dayıoğlum Memiş Çağıran ve bana “Akıllı Çağıranlar” derdi.
    Cumali Olgun beni en çok etkileyen hocamdı. Onu örnek alarak tarih öğretmeni oldum. Hiç unutmam ilk dersimize gurdiğinde “Ben bir Türk milliyetçisiyim adım Cumali Olgun” demişti.
    Cemal Günal paralarımızı teslim ettiğimiz harçlığımız bittik çe para çektiğimiz ATM gibiydi.
    Süleyman Çayırdağ bir ara sınıf öğretmenimizdi. “Size küstüm ” dedimi, ağlamaklı olurduk, çok sevmiştik onu.
    Matematikçi Fethi İrteni vardı. Ufak tefekti ama “adamdı.
    Hasan Arda bir gece sınıfımıza gelip “Komünizm anamızla bacımızla yatmak değildir “diye başlayıp, bir saat düren konuşmasını “Ananızı, bacınızı 6.Filo’dan kıskanın diye bitirmişti.
    Memiş bak bana neler hatırlattın neler, kalemine , yüreğine sağlık.

  2. İlhan ERAVŞAR dedi ki:

    Memiş kardeşim yaptığın hoca analizleri çok güzeldi. Şöyle bir geçmişi hatırlattı. Her birinin üzerimizde farklı etkileri ve izleri oldu. Rahmetli Kazım USTA hocamız bütün öğrencileri numarası ile söylerdi.
    Levent’in , Hacı Kılıç dediği, yanlış bilmiyorsam Hacı Eker di.

    1. Memiş OKUYUCU dedi ki:

      Evet doğru dersin. Hacı Eker o tarım hocası. Yarım asırlık nerede ise zaman geçince bazı isimler karışabilmekte. İsimler konusunda düzeltilmesi gereken durumlar olursa arkadaşlarım lütfen yazsınlar.