MEB’in ders kitaplarında bazı kavramları değiştirmesi memnuniyetle karşılandı. Ben de memnun oldum. Fakat bu değişiklik çok geç kalmış bir değişikliktir. Bunu ilk fark ve teklif eden yazar Samiha Ayverdi’dir. Şöyle ki :
Samiha Ayverdi; Osmanlının bir devamı olarak kurulan Cumhuriyet’in de bekasının ecdattan devralınan dil, kültür, medeniyet, inanç ve hedeflerle mümkün olacağını düşündüğü için 1950’den sonra devlet adamları, bürokratlarla mektuplar vasıtasıyla irtibatlar kurar. Onlardan Osmanlı kültürünü, kimliğini, aidiyetini güncele taşıyarak devam ettirecek tekliflerini yazar.
Ayverdi’nin eserlerinde inkılaplar, maarif, kadın hareketleri, aile, İstanbul, din eğitimi, kültür hayatımız, Türkçe, Fetih ve Fatih vs hakkında çok önemli tespitler var ve bu tespitler geçerliliğini hâlâ koruyor. Bunları her fırsatta mesele olarak gündeme getiriyor. Kubbealtı, Türk Edebiyatı, Tercüman gibi yayın organlarında; “O da Bana Kalsın”, Mülâkatlar ve Mektuplarında bu iç içelik hep görülüyor. İnkılaplar hakkında : “Bir milletin inkılabı gaye kabul edecek kadar basiret ve aklıselimden mahrum kalmasına acırım” sözleri ile eğitimde bu konuların gaye haline getirilmemesi gerektiğini söylüyor. “Bu gökkubbe altında bir cihangirin hattâ bir de devlet kurucusunun, kânunlar payandasına dayanarak korunduğu, görülmüş işlerden değildir. Her dâhinin beşer olmak sıfatı ile hatâ yapmaması kabil değildir. “Lâ yuhtî” ancak Allah’tır.” sözleriyle insanların ve öğrencilerin hür düşüncesini engelleyen hususlara işaret ediyor.
Mektuplarına “Hiçbir sıfat ve salahiyet sahibi değilim, Fakat yüreğim vatan ve millet sevgisi ile çarpan biriyim. Sizden hiçbir şahsi talebim yok. Harbiye’nin ilk mezunlarından olan büyükbabam şehittir, babam ise Balkan Harbi ve Birinci Cihan Harbine iştirak etmiş bir gazidir. Kırk senedir vatanıma hizmet etmeye çalışan biriyim.” anlamına gelen girişle başlamaktadır.
Mektuplar, muhataplarına göre küçük farklılıklar gösterse de maarifin milli ve dini bir terbiye üzerine kurulmasının gerekliliği, uydurukçaya karşı Türk dilinin tarihî birikimine uygun olarak kullanılması, dinî eğitimin şekilden öze inmesi, Siyonistlere, Masonlara, Yahudilere, Rusya ve Çin kaynaklı komünizme karşı uyanık olunması, turizm politikası olarak yürütülen misyoner ve Haçlı planlarının bozulması, nüfus planlamasına son verilmesi gibi konular çevresinde odaklanmaktadır.
Türk eğitim sistemi birçok konuda hâlâ Samiha Ayverdi’nin hassasiyetlerinin gerisinde seyretmektedir. Ayverdi’nin Menderes’ten Özal’a kadar bütün kültür bakanları ve milli eğitim bakanlarına Efes değil Selçuk; Ege Denizi değil Adalar Denizi, Orta Asya değil Türkistan denilmesi gerekir. Ülkemize sahip çıkmanın yollarından biri dilimize sahip çıkmaktır, bunu da topraklarımıza, vatanımıza Türk tarihine göre, Türkçe adı ile öğretirsek gerçekleştirebilirsiniz demektedir.
Ayverdi’nin teklif ettiği maarif felsefesi ilâ-yı kelimetullahtır. Bu hedefi ‘Kızılelma’ olarak gösterir. Böylece Türklerin mitolojik hedefine İslâmî bir renk verir.
“İlk iş, Türk maârifini millîleştirmek, Türk çocuğuna îlâ-yı kelimetullah şevkini yeniden aşılamaktır. Türklüğün olduğu kadar beşeriyetin de yüzünü güldürecek olan bu şuur, en az bin yıllık târihimizin kızıl elması olarak bizi, sefer, zafer ve medeniyet asırlarına götürmüş ve patronajımız altındaki kavimlere ise içtimaî adalet, vicdan hürriyeti ve huzur getirmiştir. Büyük günâhımız, dâima hareket ve berekette kalarak, meydana koyduğumuz büyük medeniyetin tefsirini yapmamış olmamızdır. Müslüman Türk’ü tanımamayı bir îman borcu bilen düşmanlarımız ise kitâbîleşmemiş ve dünyâya kendi kendinin tefsirini ve bir mânâda da terkip ve reklamını yapmamış Türk’ü, bildiği ve istediği gibi damgalayarak, bu beşerî-ilâhî medeniyeti barbar olarak künyelemiştir. Türk milliyetçiliği îlâ-yı kelimetullah ile çift olmadıkça, ruhsuz cesetten farksızdır.”
Dikkat edilirse bu ufuk ile Erdoğan’ın Türkiye Yüzyılı dediği ufuk arasında bir fark yoktur. Fakat aynı ufuk Maarif Modeli Müfredatta bulunmamaktadır.
Samiha Ayverdi, Selçuklulardan itibaren Haçlı Seferleri üzerinden Batı Hristiyan dünyasının; İttihat ve Terakkiden itibaren masonların ve siyonist yahudilerin ihanetlere karşı uyanık olmayı tavsiye ediyor.
Ayverdi asker, sivil ayrımı yapmadan ironik bir şekilde masonlarla irtibat halinde olan hatta Demirel gibi mason olduğu bilgisi yayılan siyasetçilere Türklerin ve Türkiye’nin iç düşmanları sadedinde aşağıdaki satırları yazıp gönderiyor :
“Yahudiliğin üzerinde çok durduğumun sebebi Siyonizm ileri karakolu olarak mason locaları vardır ki hangi mezhep ve ırkta olursa olsun, oraya kapılanmak demek yahûdiliğe kılıç kalkan kesilmektir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşündeki mühim sebeplerden biri de budur. İttihat ve Terakki komitecilerinin masonluğun kolu kanadı arasında siyonizme hizmet etmiş olmaları unutulmayacak bir târihî hatâdır. Siyonistler mason localarının himayesinde gelişen ve korunan Lions Klüpler, Rotari Klüpler hattâ bu klüplere bağlı bir kadın teşekkülü olan Soroptomistler yolu ile cemiyetin içine sızmakta, bilhassa himâyeye muhtaç çocukları hediyeler, noel ağaçları ile elde etmektedirler.”
Samiha Ayverdi, bin yıldır İslam toprağı olan vatanımızda Hristiyan kültürünü, Haçlı zihniyetini canlandıracak eski isimlerin kullanılmasına karşı özel bir hassasiyet geliştirmiştir. Turist çekmek, Hristiyanlara hoş görünmek, Anadolu’nun kültürler ve dinler mozaiği olduğunu söylemek, Hristiyanlık propagandasıdır, devlet eliyle misyonerlik yapmaktır. Devletin bizatihi böyle bir işleyişin içinde olması affedilemez, demektedir. CHP genel sekreteri Kasım Gülek, Papalığı temsilen gelen bir heyeti Selçuk’ta kabul ettiği Selçuk’u Efes diye takdim ettiği, Meryem Ana Mağarasını peşkeş çekercesine Haçlılara mal ettiği için büyük bir tepki göstermektedir. Bu haber gazetelerde yer alınca hemen hareket geçen Ayverdi, Turizm Bakanı ile görüşür. Selçuk’un Efes olmadığını, Kapadokya, Kilikya gibi isimlerin Hristiyan kültürünü benimsetmeye yarayacağını, broşürlerden, turizm rehberlerinden bu isimlerin Türk isimleri ile değiştirilmesi gerektiğini bildiren mektuplar yazar. Bu konudaki uyarı yazıları yukarıda ismi geçen bütün Turizm Bakanlarına gönderilmiştir.
“Bugün Garbî Anadolu, bir müstemleke toprağı imişçesine oraların eski efendilerinin dilleri ile künyelenmiştir. Oteli, moteli, gazinosu, eğlence yerleri, pansiyonları hep eski medeniyet bakiyesinin isimleri ile anılır olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı devirlerinin bakiyesi bulunan ata yadigârları eserler birer enkaz ve moloz hâlindedir. Devlet ve turizm câhilleri, Türk eserleri görmelerini teşvik etmeleri gerekirken seyahat heveslisi yabancıları Roma ve Yunan artıklarını görmeye davet etmektedir. Otuz sene önce Türkiye’nin başında Efes çılgınlığı yoktu. Bu suçlular Ankara’nın meşhur Mes’ud Ahi’sini, Eti Mesgut yapmaktan çekinmemiştir. Elazîz, Elazığ oluvermiştir? Diyârıbekir adı ile anılan bu eski mi eski irfan yuvası şehrin adını değiştiren gene biziz. Adalar Denizi dediğimiz denize Yunanca Ege Denizi deyiveren de gene bizim ham kafamız değil mi?”
Görüldüğü gibi Samiha Ayverdi bir paratoner gibi yıldırımın nereden geleceğini bilmekte ve ona göre bir tedbir yolu göstermektedir. Milli Eğitim Bakanlığının yeni yaptığı isim değişikliğine Türkeli de eklenmelidir. Çünkü Misak – ı Milli hâlâ geçerlidir ve misak- ı milliye göre bu vatanın adı Türkeli’ dir.
Günümüzde gündeme gelmeyen, herkesin dinini yaşamak ve yaymak özgürlüğü var gerekçesi ile göz yumulan olaylardan biri de misyonerliktir. Osmanlı’dan itibaren her zaman canlı olan misyonerlik faaliyetleri 60’lı yıllardan sonra Barış Gönüllüleri, turizm acenteleri, burslu öğrenci değiştirme programları ile devam etmektedir. Ayverdi’nin İstanbul, İzmir, Ankara, Elazığ, Mersin, Diyarbakır gibi şehirlerden gelen misyonerlik haberlerine karşı yetkilileri uyardığını görüyoruz. Selçuk’a Efes denilmesinin altında yatan sebep de misyonerliktir.
“Anadolu’daki Katolik faaliyetlerine bir bakın, her geçen gün bir yeni kilisenin temeli atılıyor. Vatanın bağrına hıristiyan hacıları akın ederken, bizim bâzı devlet adamlarımız, memlekete seyyah gelecek diye sevinip papaya teşekkür mesajı yolluyorlar. Şifalı sulara, mevhum ve uydurma Hıristiyanlık makamlarına adaklar adamaya, hıristiyanlardan ziyâde biz inanıyoruz. Bilelim ki Filistin topraklan da bir zamanlar aynı metotla elimizden çıkmıştı.”
Samiha Ayverdi Bakanlığın Haçlı Seferlerini Haçlı Saldırıları, Orta Asya’yı Türkistan, Ege Denizini Adalar Denizi olarak değiştirmesini görseydi sevinirdi muhakkak. Fakat bunlar yeterli değil. Başka vesilelerle yazdım. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin hedeflerini gerçekleştirmede en elverişli metin (roman, hikaye, tarih, seyahat, mektup, hatıra vs) yazarlarından biri Samiha Ayverdi’dir. O da Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatta yoktur. Ne büyük eksiklik ne yaman çelişki.
Kâmil Yeşil
Çok gecikmiş olmakla birlikte zararın neresinden dönsek az.. Eserleri çok dikkatle taramışsınız. Teşekkür eder fikirlerin tatbikini dileriz.