Yazar Mustafa Özcan, “Arkası Kesilen Yetim Kavramlar” başlıklı makalesine “Zamanla bazı temel kavramlar unutuluyor ve üzeri külleniyor. Kullanılamaz hale geliyor. Biz de hatırladıkça bir yakınımızı kaybetmiş gibi oluyoruz.” cümlesiyle başlamış.
Üstadın yazılarını yıllardır takip ederim. O, bir konuyu ele aldığında kanaatini serdetmek yerine, kaynak eserlerden misaller getirir, nice âlimlerin sözlerini delil gösterir.
Üstad, birçoğumuzun okurken hoşlandığı ama yazarken hiç aklına getirmediği veya yazmaktan kaçındığı kelimelerin hamisidir. Yetim kelimelere bayram sevinci yaşatır. Onların elini bıraktığı vaki değildir. Her yazısında beni, elimi öpmeye getirmiş diye düşündüğüm birkaç yetim kelimeyle tanıştırır.
Üstad, toplumların sürekli dönüşüm geçirdiğini, eski kültürlerin etkisinin kaybolduğunu bilenlerden. Ama, unutulan kavramların hayatımızda boşluk ve burukluk bıraktığının da farkında.
Üstad bu kez ‘bereket’ ve ‘feyz’ kavramlarıyla çıkageldi. Bu kavramları unutursak, cennet çayırlarının yerinde büyük bir çöldür bize kalan. Çölü bir daha yeşertmek kolay mı? ‘Bereket’ ve ‘feyz’ kavramlarını unutan gönüldeki boşluğu nasıl dolduracağız? Hangi kelime o devasa boşluğu doldurur? Hem bereket hem feyz kavramının unutulması binlerce yıl el ele yürüdüğü birçok kelimenin de ölüme terk edilmesi demek değil midir?
Günümüzde dünyayı bekleyen en büyük tehlike olarak iklim krizi öne çıkıyor. Su kıtlığı ve küresel savaşlar, iklim krizinden sonra geliyor. Entelektüel zihinler için en büyük tehlike nedir diye düşündüğünüz oldu mu?
İşte burada yetim kavramlar karşımıza çıkıyor. Bir medeniyetin, bir inanç sisteminin dayanağı olan kavramlar ya kullanımdan kalkıyor, sahipsizliğe terk edildikleri için boyunları bükük, yetim kalıyor, ya da mutasyona uğruyorlar. Mutasyon yerine güncelleme diyerek yeni kavramları benimsememizi sağlıyorlar.
Vahşi kapitalizmin saldırısında ne çok kavram hasar aldı, yetim kaldı. Enkaz altında çıkarılmayı bekleyen binlerce kavram var. Bunlar arasında gördüğüm iki kelime var ki, durumları pek acıklı: Nimet ve rızık.
Sizce nimet nedir? Sizce rızık nedir? Bu iki kavram kadar mutasyona uğramış, örselenmiş, saldırıya uğramış başka kavram aklıma gelmiyor. Bu kavramlara bakış açımız değişmiş. Güncellenmiş, güncellenirken özünden arındırılmış kavramların en babaları…
Ebu Talip el-Mekki’, Kûtü’l Kûlüp (Kalplerin Azığı) adlı eserinde, “Halinden şikayet edeceğini bildiğiniz birine nasılsın diye sormayın. Çünkü o, halinden şikayet ederse bunun vebali size aittir” diye yazmış.
Halinden şikayetçi olmayan birini en son ne zaman gördünüz? Şikayetin yoğunluk merkezi, bugünün ifadesiyle, yaşam koşulları, ekonomik darboğaz veya geçim sıkıntısı. İsteklerle ihtiyaçlar birbirine karışmış. Hepimiz, her şeyi talep etmeye alışmışız. İhtiyaç listemiz birkaç ömre yetecek kadar çeşitlenmiş. Servetinden başka zenginliği olmayanların, şikayet etmekte yarışanların nüfusu hızla artıyor.
Arzulayan insandan tüketen, çok tüketen, daha çok tüketmek için yaşayan varlığa dönüştük. Doymuyoruz, yetinmiyoruz, daha çoğunu istiyoruz.
Nimet, maddi ve manevi imkânlar, bolluk ve iyi hal içinde olmak demek. Rızık kelimesi “yiyecek, giyecek ve faydalanılacak her şey; yağmur; bağış; pay, nasip” gibi mânalara gelir. Terim olarak Allah’ın canlılara yeme içme ve başka hususlarda yararlanmak üzere verdiği her şeyi ifade eder.
Rızık kavramı ve rızıklandırma fiili Kur’ân-ı Kerîm’de 123 yerde geçer. Kur’an’da, yeryüzündeki bütün canlıların rızkını verenin Allah olduğu vurgulu ifadelerle anlatılır.
Nimet ve rızık kelimelerinin hamiliğine var mısınız?
Günün Sözü: Sahip oldukların seni mutlu etmeye yetmiyorsa sahip olamadıkların da işe yaramayacaktır. (Erich Fromm)
Ahmet TEK